Tam 16 ay sürdü askerliğim. 4 ayı eğitim, 12 ayı da yedek subaylık ile geçti. Benim dönemimde kısa dönem askerlik yoktu. Tam benimki bitti önce bedelli geldi sonra da üniversite mezunları için kısa dönem erlik çıktı.
Açık söyleyeyim, gitmeden önce “hayatımın sonu” diye düşünmüştüm.
Tıpkı bugün “bedelli çıksın” diye ortalığı birbirine katan ve işi “Bedelliyi kabul etmeyen vatan hainidir” diyecek kadar şuursuzluğa taşıyanlar gibi “Tam da hayatım rayına girerken nereden çıktı bu askerlik” diye karalar bağlamıştım.
* 12 EYLÜL ETKİSİ: Yıl 1982’ydi. Askeri darbe yeni yapılmış, meslekteki 6’ncı yılımdı. Çok hırslıydım, kendimi göstermeye çalışıyordum. O dönemin en büyük gazetesi Günaydın’ın gece sekreteriydim. Aşama yapmam lazımdı ama nasıl? İroni gibi ama 12 Eylül paşalarının Günaydın’ı kapatması imdadıma yetişti. Gazete kapanınca gece işi kalmadı. Gazeteye gündüz gidip geliyordum. Gazetenin sahibi Haldun Simavi de bizimle birlikteydi. Sanki gazete çıkıyormuş gibi her gün toplantı yapılıyordu. Tabii ortam da yumuşak olduğu için güven bulup ara sıra patronun da yanında lafa karışıyordum. O yıllarda patronun, genel yayın müdürünün yanında konuşmak, lafa girmek kimin haddine. Bir gün Genel Yayın Müdürü Rahmi Turan’a “Şu çocuk kim?” diye sormuş Haldun Simavi. Rahmi ağabey de “Gece sekreteri, çok çalışkan ve becerikli, elimiz ayağımız oldu” demiş.
* MESLEKTE YÜKSELİŞ: Haldun Simavi bunu duyunca “Yavrum madem o kadar iyi ne diye gecede harcıyorsunuz” karşılığını vermiş. Birkaç gün sonra kapatma kararı kalktı, gazete tekrar yayınlanmaya başladı, Rahmi ağabey de “Artık gündüzdesin” dedi. İçim içime sığmıyordu. Beklediğim an gelmişti. Gündüzleri gidecektim gazeteye ve Haldun Simavi’nin her biri ders niteliğindeki toplantılarına katılacaktım. Kısa sürede yeni duruma alıştım, Rahmi ağabeyin hemen dizinin dibindeydim. Hatta toplantılarda ara sıra konuşuyordum.
* ASKERE ÇAĞIRIYORLAR: Meslekte yükselmeye başladığımı düşünerek hayaller kurarken, gelen bir tebligatla başımdan aşağı kaynar sular döküldü. “Yahu olur mu böyle şey, insan hayatının en önemli döneminde, üstelik yükselişe geçmişken askere gider mi?” diye ağlıyordum açıkçası. Dünyam bitiyordu. Ben bu fırsatı bir daha nasıl yakalarım diye düşünüyordum
* VAY APTAL VAY: Bu duygular içinde süklüm püklüm Haldun Simavi’ye gittim ve “Askere çağırıyorlar” dedim. Haldun Simavi yüzüme baktı, “Vay aptal, sen hâlâ askerliğini yapmadın mı?” dedi. Sanıyorum o da kurmak istediği yeni düzenden fire verilmesine sinirlenmişti. “Ne olacak şimdi?” diye sordu. Ne olacağı var mıydı, askere gidecektim.
* ZİNCİRKIRAN FAKTÖRÜ: Haldun Simavi, Necati Zincirkıran’a telefon etti ve “Bu aptal askere gidecekmiş. Biraz yardım et de ara sıra gazeteye gidip gelebilsin bari” dedi. Necati Bey o sırada Günaydın’ın başyazarı, çok forslu. Beni yanına çağırdı, birkaç yere telefon etti. Sonra da “Seni denizci yapmaya çalışacağım, belki İstanbul’da kalırsın, hafta sonları da işe gidip gelebilirsin” dedi.
* DENİZCİ OLDUM: Sonuçta Tuzla Piyade Okulu’ndaki sınavlara ve mülakata gittim. Beni denize ayırdılar. 4 ay Karamürsel’de eğitim gördükten sonra sıra geldi atamaya. Ankara’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmaz mıyım? Dünyam bir daha yıkıldı. Gazeteye gidip gelme hayallerimin yok olduğunu düşündüm. Oysa subaydım. Mesai ile çalışıyorum, hafta sonlarım eğer nöbete denk gelmezse bana aitti.
* İKİLİ ÇALIŞMA: Böylelikle hemen her gün mesaiden sonra Günaydın’ın Ankara bürosuna gidip gelmeye başladım. Sonra hafta sonları o zaman çok lüks sayılan uçakla İstanbul’a gittim ve gazetede çalıştım. Bu durumda bir gün bile izin kullanmamış oldum.
* ÇIKARILACAK DERS: Erkek olan herkesin en önemli derdi tam hayatını düzene sokarken gelip çatan askerliktir. Bu, insana sanki dünyanın sonu gibi gelir ama öyle olmuyor işte. Herkes askerlik yapınca adaletsizlik de ortadan kalkıyor. Şimdi “Hayatımızı düzene sokmuşuz, çoluk çocuğa karışmışız, askerlik yapmayalım, parasını verelim” diyenleri anlıyorum ama gülüyorum da.
Önce bunu okuyun
Sevgili okurlar; bundan böyle bazı pazar günleri esprili yazılar ve Yıldırım Tuna’nın tiryakisi olduğunuz fıkralarının yanı sıra 30 yıllık gazetecilik yaşamımda başımdan geçen bazı olayların, haberlerin perde arkasını yazacağım. Böylelikle geçmişe doğru birlikte yolculuk yapmış olacağız.
Tabii bunu yaparken, geçmişte yaşadıklarımızla bugün arasında paralellikler kurmaya çalışacağım. İlginç olacağını düşünüyorum.
Pazar fıkraları
Yıldırım Tuna’dan fıkralarla keyifli Pazarlar diliyorum...
Ananı getir
Köylü oğlan ve babası büyük şehre ilk defa gelmişler. Alışveriş merkezinde zemin kattaki iki gümüş renkli parlak duvarın ağır ağır açılıp kapanması ilgilerini çekmiş. “Bu ne baba?” diye sormuş oğlan. Hayatında hiç asansör görmemiş. Baba “Bilemiyorum oğul..” demiş. Onlar bu ilginç şeyi nefeslerini tutup izlerken tekerlekli sandalyeli yaşlı bir kadın sağa sola kayan gümüş renkli duvarlara doğru gitmiş ve bir düğmeye basmış. Duvarlar açılmış, yaşlı kadın yoğun ışıklı küçük bir odaya girmiş, duvarlar kapanmış. Oğlan ve babası kapının üzerindeki küçükten büyüğe doğru yanıp sönen ışıklı rakamları izlemişler. Son rakamdan sonra aynı sırayla bu sefer geriye doğru ışıklar teker teker yanmış. Sonunda duvar iki yana kayarak açılmış, dışarı 24 yaşlarında incecik muhteşem bir fıstık çıkmış. “Oğlum” demiş adam kızdan gözlerini ayıramayarak, “Koş.. Koş ananı getir!..”
Önemli bilgi
Orta yaşlı bir kadın müzeye girmek için bilet sırası gelince gişe görevlisi “Giriş 20 lira efendim” demiş, “Ama yaşınız şayet 50’yi geçtiyse 15 lira alıyoruz.” Kadın “Aa!” demiş şaşırarak, “Hangi kadın böyle önemli bir bilgiyi 5 lira karşılığında verir ki?”
Kurtarmak
Şehrİn “Kırmızı Fenerli” sokağında yürüyen adamın yanına güzel genç bir kız yanaşmış, “Bayım bir miktar para verirseniz benim gibi genç bir kızı bu iğrenç sokaktan kurtarabilirsiniz” demiş. “Ta..Tabii” demiş heyecanlanan adam elini cüzdanına götürerek, “Ne kadar vermem gerekir?” Kız “Değişir” demiş gülümseyerek, “Kaç saatliğine kurtarmak istediğinize göre değişir!..”
Büyük sevinç
Bİr gün kadın kocasına sormuş “Ben ölsem sen ne yaparsın?” diye. “O an ben de ölürüm” demiş adam. “Neden?” diye mutlu bir ifadeyle sormuş karısı. Adam cevaplamış: “Öyle büyük bir sevinci kalbimin kaldırabileceğini zannetmiyorum!..”

