Sevgili okurlar; bu hafta sizlerle belki pek çoğumuzu şaşırtan ve üzen bir durumla ilgili sohbet etmek istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri yaklaşık 2 yıldır çok ağır bir hakaret ve karalama kampanyasının hedefi durumunda. İlk başlarda bu, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyenlerin en korktukları engeli kaldırmak istemeleri olarak niteleniyordu.
Hiç de iyi değilmiş
Oysa geçen zaman, bazı karanlık fikirlilerin bu amaçlarına ulaştığı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de yürekler acısı bir durumda olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Öyle ki Silahlı Kuvvetler’in kendisini savunmaktan bile aciz kalması, mensuplarını adeta aç kurtların önüne bırakması, itibarını yerle bir etmesi vatandaşları da hayretler içinde bıraktı.
Silahlı Kuvvetler’in yeri
Öncelikle ve altını çizerek bir kere daha belirtmek istiyorum: Silahlı Kuvvetler’e ne laik Cumhuriyet’i korumak ve kollamak, ne Atatürk ilkelerini yaşatmak için güvenmeye ihtiyacımız olduğuna inandım. Çünkü temel işlevinin bu olmadığını çok iyi biliyorum. Ki, demokratik bir ülkede silahlı kuvvetleri “koruyucu” olarak görmek de çok yanlış.
Farklı algılamalar
Oysa, kızalım kızmayalım, halkın önemli bir bölümünde Silahlı Kuvvetler’in işlevi hakkında yanlış bir algılama var. Ordu üç kez darbe yapmasına rağmen nedense, halkın önemli bir bölümünün gözünde “laik cumhuriyetin ve Atatürk ilkelerinin koruyucusu” olarak bilinir. Bu yanlış algılama, askerin zaman zaman laiklik konusundaki çıkışları nedeniyle oluşmuştur.
Psikolojik gerekçe
İşin doğrusu, Silahlı Kuvvetler’in böyle bir görevi ve kaygısı olmadığı halde, halkın böyle bir düşüncesi olması tamamen psikolojiktir. Türk halkı başı sıkıştığında ordunun yardıma koşacağına inanmıştır. Bu, bir güven duygusudur ve yabana atılamaz ama gerçeğin bu olmadığını da bilmemiz gerekiyor artık. Peki bu algı nasıl ve neden oluştu?
Darbelerin mantığı
Son 50 yılda yapılan üç darbe ve bir darbe korkutması dış güçlerin talimatıyla olmuştur. Ama darbeciler her seferinde “Türkiye’nin uçuruma yuvarlandığını ve müdahalenin kaçınılmaz olduğunu” anlatmışlardır. Darbeye kadar gerek baskı ve şiddet ortamı gerekse yolsuzluk ve hırsızlıklar nedeniyle öfkeli olan halk da bu yalana her seferinde inanmıştır.
Gerçek ortaya çıkıyor
Bu köşenin yazarı olarak yıllardır toplumsal hayatımıza ve siyasete askerin karışmaması gerektiğini ama özellikle hiç kimsenin başı her sıkıştığında askerden medet ummasının bir anlamı olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Bu gerçek sanıyorum artık halkın önemli bir bölümü tarafından kabul edilir hale gelmiş durumda. Bu, en azından demokrasimiz adına sevindiricidir.
Ordunun yedeği yok
Bunları belirttikten sonra şunu da samimiyetle söylemek istiyorum: Evet, Silahlı Kuvvetler hiçbir şekilde siyasete ve toplum yaşamına müdahale etmemeli ama aynı Silahlı Kuvvetler Orta Çağ zihniyeti taşıyanlarla maskeli faşistlerin bu kadar ağır hakaret ve sindirme operasyonlarına da uğratılmamalı. Ordu tek ve yedeği yok. Onu bu kadar yerle bir etmek hepimizin aleyhine.
Üzülmemek elde değil
Gelelim ordumuzun içine düştüğü yürekler acısı duruma. Bu, beni de sanıyorum milyonlarca insanı da derinden üzüyor, yaralıyor. Çünkü hemen her gün ordunun yeni bir zafiyetini, beceriksizliğini, ağır bir hatasını öğreniyoruz. Ve aynı ordu kendisini savunmakta bile öylesine aciz kalıyor ki, şaşırmamak elde değil. İnsan “İçi bu kadar mı boşmuş” demeden edemiyor.
Dokunulmaz değil
Elbette asker dokunulmaz değil ve yargı karşısında herkesle eşit. Ancak açılan soruşturmalarda, gözaltılarda, ifadelerde ve tutuklamalardaki tavırları da hiç hoş görünmüyor. Bir generalin savcılar karşısında saatlerce dil dökmesini anlamakta zorlanıyorum. Asker ifadeden kaçamaz da ifade verirken biraz daha dik durabilir örneğin.
Ya saklanmaları
Yine ifade vermeye gelen üst rütbeli subayların asker çocuklar tarafından örülen etten duvar arkasına sığınmaları da bir vatandaş olarak beni rencide ediyor. Ne var bu kadar çekinecek ve saklanacak. Hatta tam tersi göğsünü gere gere gelmesi gerekmiyor mu bu subayların mahkemelere? Tabii çekindikleri bir şey yoksa.
GATA rezaleti
Yine halkın duygularını inciten tutumlardan biri de, hakkında tutuklama kararı çıkan üst rütbeli subayların hemen hastaneye koşması ve raporlar alması. Tutum ve davranışlarıyla sadece Çetin Doğan’ı ayrı tutuyorum ama diğer generallerin hiçbiri güven vermiyor. Bir Türk generali hazırlanan bir tuzağı ortaya çıkarmak varken, rapor alıp hastane köşelerinde saklanmaya kalkmamalı bence.
Yalanları örtbas etme
Bütün bunların yanında bir de yapılan fahiş hataların örtbas edilmesi var ki evlere şenlik. 7 askerin şehit olmasına neden olan mayının bizzat ordumuz tarafından döşenmiş olması ama bunun saklanması olacak rezalet değil. Şimdi bu olayın soruşturulmasında çıkarılan zorluklar ise çok rahatsız edici. Türk ordusu hatasını da açıklayacak kadar güçlü ve gururlu olmalı.
Ordunun temel yapısı
Elbette bunları yazarken ordumuzun temel yapısını da dikkate almak zorundayız. Ordumuz tek ve yedeği yok ama sonuçta bir NATO ordusu. Örgütlenmesinden stratejilerine, eğitiminden hedeflerine kadar her şey NATO standartlarına göre şekillendirilmiş durumda. Böyle olunca da galiba ulusal hasletlerden uzak kalmak yönetim kademesini fazla rahatsız etmiyor.
Dikkat çekici nokta
Bu arada şunu da söylemek istiyorum: Bu yazıyı okuyunca Silahlı Kuvvetler’e haksızlık yaptığımı düşünen olabilir. Ama ben genel politikayı göstermeye çalışıyorum. Yoksa Türk Silahlı Kuvvetkleri mensuplarının büyük çoğunluğunun Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, laik demokratik Türkiye sevdası ile dolu olduklarını bilmemem mümkün mü?
Bazı cevapsız sorular
Bunların dışında kafamda oluşan bir iki soruya da cevap arıyorum. Örneğin tutuklanan emekli-muvazzaf subayların neredeyse tamamı PKK terörüyle mücadele edenlerden oluşuyor. Yani sanki PKK’ya dokunan yanmış gibi görünüyor. Bu, sizlere de garip gelmiyor mu? Üstelik PKK’ya uzanan her el aynı zamanda “katil-cani” gibi sunulmuyor mu?
Ya 28 Şubat dönemi
Yine dikkat çekici bir nokta da şu: Nedense, anti-Amerikan tavrını o günlerde de belli eden Tuncer Kılınç dışında tek bir 28 Şubat generali hakkında soruşturma yok. Oysa dinciler ve maskeli faşistler her fırsatta 28 Şubat’ın darbe olduğunu anlatıyor. Bu kadar belli bir darbe girişiminin hiç soruşturmaya uğramaması da bana garip geliyor.
Rahatsızlık büyüyor
Son olarak bir gözlemimi daha yazmak istiyorum: Son günlerde tutuklu subayların ailelerinden ve muvazzaf olduklarını söyleyen subaylardan “yakınma” mesajları geliyor. Sanıyorum bu mesajlar pek çok gazeteciye de gidiyordur. Genelkurmay’ın teslim olmuş görüntü vermesinin büyük rahatsızlık yarattığı anlaşılıyor. Yakında daha şiddetli protestoların olacağını düşünmek şaşırtıcı olmaz.
Hepinize iyi haftalar dilerim...
Askerin içine düştüğü yürekler acısı durum
Haberin Devamı

