Askeri rezil etmenin yolu “yargı görevini yapmıyor”dan geçiyor

Başbakan, Halep yolunda yanındaki gazetecilere emekli Oramiral Özden Örnek’e atfedilen günlükle ilgili “Yargı görevini yapmıyor” dedi

Haberin Devamı

Başbakan, Halep yolunda yanındaki gazetecilere emekli Oramiral Özden Örnek’e atfedilen günlükle ilgili “Yargı görevini yapmıyor” dedi. Kastettiği şu: Nokta dergisi Örnek’e ait olduğunu ileri sürdüğü bir günlük yayınladı. Bu durumda savcılar Nokta Dergisi’nin yöneticilerini çağıracaklar. Bunu delillendirmesini isteyecekler. Bu deliller sabit bulunursa işin ucu kime gidecekse gidecek.

İlk bakışta son derece masum ve gerçekçi bir talep. Eğer gerçekten ortada orduyu da yıpratacak bir konu varsa, bunun mutlaka çözülmesi gerek.

Ancak gerek Tayyip Bey’in gerekse hem siyasal İslamcı, hem de kitle medyasındaki yandaşlarının yazılarına, sözlerine baktığınızda asıl amacın başka olduğunu görüyoruz.

Çünkü asıl istenen, gerçeğin ortaya çıkarılması değil günlük olarak tanımlanan yazılarda adı geçen eski komutanların sorguya çekilmesi.

Savcılar hakerete geçecek, önce dergicilerin ifadesi alınacak, bu ifadelerin ışığında “kuvvetli kanaatlar” oluşacak, ardından eski komutanlar birer birer savcılığa çağrılacak.

Bu oyun tutar mı? Akıl ve mantık süzgecinden bakarsak tutmaması daha yakın ihtimal ama burası Türkiye, Adalet Bakanlığı’nın emir ve talimatlarını uygulayacak bir savcı bulunması o kadar da zor değil. Düşünsenize, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çok az bir zaman kala, pek çok emekli general savcılık kapılarında “darbe için hazırlık yapıp yapmadıkları” konusunda ifade vermek durumunda kalacak.

Siyasal İslamcı medya ile AKP yandaşlarının aylardır sürdürdüğü “ordu darbe mi yapacak?” endişelerinin üzerine tuz biber ekecek bir operasyon bu. Asker iyice rezil edilecek, bırakın müdahaleyi, çok yakın bir gelecekte birlikte çalışması gereken bir Cumhurbaşkanı konusunda en mütevazı görüşü bile dile getiremeyecek hale sokulacak.

Tayyip Bey, öyle görüyorum ki, Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirebilmek için, son günlere hırslarına yenik düşmüş bir görünümle giriyor. Sağduyunun egemen olacağına inancımı hâlâ korumakla birlikte Tayyip Bey’in beni yanıltabileceğini, Çankaya’yı ele geçirebilmek için her şeyi ateşe atmaya hazır bir psikolojiye doğru hızla kaydığını görüyorum.

Askerle, üniversitelerle, yargıyla, bürokrasiyle sürekli kavga eden, bu kavgasını zarif olmayan üslupla süslemekten çekinmeyen, her fırsatta “Biz-siz” ayrımı yapmayı tehlike olarak görmeyen birinin ya da göstereceği kişinin devletin en tepesinde oturmasının sakıncalarını umarım artık herkes görüyordur.

*****

Ekranda Yiğit Bulut adlı bir gazeteci
Salı akşamı televizyon kanalları arasında geziniyordum. Çoktandır aynı anda seyredilmesi gerekli bu kadar çok programa rastlamamıştım. Bir tarafta Prag Orkestrası’nın canlı yayınlanan konseri, bir tarafta Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir tarafta İstanbul Belediye Başkanı’nın anlattıkları, bir tarafta Fenerbahçe’nin Halep’teki maçı, diğer taraftan da diziler.

Bunlar arasında gidip gelirken ART televizyonunda heyecanla konuşan pırıl pırıl yüzlü genç birinin söylediklerine takıldım. CNN televizyonunun sabah yayınlarındaki ekonomi programlarında görmüştük birçok kere. Adı Yiğit Bulut.

Konuşmasına bir takıldım, neredeyse iki saat başka yere geçemedim.

Ekonomi, dış politika, ulusal değerler konusunda o kadar güzel, o kadar anlaşılır, o kadar heyecanlı şeyler anlattı ki, zaten ekrandan kopmak mümkün değildi.

Ama beni asıl etkileyen bu genç insanın, her söylediğine önce kendisinin inandığı, arkasında durduğu hissini vermesiydi. Lafları eğip bükmeden, kıvırmadan, birilerini kızdırma korkusuna kapılmadan söyleyebiliyordu. Herkese kafa tutuyordu, ama bunu öyle zarif bir uslüpla yapıyordu ki, kimse itiraz edemezdi.

Ortaya attığı her iddia ile ilgili konunun taraflarını “hodri meydan” edasıyla ekranda tartışmaya çağırması da son derece düzeyli ve cesurcaydı.

Bu genç adamı izlerken “Parti liderleri acaba bu programı izliyor mu?” diye düşündüm. Böyle atak, akılcı, cesur, mantıklı bir gencin herhangi bir partinin başında oturması bile bana göre o partiye inanılmaz oy getirir.

Kendi düşüncesinde siyasete girmek var mı bilemem, ama Yiğit Bulut ve onun gibilerin mutlaka ülke yönetimine de soyunması gerekir.

*****

14 Nisan’dan korkmayın
Tayyip Bey bazı sivil toplum kuruluşlarının 14 Nisan’da Ankara’da yapacağı yürüyüşe tepki gösteriyor. İşin “şirazesinden” çıktığını söylüyor. Bir taraftan istenilen kalabalığın toplanamayacağını iddia ederken, öte taraftan ne kadar büyük kalabalık olursa olsun hiçbir şeyin değişmeyeceğini söylüyor.

Bu çelişki bile Tayyip Bey’in ruhunda demokrasi adına bir korku olduğunun göstergesidir. Yalnız başına kaldığında yüzde 25 oyla, yasaların arkasına sığınarak tüm devleti ele geçirmeyi planlamanın, şekilsel demokrasiye olmasa bile siyasi ahlaka aykırı olduğunu herhalde kendisi de düşünüyor. Bu nedenle geniş toplumların şiddetli tepkisinden endişe duyuyor. Ama serde Kasımpaşalılık olduğundan “Kalabalık ne kadar büyük olursa olsun, bizi bağlamaz” kabadayılığını yapmaktan da çekinmiyor.

Oysa şurası bir gerçek ki, tüm dünyada kimi liderlerin küçümsediği kalabalıklar, aslında demokrasinin sesidir ve ona inanmayanları hiç beklemedikleri bir anda yerlerinden etmiştir. Yakın tarihe bakmak bile kafidir bunu görmek için.

*****

Hemen atladı
CNR’nin yöneticisi Ceyda Erem İpsala’dan yurt dışına çıkmak istemiş ama geri dönmüş. Yurt dışı yasağı yokmuş ama Emniyet yetkilileri “gitmemesi” tavsiyesinde bulunmuşlar. Ceyda Erem gece yarısı neden yurt dışına gitmek istedi, neden geri döndü, bu bir kaçış mıydı, bunları bilemem.

Ancak bu haberle ilgili tüm gazete haberlerinde bir ayrıntı çok dikkatimi çekti. Hemen her gazetede bu olayla ilgili tek yorum bir İTO Yönetim Kurulu üyesi tarafından yapılmış. İTO Yönetim Kurulu üyesinin Ceyda Erem’le ne alıp veremediği olabilir ki?

Ama geçen gün yazmıştım. Bu olayın bu kadar sansasyonel olarak ortaya atılmasının arkasındaki amacın CNR’yi ele geçirmek olduğu yolunda kuvvetli söylentiler var. AKP iktidarı para getiren hiçbir kuruluşu kendisinden olmayana bırakmamak için her şeyi yapıyor. Yarın daha güçlü olarak iktidara gelirse bugünün “dünya zenginleri de” bundan nasibini alacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR