ANALİZ
Süheyl Batum’un “Asker kâğıttan kaplan çıktı” sözleri çok tartışılıyor. Doğrudur. Ama amaçlar farklıdır.
Süheyl Batum’u bilenler, Türkiye’deki gelişmelere sağlıklı bakanlar; sağduyulular, siyasi çıkarlar için her olayı çarpıtmayı ahlâksızca bulanlar, bu sözlerin ne anlama geldiğini elbette anlıyor ve biliyor.
İktidar ve yandaşları ise aynı taktikle “mal bulmuş” gibi bu sözlerin üzerine atlayıp “İşte biz yıllardır darbe olacak diye çırpınıyorduk, kanıtı bu” diyebiliyorlar. Ne diyeyim, üç yıldır anlatıyoruz, ama iktidardan “beslenenler” beslenmenin devamı için böyle konuşmaya bir yerde mecbur hissediyorlardır kendilerini.
Gelelim Batum’un sözlerine.
Bülent Arınç’ın “İyi ki bu orduyla savaşa girmemişiz” sözleriyle Batum’un “Asker kâğıttan kaplan çıktı” sözleri arasında ne fark var?
Arınç aynı sözleri söyleyince “demokratik dik duruş“ oluyor da Batum söyleyince neden “darbe çağrısı” olarak kabul ediliyor?
Bunu geçelim.
Batum’un sözleri o kadar da yanlış değil ki. “Kâğıttan kaplan” tanımı belki bir siyasetçi ağzından çıkınca garip oluyor ama, askerin durumunun hiç iyi olmadığı da ortada.
Son üç yıldır kendisine yönelik hayasız saldırılardan hangisine doğru dürüst cevap verebildi asker?
Kevgire döndüğü belli olan Genelkurmay’dan her gün “dehşetengiz” bir belge sızarken, kendi içlerindeki subaylar her gün isimsiz ihbar mektuplarıyla savcıları harekete geçirirken kılını kıpırdatabildi mi asker?
Başına çuval geçirilirken de sessiz kaldı, ABD Başkanı’nın “get out” talimatını yerine getirmek için Irak’tan çıkarken de.
Kendi mensupları için “sehven” delil üretildiğinde ağzını açamadı, sırf orduyu etkisiz hale getirmek üzere evlerinden, kışlalardan alınan subaylara, astsubaylara destek çıkamadı, hukuksal yardım bile sağlayamadı.
Deniz Kuvvetleri’nin kalbinin tam ortasında döşeme altından çıkarılan bilgi ve belgeler karşısında da tıpkı normal vatandaş gibi hayret etmekten başka bir şey yapamadığı gibi kendi içinde bile hesap soramadı.
Genelkurmay, bunca saldırıya karşı bugüne kadar ne yapmıştır; dava açmış mıdır, açmışsa hangi aşamadadırlar, bunları bile bilmiyoruz. Çünkü iktidarın emrinde “kapalı kutu” gibi davranarak sözde bir ciddiyet tablosu çizilmek isteniyor herhalde.
Ordumuz kâğıttan kaplansa işte bu nedenledir, yoksa darbe yapamadığı için değil. Bu bilinmeli.
SİYASETÇİYE ELEŞTİRİ
Özür dileyeceğine dik dur
Bu yazım direkt Süheyl Batum ve CHP yönetimine.
Askerden tepki görür görmez etekleri tutuştu. Süheyl Batum özür üzerine özür diliyor, parti yöneticileri de “sözlerin maksadını aştığını” anlatmak için bin dereden su getiriyor.
Bunlar nasıl siyasetçi, nasıl parti yönetimi, anlamak mümkün değil!
Eğer söyleyeceğiniz lafları kaldıramayacak, arkasında duramayacaksanız hiç söylemeyeceksiniz.
Askerin ilk tepkisinde “korkan” bir ana muhalefet partisi olmaz.
“Asker kâğıttan kaplan çıktı” anlamındaki sözleri söyleyen Süheyl Batum özür dileyeceğine askere “Sen ne hakla siyasi açıklama yapıyorsun?” diye sorabilmeliydi.
Sonra da Başbakan’a dönüp “Neden askerin açıklama yapmasına izin veriyorsun, Başbakan olarak sana bağlı bir kurum adına senin konuşman gerek. Üstelik böylelikle senin fikrini de öğrenmiş oluruz” diyecek yüreği göstermesi gerekirdi.
Süheyl Batum ve CHP yönetimi askerden korkacağına o koca kurumun neden kâğıtta kaplan gibi algılandığının hesabını sormalıdır.
DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER
Bravo Tayyip Bey’e
Ne diyeyim, helal olsun Başbakan’a. Süheyl Batum hakkında “suç duyurusu”nda bulundu. Neden? Çünkü Batum askere “kâğıttan kaplan” dedi. Başbakan bu sözlerin hakaret olduğunu kabul ediyor.
Ama Erdoğan için “İyi ki bu askerle savaşa girmemişiz” sözleri normal. Bu sadece bir örnek, AKP ve yandaşlarının “kâğıttan kaplan”ı gölgede bırakacak ne hakaretleri var. Onların hiçbiri Başbakan’a göre suç unsuru taşımıyor.
Aynı çifte standart yandaş medyada da var. Daha önce hangi konuda olursa olsun askerin her açıklamasında “siyasete karışma” diyen bu medya her nedense hedef CHP olunca “bu komplekse hiç kapılmadan” manşetlerinde yer vermeyi uygun görmüş. Üstelik “asker siyasetçiye karşı nasıl açıklama yapar?” gibi bir eleştiride bile bulunmadan.
ÜZÜLDÜM
Altan ailesine şerefsiz demedim
Cinimi en çok tepeme çıkaran şey “söylemediğim ya da yapmadığım” halde tersinin ileri sürülmesidir. Yine başıma geldi, çünkü sözüm ona “özgür haberleşmenin merkezi internet haber siteleri” yaptı yapacağını.
Beyaz TV’de Rasim Ozan Kütahyalı ile yaptığımız programda, laf döndü dolaştı Defne Joy Foster’ın ölümüne geldi.
Foster’ın öldüğü evin sahibi gazetecinin, ölmüş bir kadını korumak yerine “bardan kaldırdığı bir kadın muamelesi” yapmasının bir erkek için şerefli davranış olmadığını söyledim.
Kütahyalı, her zamanki gibi kurnazlıkla “Altan ailesinden niye bu kadar nefret ediyorsun” demez mi? Orada cevabını verdim ama, kan kokusuna meraklı bazı internet haber siteleri bu görüntüleri anında yayına soktu.
Videonun altına yazılan haberlerde ise “Can Ataklı Altan ailesi şerefsizdir dedi” başlığını attılar. 30’u aşkın haber sitesi bu görüntüleri ve haber metnini, üzerinde hiçbir değişiklik yapmadan, “copy, paste” yöntemi ile aynen aldı.
Oysa ne böyle bir sözüm var ne de böyle bir düşüncem.
Evet, Altan kardeşlerin görüşlerine, bunları yansıtma biçimlerine şiddetle karşıyım. Onların bu tavrına karşı her yerde mücadele eder, eleştirilerimi sürdürürüm. Ama bugüne kadar hiç kimsenin şeref ve haysiyetine dil uzatmadım, kişisel hesap görmeye kalkmadım, nezaket kurallarını elden bırakmadım.
Ahmet Altan’ın oğlu olduğunu öğrendiğim gazetecinin polis ifadesini “panik halinde” verdiğini sanıyorum ama, yine de belirteyim ki, bir erkek erkek olabilmeli.
Bu arada, polisin ilk soruşturma zaptını ve ifadeleri üçüncü kişilere vermesi kabul edilebilecek şey değildir.
Buna karşı, biliyoruz ki bugüne kadar bu tür yüzlerce ifade basına verildi ve basın da bunuları fütursuzlukla yayınladı.
Özellikle o gecenin kahramanı gazetecinin yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Taraf Gazetesi bu kurala hiç uymadı.
Şimdi anlıyorum, Altan ailesi en çok bu durumdan şikâyetçi.
İşte bunun için yıllardır “hukuk bir gün herkese lazım olacak” demekten dilimde tüy bitti.
Süheyl Batum televizyon programına başlıyormuş. Origami (kâğıt katlama sanatı) konulu programın ilk bölümünüde “kâğıttan muhalefet” yapacakmış. (Gani Yıldız)
Her değişiklik insan beyninin sınırsızlığa açtığı bir penceredir (Rüştü Alçı)

