Sevgili okurlar; geçen haftayı tabii ki yine belgeydi, muhbirdi, açılımlardı tartışmalarıyla geçirdik. Ama öyle sanıyorum ki milyonlarca kişi belki aylar sonra ilk kez gözlerini bu konulardan biraz çekip insan sağlığı ve yaşamı ile ilgili gelişmelere çevirdi. Domuz gribi olayı ve genetiği değiştirilmiş organizmalar bir anda halkın ilgi odağı haline geldi.
Domuz gribi
Bir yıl kadar önce Meksika’dan çıkan ve domuz gribine yol açan bir virüs insan sağlığını tehdit etmeye başladı. Ölümlere neden olan bu virüse karşı her ülke tedbir almaya başladı. Aslına bakarsanız bu virüs hep bildiğimiz grip virüsünden daha etkisiz, ama tıp uzmanları başka bir tehlikeye dikkat çektiler.
Formu değişebilir
Domuz gribi, bildiğimiz gripten daha zayıf seyretmesine rağmen H1N1 virüsünün temel özelliği bir anda form değiştirip başka bir virüse dönebilmesi. 1900’lerin başında yaşanan bir grip olayında, virüs form değiştirmiş ve yüz binlerce kişi ölmüş. Virüsü inceleyen tıp uzmanlarının korkusu bu yönde oldu. Virüs form değiştirebilirdi.
Türkiye’nin durumu
Türkiye bu konuda öncelikle önlem alan ülkelerden biri oldu. Önce halk uyarıldı, hastaneler bu konuda bilgilendirildi, virüs incelemeleri yapıldı, yurt dışı kapılarına domuz gribini teşhis etmese de yüksek ateşli kişileri saptayacak cihazlar yerleştirildi. Bunlar olumlu gelişmelerdi.
Aşı çelişkisi
Domuz gribi konusunda olumlu adımlar atan Sağlık Bakanlığı bir anda olayın boyutunu çok yükseğe çıkardı. Adeta alarm zilleri çalınarak yapılan basın toplantısı ile domuz gribinin kapıda olduğu, ilk belirlemelere göre 3 bin küsur kişinin öleceği, on binlerce kişinin bu gribe yakalanacağı açıklandı.
Sonra başlayan oyun
Aslında bu şaşırtıcı bir durumdu. İnsanlar “Herhalde ciddi bir bulgu var, bakanlık da görevini yapıyor” diye düşündü. Ama garip bir şey oldu ve halkı adeta paniğe sürükleyen basın toplantısından hemen iki gün sonra domuz gribi vakasına rastlandı. Bir derken iki oldu, Ankara’dan Diyarbakır’a, oradan İstanbul’a ve çeşitli illere sıçradığı haberleriyle sarsıldık.
Gerçekten bu mu?
Bakanlık bunun üzerine en etkili önlemi alacağını açıkladı. Domuz gribi aşı siparişi verilmişti. Toplam 43 milyon doz aşı alınacaktı. Bunlar partiler halinde gelecek ve risk sıralamasına göre insanlar aşılanacaktı. Bu aşılara ödenen paranın miktarı ise kesin bilinmiyor. Ama 500 milyon doların altında olmadığı kesin.
Ölümler başlıyor
Ve en kötüsü art arda ölümler başladı. Ben bu satırları yazarken ölü sayısı 20’yi geçmişti. Art arda gelen ölümlerin domuz gribi nedeniyle olduğu açıklanıyor ama bu konudaki bilimsel raporlar kamuoyu ile paylaşılmıyor. “Domuz gribi virüsüne rastlandı” sözü açıklama için yeterli sayılıyor. Oysa eğer bu kişiler gerçekten domuz gribi nedeniyle öldüyse bunların raporları da mutlaka açıklanmalı.
Aşıyı tüketmek mi?
Türkiye’de tam da aşı alındığının açıklanmasından sonra bir anda domuz gribi vakalarının artması ister istemez kuşku yaratıyor. 43 milyon doz aşı alınıyorsa elbette bunun tüketilmesi de gerek. Oysa zaten adı nedeniyle halkın bir kesiminin kuşkuyla baktığı bu gribin aşısını herkese yaptırmak kolay değil. Bu durumda domuz gribi paniğini artırmak ilaçların tüketilmesi için en kolay reklam yolu.
Kim getirdi bu aşıları?
Tabii burada akla gelen soru aşıların alınmasına kimlerin karar verdiği ve kimin aracılık ettiği. Bu konuda da çok rivayet var. Bir dönem Türkiye ekonomisine hükmetmiş bir ismin aşılar için aracılık yaptığı da ileri sürülüyor. Bu şüpheler de konuşulurken Başbakan hiç beklenmedik bir anda ve yine beklenmedik bir şekilde “aşı olmayacağını” söyleyiverdi. Bununla da yetinmeyip Sağlık Bakanı’nı herkesin içinde azarladı. Peki Başbakan neden böyle yaptı? Aşılamada kötü kokular mı aldı acaba?
Aşılar ne olacak?
Başbakan böyle bir bilgi almış olabilir. Ama sonuçta Başbakan “Ben aşı olmayacağım” dediyse, kimsenin aşı olmaya yanaşmayacağını da biliyor. Bu durumda bağlantıları yapılmış aşıların elde kalacağı gün gibi ortada. Kısacası Başbakan’ın bir sözü ile en az 500 milyon dolar da sokağa atılmış oldu. Bunun hesabını kim verecek?
Bakan istifa etmeli
Bu gelişmelerin en garip tarafı Sağlık Bakanı’nın koltuğuna yapışması. Ne kadar iyi niyetle olursa olsun başlattığı önlemler zinciri bizzat Başbakan tarafından koparıldı. Bakanın bu durumda istifa etmesi gerek. Ne tuhaftır ki “Başbakan sonradan gönül aldı” bahanesi ile istifa kelimesi gündemden kalkıverdi. Bu andan itibaren bize söz düşmez tabii, bu haysiyet konusunda muhatabın görüşüyle ilgilidir artık.
Ben aşı olurum
Bir tıp uzmanı olmadığıma göre, domuz gribi ve aşısı konusunda fikir söylemem yanlış. Ki bu konuya da hiç girmiyorum zaten. Ancak sağlık söz konusu olunca güvendiğim tıp uzmanlarına danışmayı uygun bulurum. “Risk sırası” benim gibilere geldiğinde ve tatmin edici bilgiler almışsam aşı olmaktan da çekinmem.
GDO’lu gıdalar
Geçen haftanın en çok konuşulan konularından biri de GDO’lu ürülerle ilgili çıkarılan tebliğdi. Bu tebliğ aslında GDO’lu mamul ve tohumların Türkiye’ye gidişine düzenleme getiriyor. Ancak biyolojik üretim konusunda bir yasası olmayan Türkiye’nin konuyu yönetmelikle çözmeye kalkması bir garip.
Yıllardır yiyoruz
Cumartesi günü de yazdığım gibi aslında GDO’lu ürünleri yıllardır yediğimiz gibi GDO’lu tohumlarla da yıllardır ekim yapılıyor. Örneğin Trakya Bölgesi’nin neredeyse tamamında bu tohumlar kullanılıyor. Bu nedenle bana göre yönetmelik artışmaları sayesinde aslında bu gerçeğin ortaya çıkmasından dolayı da sevinçliyim. Aksi takdirde benim ve başkalarının daha önce de yazdığı GDO’daki tehlike kuşkularının bu kadar açık biçimde gündeme gelmesi mümkün olmayacaktı.
Zihinler temizlenmeli
Tarım Bakanı her gün açıklamalar yaparak halkı rahatlatmaya çalışıyor. “Meyve ve sebzeleri gönül rahatlığı ile yiyebileceğimizi” söylüyor. Ama Sayın Bakan alınmasın, bunlar kimseye inandıcı gelmiyor. Çünkü insan sağlığı konusunda kafalar bir karıştı mı, bunu temizlemek mümkün değil. O halde konuyu destekleyen ve eleştirenler bilim insanlarından bir heyet kurulmalı, alınacak ortak bilimsel kararlar kamuoyuna açıklanmalı.
Diğer konular
Sevgili okurlar, başlıkta da dediğim gibi Türkiye’nin ana konuları aslında bunlar olmalı. Ama öyle olmuyor işte. Türkiye’yi sözüm ona değiştirmek adına dönüştürmeye çalışanlar, Türk olmayı neredeyse bir suç haline getirmek için çabalayanlar, Türkiye sevgisizliği ile bu ülkeden intikam almak isteyenlerin belden aşağı oyunları yüzünden gündem hep başka tarafa kayıyor.
Tabii ki yazacağız
Bu pazartesi sohbetinde bu konulara girmedim. Ama tabii ki oynanan oyunları ortaya çıkarmak ve medya üzerinden yürütülen sinsi planları açığa çıkarmak için alabildiğimiz bilgileri aktarmaya devam edeceği. Örneğin yarın iktidarın ve yandaşlarının bir türlü açıklayamadığı Kürt açılımının aslında ne anlama geldiği konusunda ilginç bilgiler vereceğim.
Hepinize iyi haftalar.
Asıl konularımız bunlar olmalıydı ama...
Haberin Devamı

