Asıl hedef Danıştay’ın itibarı

Haberin Devamı

Pazar günü AKP’nin yayın organı gibi çalışan Yeni Şafak Gazetesi’nin en tepesinde garip bir haber vardı. Haberde Ankara’da ortaya çıkarılan bir rüşvet çetesinin Doğan Grubu’na “Yüzde verirseniz POAŞ işini Danıştay’da çözeriz” önerisi götürdüğü öne sürülüyordu.

Hürriyet Yazarı Mehmet Yılmaz dünkü köşesinde haklı olarak bu habercilik anlayışına tepki göstererek bunun tamamen yalan olduğunu yazdı. Zaten yalan olduğu biliniyordu, Yeni Şafak’ın amacı şüphe yaratmak.

Ancak Yılmaz doğal olarak konuyu sadece Doğan Grubu açısından ele almış. Bana göre burada daha önemli hedef Danıştay. Çünkü haberi okuyanın zihninde “Demek ki Danıştay’a rüşvet verilirse işiniz halledebilir” fikri oluşuyor. Buradaki amaç bir yüksek yargı organını rüşvetle iş yapar gibi göstermek. Böylelikle yüksek yargı organları üzerindeki güveni sarsarak, kamuoyunun vicdanında soru işaretine yol açmış olursunuz. Böyle çirkin bir oyuna medyanın alet olması ibret verici bir durum.

*****

Sezer rahat uyuyor mu?

İlhan Selçuk’un sabahın köründe gözaltına alınması tepkilere neden oldu. Ancak burada gözardı etmememiz gereken bir nokta var. Ne yazık ki geçtiğimiz dönemde çıkarılan bazı yasalar sanık durumundaki kişilere bu tür davranılmasına olanak sağlıyor.

İlhan Selçuk’la ilgili eleştirileri tekrar gözden geçirirken aklıma 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer geldi. Öyle sanıyorum ki Cumhurbaşkanlığı döneminde görüştüğü nadir gazetecilerden biri olan İlhan Selçuk’un gözaltına alınması, 24 saat hiç sorgulanmadan bir odada oturtulması Sezer’i de kahretmiştir.

Ancak acaba Sezer, İlhan Selçuk’a reva görülen davranışın temelini oluşturan yasaların altında kendi imzası olduğunu aklına getirmiş midir? Örneğin gözaltı süresinin 24 saatten 48 saate çıkarılması, ilk 24 saat psikolojik baskı olması amacıyla hiç sorgu yapılmaması, avukatların sanık yanına sokulmaması, Sezer’in yasayı sorgusuz sualsiz imzalamasıyla hayata geçti. Yine neredeyse herkesin dinlenmesini ve bunların istendiği şekilde kullanılmasını sağlayan yasa da Sezer’in imzasıyla çıktı.

Her zaman hukuk ve insan haklarından söz eden Sezer bu anti demokratik ve insan haklarına aykırı yasaları tereddüt etmeden imzalarken bir gün en yakın dostunun bu nedenle mağdur olacağını hesap etmiş miydi?

*****

İktidara iman testi

Başbakan Çanakkale’de Seyit Onbaşı olayını anlatırken “Tek başına 276 kiloluk top mermisini kaldırdı, bunu ona yaptıran iman gücüydü” dedi. Sonra da engin espri yeteneğini kullanarak “Haydi şimdi buna da laikliğe aykırı desinler. Ama gerçek budur” cümlesini kullandı.

Bu söz laikliğe aykırı mı değil mi, isteyen tartışsın. Ama benim aklıma takılan şu “iman gücü” konusu.

Demek ki iman gücünüz varsa çok ağır bir yükü kaldırabilirsiniz. Bu durumda iktidar “laikliğe aykırı” olmadan iman gücünü tüm millete gösterebilir. İşte fırsat. Başbakan ve hükümet üyeleri ağırlık kaldırsınlar. Ne kadar çok ağırlık kaldırırlarsa imanlarını da o kadar kanıtlamış olurlar. Buyrun işte hendek işte deve, imanınızı gösterin.

*****

Mail yoluyla kampanya

Hafta sonu bir iş adamı dostumla karşılaştım. “Canım sıkkın” dedi. Sorunca anlattı: “AKP’li bir siyasetçi arkadaşım var, dün aradı ve kapatma davasına karşı bir imza kampanyası açtıklarını söyledi. Bunu internette mail ortamında da yapıyorlarmış, hedefleri de en az bir milyon imzaymış. Bir form da bana göndereceğini söyledi.”

Ben de “Geldi mi?” diye sorunca “Evet geldi” dedi, “Ama ben OK yazıp geri göndermedim” cevabını verdi. “Peki canın niye sıkkın?” diye sorunca da, artık pek çok kişiden duymaya alışkın olduğum cevabı verdi: “Kampanyaya katılmadım ama onlar kime mail’le form gönderdiklerini ve bu kişilerden cevap alıp almadıklarını ve cevabın ne olduğunu biliyorlar. Bunun başıma iş açmasından korkuyorum.”

İşte AKP’nin toplumda açtığı hasarlardan bir örnek.

*****

Gençliği anlamaz hale gelmişseniz, dünyadaki işiniz bitmiş demektir.

Hz. Ali

*****

Kontörlü su saatleri

Benim oturduğum bölgede henüz başlamadı ama Kadıköy yakasında evlerdeki su saatleri sökülüyor yerine “kontörlü” olarak tanımlanan yeni saatler takılıyormuş. Buna göre artık kimseye fatura gelmeyecek. Herkes tıpkı telefona kontör yükler gibi bu saatin özel kartına para yatıracakmış. Kontör bittiğinde su da kesilecekmiş. Çağdaş bir uygulama.

Ancak her şeyi olduğu gibi bunu da halka eziyete çevirmekte üstümüze yok. Çünkü saati takılan evlerde oturanlara “İSKİ’ye gelip onay vereceksiniz” diyorlarmış. Pek çok yaşlı okurum “Biz nasıl gideriz?” diye soruyor.

Merak ettim, “Neden halka bu eziyet çektiriliyor” diye. Meğer İSKİ’ye gidenlere varsa su borçları çıkarılıyormuş. İSKİ yeni saati takıyor, eskisini söküyor sonra borç ödenene kadar suyu açmıyor. Yazık değil mi bu vatandaşa?

*****

Evliliğin tuzu, biberi

Fıkra Yıldırım Tuna’dan: Düğünden 3 hafta sonra yeni gelin bir aile büyüğünü arayıp “Efendim..” demiş ağlayarak, “John ve ben dün gece çok kötü bir şekilde kavga ettik. Bitti yani..”

“Sakin ol meleğim..” demiş adam, “Bitmez.. Evlilikte kavgalar işin tuzu, biberidir. İlk kavganız tabii ki olacaktı. Mühim olan bundan sonra dikkat etmek..”

“Bundan sonra ederim efendim..” demiş kız, “Ama şimdi cesedi ne yapacağım?”

*****

“Biz de bu kadarını beklemiyorduk!”

Geçtiğimiz günlerde bir TV programına telefonla katılan bir emekli imam “Laik bir ordunun askerleri şehit olamaz, türbanı reddeden laiklerden şehit olmaz” diye insanın kanını donduran sözler sarfetti. Kulaklarıma inanamadım.

Bu insanların gözü dönmüş durumda. Bu gerginliği sürdürürlerse kısa zamanda kötü gelişmelere sürüklenmemiz işten bile değildir. Bu zihniyete hizmet eden iktidarlar sonunda eminim “biz de bu kadarını beklemiyorduk” diyeceklerdir. (K.T.)

DİĞER YENİ YAZILAR