Başbakan Erdoğan eğer herhangi bir bakandan söz edecekse “birinci tekil şahıs” kipini kullanarak “benim bakanım” diyor. Birkaç kez bu söylemi eleştirdim. Çünkü Başbakan bakanların amiri durumunda değildir. Hele bakanlar Başbakan’ın malı gibi hiç değildir.
Anayasa’ya göre Başbakan ile bakanlar arasında hiç fark yoktur. Bütün bakanlar eşittir, başbakan eşitler arasında birincidir. Bu nedenle “Maliye bakanım” hitabı yanlıştır ya da en azından yakışıksızdır.
Tabii belli ki Erdoğan bu söylemi ısrarla hükümetin kendisinden oluştuğunu, her bakana talimat verme hakkını kendisinde gördüğünü belirtmek için kullanıyor.
Başbakan ayrıca hiçbir bakanın kendisinden izinsiz ve habersiz bir icraatta bulunamayacağını da anlatıyor böylelikle.
Başbakan bugüne kadar bu söylemine uygun davrandığını gösterdi hepimize. Ama sıra domuz gribi ve aşısı konusuna gelince ortaya tuhaf bir manzara çıktı.
Sağlık Bakanı domuz gribine karşı önlemleri açıkladı, 43 milyon dozluk aşı bağlantısı yapıldığını söyledi ve herkesi aşı olmaya çağırdı.
Bunu sağlamak için de başta kendisi kolunu uzatıp aşısını oldu, diğer siyasetçilerin de olacağını duyurdu.
İşte ipin koptuğu an bu oldu. Başbakan belki de “emrivakiye” getirildiğini düşünerek “aşı olmayacağını” açıkladı. Bu normal karşılansa bile normal olmayan Başbakan’ın bunu açıkça söylemesiydi ve aşı konusunda bazı kötü kokular olduğunun habercisiydi belki de.
Tabii Başbakan’ın herkese önerilen bir sağlık önlemine uymama kararı halkın kafasını karıştırdı, risk grubunda olup öncelikli aşı olması gerekenler bile bundan sakınmaya başladı.
Hemen ardından Başbakan, Sağlık Bakanı’nı yanına çağırdı, oturup konuştular ve bu medyaya “gönül alma” olarak yansıtıldı.
O gün “Başbakan da herhalde hatayı gördü, bu yolla düzeltmek istiyor” diye düşündüm. Yanıldığım birkaç gün sonra ortaya çıktı. Çünkü Başbakan önceki söyleminden de daha ağır biçimde “Bizdeki aşılar ABD’deki gibi değil, onlarınki farklı” deyiverdi.
İşte bu söylem bana göre domuz gribi önlemlerini tamamen yerle bir etti. Bu açıklamadan sonra “rıza” ile aşı olacak kişi bulmak artık çok zor.
Peki, her bakana “benim bakanım” diye hitap eden, kendisinden izinsiz ve habersiz hiçbir şey yapılmadığını ima eden Başbakan bu aşılar ısmarlanırken bilmiyor muydu?
Aşılar için en az 500 milyon doların harcanacağını öğrenmemiş miydi? Şu anda 20 milyon doz aşı geliyor, bu 43’e tamamlanacak, demek ki bir milyar dolar gibi bir rakam var ortada.
Eğer insanlar aşı olmaktan kaçarlarsa, ki kaçmaları çok mümkün, bu aşıların yapılamayacağı ortada. Yani bir milyar doların yarıdan fazlası sokağa atılmış olacak!
Başbakan herhalde bu söylemi ile aşıların elde kalacağını da hesap etmiştir. O halde ortaya çıkacak yüz milyonlarca dolar zararı kim karşılayacak?
Vallahi bravo!..
İktidarın bir tutumu var ki şapka çıkarmamak mümkün değil. Kendisine karşı olduğunu gördüğü her kişi ve kurumu hiç gözünün yaşına bakmadan ortadan kaldırıp atabiliyor.
7 yıl boyunca kim bu iktidara karşı olduğunu belli ettiyse başına mutlaka bir iş geldi. Şirketse batırıldı, devletin kurumuysa sistemli biçimde yıpratılıp gözden düşürüldü, kişiyse ya hapse atıldı, ya hakkında soruşturmalar yapıldı, ya türlü çeşitli bahanelerle rezil edildi ya da işinden edildi.
İktidar bu işi gerçekten çok gözü kara biçimde yapıyor. Hiçbir engel tanımıyor, hak hukuk konusunu da gözetmiyor.
Bunun son örneği iki yargı adamı için başlatılan meslekten ihraç soruşturması.
Biri Cumhuriyet mitinglerine katılan ve Ergenekon davasındaki hukuksuzlukları dile getiren YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu diğeri de Cumhurbaşkanı’nın yolsuzluk nedeniyle sorgulanması gerektiğini söyleyen Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz.
Bu iki isme karşı başlatılan operasyonun “kasıtlı” olduğunun yapanlar tarafından bile bilinmesine rağmen iktidarı hiçbir şey durdurmuyor.
Hakka hukuka aykırıymış, yargıya müdahaleymiş, göstere göstere yapılıyormuş, hiçbir şeyi umursamıyor iktidar. “Bravo yani!” demekten başka çare yok.
El Beşir skandalı
Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir son anda Türkiye’deki toplantıya gelmedi biliyorsunuz. Türkiye dışındaki onlarca ülke tarafından ülkesinde soykırım yapmakla suçlanan El Beşir’in gelmemesi ile ilgili bir dizi spekülasyon yapıldı.
Uluslararası tepkiden çekindiği söylendi El Beşir’in, hatta İsrail ve Yunan uçaklarının yolunu keseceği de söylendi ve bunun El Beşir’i korkuttuğu ileri sürüldü.
AKP’ye çok yakın isimlerden Taha Akyol ise “gelmeme ricasının Cumhurbaşkanı Gül tarafından El Beşir’e iletildiğini” yazdı. Akyol bir yazısını Gül’e atfen yazıyorsa doğrudur.
Ama o zaman da ortaya başka bir skandal durum çıkıyor. Çünkü Gül, Batı’nın El Beşir tepkisi hatırlatıldığında “Ne karışıyorlar onlar bizim işimize” demişti. Başbakan ise El Beşir’in Müslüman olduğunu ve katliam yapamayacağını, ayrıca Darfur’da bir katliam olmadığını ileri sürmüştü.
“Ne karışıyorlar işimize?” diyen Gül nasıl oluyor da El Beşir’e gelmemesini taviye ediyor?
Demek ki durum şudur: İktidar içte sanki tüm dünyaya kafa tutuyormuş havası yapıyor, ama sonuçta dışarıdan gelen telkin ve isteklere aynen uyuyor. İktidar başarılı politikalar için “Win-win” diyor ya, bunun aslı galiba “vın-vın.”
Nerede aşı olunur?
Her gün domuz gribi konusunda yeni ölümler olduğunu öğreniyoruz. Bakanlık halkı sürekli uyarıyor ve basit önlemleri anlatıyor.
Bu arada bir aşı konusudur gidiyor. “Olacağım, olmayacağım” tartışmaları yapılıyor da, şu ana kadar kendi rızası ile aşı olan bir kişi bile yok.
Çünkü şu anda öncelikle “risk grubu” denilen kesimlere aşı yapılıyor. “Rızası ile” aşı olmak isteyen normal vatandaş hastanelere gitse bile henüz aşı olamıyor.
Bu nedenle “aşı oldun mu, olacak mısın?” sohbetlerinin bir geçerliliği yok.

