Artık çok geç, Türk futboluna olan oldu bir kere

Haberin Devamı

Şike olayında artık her şey birbirine karıştı. Önceki gün futbol dünyası nefesini tutmuş, Başkan Mehmet Ali Aydınlar’ın istifa edip etmeyeceğine kilitlenmişti.

Kulüpler Birliği açıklama yaparak “Başkan’ın yerinde kalmasını” istedi.

Televizyonlarda ve gazetelerde futbol yorumcuları “kaos çıkmaması için” Başkan’ın görevine devam etmesi gerektiğini belirtiyordu.

Sonunda Başkan kararını açıkladı. Görevine devam edecekti.

Zaten başkası da mümkün değildi bana göre.

Kendi iradesiyle ve bileğinin hakkı ile bir göreve seçilmeyenler oturdukları koltuğu da kendi iradeleriyle boşaltamazlar. Yanlış yaptıklarına, desteklenmediklerine hatta sevilmediklerine inansalar bile gereğini yerine getiremezler.

Sonra bir baktık dün sürpirz biçimde istifa ediverdi Aydınlar.

Zamanında istifa etseydi kaos mu çıkardı?

Şimdi istifa etti kaos mu çıkacak?

Hayır, hiçbir şey olmaz. Sadece şimdi Başbakan biraz zora girer. Yeni isim bulmak için belki biraz zorlanır.

Kimse kendini kandırmasın, havaya girmesin.

AKP iktidara geldiği günden beri Federasyon Başkanı bizzat Başbakan tarafından belirlenmedi mi?

Kim kendiliğinden ortaya çıktı ve seçildi? Kim aday göstermeye veya olmaya cesaret edebildi?

Başbakan söyledi, delegeler o ismi seçti.

Kimse darılmasın, alınmasın; herkes elini vicdanına koysun ve “Hayır öyle olmadı” desin bakalım.

Mehmet Ali Aydınlar da aynı yöntemle seçildi. Üstelik belli ki polisin şike operasyonu yaptığı biliniyordu ve işin başına daha güvenilir birinin getirilmesi uygun görülmüştü.

Aydınlar, eğer kendi iradesiyle seçilmiş olsa şike operasyonu ortaya çıktığı gün “Bu bana atılmış bir kazıktır” diyerek görevini bırakırdı.

Ama kendisini oraya atayan gücün istediğini yapmak için kolları sıvadı.

Sanıyorum, operasyonun bu kadar uzayacağı hesaplanmamıştı. İktidar futbola egemen olmanın ötesinde beğenmediği isimlerin burnunu sürtecek ve iş bitecekti.

Ama beceriksizlikler, her şeye rağmen hukuk sisteminin yürüyüş biçimi ve kulüplerin dik duruşu oyunu bozdu.

Federasyon işin içinden çıkamayacağını anlayınca topu UEFA’ya attı. Türkiye’yi ciddi bir tehdit altına soktu. Şimdi yaptığını hiç çözemez durumda.

İşte buna kaos diyoruz. Kendi yarattığımız kaostan yakınıyoruz.

Kördüğümün çözülmesi artık çok zor.

Olan Türk futboluna, sporun güzelliğine ve barışa olmuştur.

Geçmiş olsun.

*****


Eylem fakiri CHP

CHP yine bir Kurultay aşamasında. Parti tüzüğünün değiştirilmesi için toplanan imzalar yeterli sayıya ulaştı ama ne var ki Genel Başkan “Siz istiyorsunuz diye değil ben gidiyorum tüzük kurultayına” dedi.

Belli ki bir tür güç gösterisi yapmak istiyor.

Normal geçek bir tüzük kurultayı için hava şimdiden gerginleşti, yine muhalefet edemediği için CHP’ye saldıranların diline düştü parti.

Üstelik bu kez koca CHP’nin kayyuma devri bile gündemde. Rezalete bakın.

CHP bunlarla uğraşırken, asıl işi siyaseti yapamıyor o da ayrı konu.

Parti ataleti bir türlü üzerinden atamıyor. Adeta eylem fakiri gibi.

Seçimden bu yana bir eylem yapmaya kalktı, tutuklu milletvekilleri serbest bırakılana kadar yemin etmeyeceklerini açıkladılar onu da yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.

Sorarsanız, CHP milletvekilleri her gün sokak sokak geziyormuş. Kimsenin haberi olmayınca ne fark eder ki?

Buna karşın CHP’nin belediyeleri tek tek basılıyor, ortalıkta kimse yok. Basın toplantısı yapıyor CHP. Yayınlayan bulursan yap tabii de, bir parti bu kadar büyük saldırılara karşı bu kadar mı pasif kalır?

İstanbul’da Adalar Belediyesi basılıyor örneğin, doğru dürüst bir muhalefet partisi Adalar’a havadan denizden çıkarma yapar, Genel Başkan anında oraya koşar.

Tutuklu milletvekilleri için bile eylem yapılamadı. Ne görsel ne hukuki hiçbir şey.

Yazık değil mi?

*****


İsviçre’de konuşan Başmüzakereci Egemen Bağış, “1915 olayları soykırım değildir, gelin beni tutuklayın” demiş. Sayın Bağış tutuklanmadı ama Türkiye’de, “Buradaki rejim demokrasi değildir” diyenler kendisi kadar şanslı olmayabiliyor! (Gani Yıldız)

*****


Canınızı yakarım ona göre!

Deniz Feneri yolsuzluğunu soruşturan ve bazı isimlerin tutuklanmasına karar veren hâkimler görevlerinden alınmıştı biliyorsunuz.

Hâkimler görevden alındıktan sonra tutuklu kişiler “uzun tutukluluklar cezaya dönüşmesin” diye serbest bırakıldılar.

Hakka hukuka saygılı ülkeyiz ya.

Şimdi savcılar için 11 yıl hapis isteniyor.

Çünkü soruşturmayı yürütürken usulsüz davranmışlar.

O usulsüzlük dedikleri de bir yazışmada yapılmış. Hukukçuların “Bu hata değildir, hep uygulanır” dedikleri cinsten ama, olsun; maksat başka.

Öte yandan düzmece belgelerle, bilgisayarla gönderilen virüslerle, telefonlara yapılan yüklemelerle oluşturulan iddianamelerin ipliği pazara çıktığı halde sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranılabiliyor.

İleri demokrasi bu.

Buna karşı Deniz Feneri eski savcıları için açılan davanın tek amacı vardır.

“Bize dokunmaya kalkanın canına okuruz!” mesajı.

Savcılar gerçekten 11 yıl hapis cezası alır mı? Pek sanmıyorum. Ama bu iktidar işbaşında olduğu sürece artık hiçbir hâkim ve savcı AKP ve yandaşları ile ilgili olumsuz bir tavır takınamaz.

Hiçbir hâkim ve savcı, iktidar yanlılarının işlediği suçlarla ilgili soruşturma yürütemez. Yürütse bile en kısa sürede sanıkların lehine bitirmek zorunda kalır.

Yetmez ama evet...

*****


Tutuklulara sohbet hakkı uygulanmıyor

Hep uzun tutukluluklardan söz ediyoruz. Ancak bir de tutukluların kaldıkları cezaevlerindeki koşullar da var. Hukuk ve demokrasi hangi suçtan yargılanırlarsa yargılansınlar tutukluların da asgari haklarının korunmasını emrediyor.

Son zamanlarda cezaevlerinden aldığım mektupların önemli bir bölümünde “sohbet hakkının” ellerinden alındığından yakınılıyor.

Tutuklular tek başlarına ya da birkaç kişiyle aynı yerde kalıyorlar. Ancak başka yerlerde kalan arkadaşlarıyla sohbet etme hakları var. Bu elbette sınırlı.

Cemil Çiçek’in 2007’deki Adalet Bakanlığı döneminde sohbet hakkı haftada 10 saat olarak belirlenmiş.

Ancak tutuklular bu hakkı bugüne kadar hiç tam olarak kullanamadıklarından yakınıyor. 10 saat olması gereken sohbet hakkı en fazla 3 saat olarak kullandırılıyormuş pek çok cezaevinde.

Adalet Bakanı bu yakınmayı duyar umarım.

Bir konu da tutukluların kitap ihtiyaçları. Tutuklular çıkarılan sudan engellerle birçok kitabı cezaevine sokamamaktan da şikâyet ediyor.

DİĞER YENİ YAZILAR