Yine Boğaz’a köprü tartışmaları içinde bulduk kendimizi. Yıllar önce, ilk köprü yapılırken de çok tartışılmıştı. Ama sonuçta köprüye karşı çıkmanın gelişmeye karşı olduğu da ileri sürülmüş, hatta köprüye karşı çıkanlarla yıllarca alay da edilmişti.
Açıkçası ilk köprüye karşı çıkmak yanlıştı. Hatta ikinci için bile fazla itiraz edilecek bir şey yok. Ama ikinci köprü yapılırken başka bir yanlışa imza atıldı ve deniz yolu ile Boğaz’dan alt geçişler ihmal edildi.
Şimdi sıra geldi üçüncü köprüye. Bu köprü gerçekten gerekli mi? İki köprüdeki trafik sıkışıklığını yaşayanlar için “gerekli” gibi görünebilir.
Buna karşı, zaten daracık olan Trakya yarımadasının üç yerinden otoyol geçirilmesi, su kaynaklarını, doğal ve tarımsal zenginlikleri öldüreceği gibi, en önemlisi de nüfus sorunu yaratacaktır.
Siyasetten yararlanıp rant sağlayacaklar ise cabası zaten.
O halde İstanbul’a üçüncü köprü yapmak yerine önce en az iki metro geçişini sağlamak ve deniz taşımacılığını da artırmak zorundayız.
Bunun dışında İstanbul trafiğine ağır yük getiren Avrupa trafiğini de İstanbul üzerinden almak neden hâlâ aklımıza gelmiyor bunu da anlamak zor.
Oysa Yunanistan ve Bulgaristan üzerinden girip Anadolu’nun çeşitli illerine ya da Anadolu üzerinden diğer ülkelere gidecek trafik Çanakkale Boğazı üzerinden taşınabilir.
İzmit Körfezi’ne “dünyanın en uzun ikinci köprüsünü” yapmak yerine Çanakkale’ye yapılacak bir köprü ile bütün Anadolu trafiğine de çare bulunabilir. İzmir’den doğu sınırımıza kadar yapılacak otoyol, nitelikli duble yollarla kuzey ve güney hattına dağıtım yapılarak kara ulaşımı sorunu kökünden çözülür.
İstanbul ve İzmit-Adapazarı aksı rahatlatılır, özellikle İstanbul’da kent içi ulaşım sorunları da giderilir.
Ama iktidar nedense ille de İstanbul’a üçüncü bir köprü, üçüncü bir otoyol, hiç gereksiz olarak körfeze köprü istiyor.
Buraların rantı daha mı yüksek acaba?
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü neden karanlık?
Boğaziçi Köprüsü ışıklandırıldı. Hava karardıktan sonra renkleri de sürekli değişen Boğaziçi Köprüsü ışıl ışıl görüntüsüyle görsel bir şölen sunuyor İstanbullulara.
Yanılmıyorsam bir büyük şirketin sponsor olmasıyla ve 5 milyon dolarlık masrafla köprü ışıklandırılmıştı.
Ama İstanbul’da bir değil iki boğaz köprüsü var.
Bir köprü ışıklar içinde parlarken diğer köprünün sadece yol ışıkları yanıyor.
Geçenlerde Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne bakan bir dostumuzun evine davetliydik. Evin sahibesi “Boğaziçi Köprüsü’ne kıskanarak bakıyoruz. Bizim köprümüzün ne günahı var da böyle karanlıkta?” diye sorunca konu hepimizin dikkatimi çekti.
Atı alan Üsküdar’ı geçmiş olabilir
AKP iktidarıyla çok ilginç “ilkler” yaşıyoruz. Belli ki işin ucunda bir kazanç varsa iktidarın da dur durak bilmesi mümkün değil.
Son yaşadığımız olay üçüncü köprü ile ilgili. Ülkenin Ulaştırma Bakanı çıkıyor ve henüz projesi bile olmayan üçüncü köprünün yeri ile ilgili açıklamalarda bulunuyor, kendinde adeta alay eder gibi uyarılar da yapıyor.
Üçüncü köprü Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün “kuzeyinde” olacakmış. Tarabya da olabilirmiş, Sarıyer de.
Bakan Bey diyor ki “Sakın bunu göz önüne alıp da arsa spekülasyonu yapmaya kalkışmayın.”
Bir bakan böyle konuşursa biri de çıkıp “Herhalde bu bölgede kimseye yer bırakmadınız” deme hakkını kendinde bulur.
Sadece Ulaştırma Bakanı değil, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı da aynı havada. Şaka gibi.
Dedikodulara göre üçüncü köprünün ve bu köprüyü bağlayacak otoyolların geçeceği yerler birkaç yıl öncesinden beri kapatılıyor. Silivri’den Şile’ye binlerce dönüm arazinin el değiştirdiği ileri sürülüyor.
Daha önce yapılan arazi oyunlarını, çıkarılan imar değişikliklerini göz önüne alınca insan yine “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş olabilir” diye düşünmekten kendisini alamıyor.
4 yıl geriye giderek arsa alımları ortaya çıkarılsın
Üçüncü köprü ile birlikte arsa ve arazi spekülasyonları konusunda yoğun dedikodular başladı.
Ancak günümüzde bu tür dedikoduların önüne geçmek çok kolay. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tapu kayıtlarını inceleyerek son dört yıl içinde, üçüncü Boğaz Köprüsü’nün geçeceği güzergâh ile bu güzergâha yakın bölgelerdeki arsa alım satımlarını ortaya çıkarır.
Bu inceleme sonunda kimlerin yüklü miktarlarda arsa ve arazi aldıkları orta çıkar.
Tabii bazıları “bu araziler, durum anlaşılmasın diye başkaları üzerine aldırılıyor” dedikodulara da yapılıyor.
O zaman arazi alanların bu arazileri hangi paralarla alabildikleri sorgulanabilir. Maliye bu arazileri alanların ne kadar vergi ödediklerine bakar. Eğer arada tarifi imkânsız farklar varsa gerçek ortaya çıkar.
Kısacası eğer AK Parti gerçekten AK’sa bu tür bir çalışmayı yapar ve sonucunu da çekinmen korkmadan kamuoyuna açıklar. Hatta eğer yakalarsa arsa spekülasyoncularını teşhir bile eder.
Ama iktidar sözcülerinin bırakın arsa yolsuzlularını önlemeyi tam tersine körükler biçimdeki açıklamaları bu konudaki iyi niyetimi başından çürütüyor.
Bu akşam Habertürk’teyim
Habertürk’te Erdoğan Aktaş’ın yönetip sunduğu Türkiye’nin Nabzı programının bu akşamki konuklarından biriyim. Saat 21.00’de başlayacak programda Profesör Süheyl Batum, AKP milletvekili Burhan Kuzu ve Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca da olacağını öğrendim. Konu tahmin edeceğiniz gibi belgeden askeri yargıya güncel konular.
İlaçlar tesirini kaybediyor
Yıldırım Tuna’dan: Adam geçirdiği ameliyat sonrası getirildiği hastane odasında ayılırken yatağın ucunda oturan karısını görüp “Ç..Çok güzelsin...” demiş ve tekrar bayılmış. Biraz sonra ayılıp “Hoşsun...” deyince “Aa?..” demiş karısı, “Önce ‘Çok güzelsin’, sonra sadece ‘Hoşsun’ ne oluyor öyle?..” Adam, “Görmüyor musun?..” demiş, “İlaçlar tesirini kaybediyor işte!..”

