Anayasa tek kişiye emanet edilemez

Haberin Devamı

Türkiye’nin öncelikli gündem maddesi anayasa değil. 1982’de askeri darbe sonrası yeniden yazılan anayasa o günden bu yana pek çok değişikliğe uğramıştı. Özellikle Avrupa Birliği uyum yasaları nedeniyle anayasanın bazı maddeleri değiştirilmişti.

Şu anda ise anayasanın tamamının yeniden yazılması için yoğun çaba harcanıyor.

Oysa Türkiye’nin özellikle demokratikleşmesi açısından öncelikle siyasi partiler ve Seçim Kanunları’nın değiştirilmesi hatta belki de yeniden yazılması gerekir.

Ama AKP iktidarı seçimden aldığı güçle, oluşturmak istediği yeni toplumsal yapıyı alel acele yazacağı bir anayasa ile hayata geçirmek istiyor. Bunun toplumun çeşitli kesimlerinden ciddi tepki alacağı, gerginliğin artacağı tahmini zor olmayan bir gerçek.

Nitekim anayasa ile ilgili taslaklar tartışılmaya başlandıkça tepkiler de ortaya çıktı. Tepkilerin giderek artacağı da kesin.

Gerçi AKP nasıl olsa istediğini yapacak, buna karşın bazı uyarılarda bulunmamız da elbette kaçınılmazdır.

AKP kurmayları anayasa taslağının aşağı yukarı hazır olduğunu bildirdikten sonra “Bazı konularda kararı Başbakan Erdoğan’a bıraktıklarını” söylüyorlar. Örneğin türban yasağı ile ilgili anayasa maddesinin akıbetini bizzat Tayyip Bey belirleyecek.

İşte demokrasinin ve anayasanın ruhuna aykırı durum budur. Hiçbir anayasa bir kişinin yetki ve kararına emanet edilemez. Anayasaların seçilmiş parlamentolar tarafından bile yapılması demokrasiye uymazken bunun üstüne bir de bir tek kişinin kararına boyun eğilmesi kabul edilecek şey değildir.

AKP seçim zaferinin verdiği sarhoşlukla “madem bizi halk seçti istediğimizi yaparız” zihniyetinde olsa bile bugün gelinen noktadan sonra Türkiye’nin önünün karanlık olacağını söylemekten kendimi alamıyorum.

Umuyorum ve diliyorum ki Tayyip Erdoğan da bu demokrasi ve hukuka aykırı durumu içine sindiremeyecek ve toplumsal uzlaşmanın koşullarını yerine getirecektir.


***



Fenerbahçe

İnter maçını yüreğim daralarak izledim. Hele ikinci yarıda kaçan goller insana kriz geçirtecek cinstendi. Aslında yazık oldu. İlk kez bir Türk takımı bir İtalyan takımını hezimete uğratacak noktaya kadar gelmişti. Ama olmadı.

İnter karşısında Fenerbahçe’yi izleyenlerin çoğu “ ligde niye bu kadar iyi değilsiniz?” diye sormaktan kendini alamadı.

Ancak pek çok kişi kadroya bakmadan konuşuyor gibi geliyor bana. İnter maçında sahada tam 9 yabancı futbolcu vardı. Kaleci Volkan ve gerideki Önder’in dışında bir de Semih maçın sonuna doğru sahaya girdi. Geri kalanların tamamı yabancıydı. Oysa lig maçlarında sahaya 9 yabancı birden süremiyorsunuz.

Demek ki Fenerbahçe yabancılardan kurulu olunca daha yi oynuyor ve gol pozisyonu yakalayabiliyor. Şimdi Zico’ya düşen sadece 5 yabancı oynatabildiği lig maçlarında da aynı performansı yakalamasıdır.


***



Tüpten çıkan macun

Hep verdiğim bir örnek vardır. Eğer tüpü biraz sıkıp da diş macununu biraz dışarı çıkarırsanız, bunu bir daha geri sokmanın imkanı yoktur.

Bu örnek şimdi nereden aklıma takıldı diye sorarsanız, “kurucu meclis lafları dolaşıyor ortada” diye cevap veririm.

367 konusunda da böyle olmuştu. Kimsenin konuyu ciddiye almadığı günlerde yine aynı benzetmeyi yaparak “367’yi yabana atmayın, nisan ayı gelince bu çok büyük sorun olacak” diye yazmıştım.

Sonucu biliyorsunuz. AKP o sırada cumhurbaşkanını seçemedi. Ama yılmadı, karşısındaki güçlerin uygulanan propaganda yöntemleri karşısında zayıf ve çaresiz kalmasından yararlanarak daha sonra muradına erdi.

Şimdi benzer bir durum anayasa hazırlığında yaşanıyor. Daha önce 367 konusunu ortaya atan başta Sabih Kanadoğlu olmak üzere bazı çevreler şimdi de “kurucu meclis” kavramını tartışmaya açtı. Geçenlerde yazdım, teknik olarak bir “kurucu meclis” oluşturmak çok zor. Bunun şartları şimdilik yok. Ancak tıpkı tüpten çıkan macun gibi bu konu da sanki bir şey yokmuş gibi eski haline getirilemez gibi geliyor bana.

Burada kafama takılan başka şey ise “AKP böyle bir durumla karşılaşırsa bunu hangi yöntemle aşacaktır” sorusu olur.


***



Hiç değişmeyen üslup

Tayyip Bey siyasi yaşamı boyunca çok önemli bir şey öğrendi. Eleştiri ve uyarılara kulak tıkayarak istediğini yaptırabileceğini gördü.

Demokrasinin belki de en aksayan yönü bu. Aklı başında insanların anlatamadığı şey de bu. Çünkü “sayısal güce dayanarak dilediğini yapma” alışkanlığı ile demokrasi burada çakışıyor. Siz bir uygulamaya karşı çıktığınızda size “ama halkın iradesi bu” diye savunma yapanlara o anda söyleyecek söz bulamıyorsunuz. Bulduğunuzda da hakkınızda “anti demokrat” ya da “darbeci, askerci” gibi yakıştırmalar yapılıyor. Siz bunlardan kurtulmak için çabaladığınızda bu kez asıl konudan uzaklaşıyorsunuz.

Rektörler çok haklı biçimde yeni anayasa çalışmalarına karşı çıktılar. Çünkü anayasa seçilmiş meclislerin ya da iktidarı sayısal güçle elinde tutanların değil, konunun tarafsız uzmanları tarafından hazırlanır.

Oysa bugünkü iktidar tamamen kendi fikir ve görüşlerini hayata geçirmek amacıyla böyle bir anayasa yazmaya soyunmaktadır. Rektörlerin bu uyarısına Başbakan’ın verdiği cevap ise her zamanki gibi üslup sorununu da beraberinde taşımaktadır.

Tayyip Bey rektörlere “Kusura bakmasınlar ama anayasa meclisin işidir, onlar kendi işlerine baksınlar” demiştir. Tayyip Bey’in kabul etmediği gerçek, aslında rektörlerin kendi işlerini yapmalarıdır. Dünyanın her demokratik çağdaş ülkesinde anayasa, hukuk, teknoloji, toplumsal yaşam konularında üniversiteler daima en önde olmuştur. İktidarlar bu konularda en çok üniversitelere kulak verirler.

Bugün AKP’nin çok özendiği Amerikan demokrasisinde Başkanlar için en saygın isimler önemli üniversitelerin rektörleridir.

Siz hiçbir çağdaş ülkede iktidarların üniversitelerle kavga ettiğini gördünüz mü? Göremezsiniz.

DİĞER YENİ YAZILAR