Anayasa’nın 14. maddesine dikkat

Haberin Devamı

AKP’nin kapatılma sürecinde çok ilginç gelişmelerle karşılaşacağımızı sanıyorum. Beklenmedik anlarda çıkacak beklenmedik karar ya da öneriler hem çok tartışılacak hem de sonucu etkileyecek unsurlar taşıyacak.

Bunlardan birinin Anayasa’nın 14. maddesi olduğunu düşünüyorum. Bugün üzerinde fazla yorum yapmadan bu maddeyi sizlere aynen sunmak istiyorum. Sadece şunu söylemekle yetinmek istiyorum; 2006 Aralık ayında Sabih Kanadoğlu Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı makalede 367 konusunu ortaya attı. O tarihte bunun önemini görüp yazan ilk gazeteciyim. Birkaç kez daha yazınca “Olmaz bu, komik olma” diye uyaranlar çıktı.

Oysa şunu söylüyordum; “Cumhuriyet rejimi kendini koruyacaktır. 367 bir reflekstir, ciddiye alın.” Almadılar. Sonucu biliyorsunuz,

Anayasa’nın 14. maddesi de bir reflekstir. Yine ciddiye almayacaklar belki ama, sonucu göreceğiz. İşte 14. madde şöyle; (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

“Peki ne var bunda?” diyenler olacaktır mutlaka. Bir ipucu vereyim. Anayasa’nın bu maddesi “milletvekili dokunulmazlığının üzerine çıkılabileceğinin” formülünü veriyor.

Sabah’ta Nazlı Ilıcak 11 Nisan’da bu konuya dikkat çekmişti. Ama sanıyorum bunun için de geç kalındı artık.

*****

Merve Kavakçı’yı Gül ile Şener bulmuş

Sizlere dün Merve Kavakçı olayının kotarılmasında Abdüllatif Şener’in önemli payı olduğunu yazmıştım. Kavakçı Türk siyasetine bir bomba gibi düşmüş ama aynı hızla da dışarı atılmıştı. O tarihlerde Erbakan’ın bu tuzağa nasıl düştüğünü hep merak etmiştim.

Şimdi sizlere dün dinlediğim çok taze bir anekdotu aktarmak istiyorum. Anlatan, 1999 seçimlerinde Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen ama şimdi siyaset dışında kalmış bir siyasetçi.

Söylediğine göre 99 seçimlerinden önce aday belirleme çalışmaları sırasında Erbakan’ın evine gitmiş. Erbakan Refah

Partisi kapatıldığı için yasaklı konumda. Refah’ın yerine kurulan Fazilet Partisi’nin başında Recai Kutan var. Ama belirleyici elbette Erbakan.

Milletvekili Erbakan’a “Merve Kavakçı isimli bir hanımı aday gösterecekmişiz” deyince Erbakan da “Evet bu kez bir baş örtülü Meclis’e gelecek” diyor. Milletvekili “Anladığım kadarıyla bu hanım kamuoyunda türban diye bilinen kıyafet içinde. Acaba baş örtüsünü daha andıran kıyafet giyen ve tercihan itiraz edilemeyecek, örneğin bir şehit annesi daha uygun olmaz mıydı?” sorusunu yöneltiyor.

Erbakan’ın buna cevabı çok ilginç: “Yok, öyle düşünmeyin. Merve hanımefendi Amerika’da bilgisayar mühendisi olmuş, fevkalade lisan bilen, aydınlık bir hanım. Üstelik kendisini bana bizzat Abdullah Bey (Gül) ve Latif Bey (Abdüllatif Şener) takdim ettiler. Hiçbir kuşkum yok.”

Sonucu biliyorsunuz.

*****

Wagoon Lee değil

Yataklı trenlerle ilgili yazımda bu sistemi daha önce yabancı bir şirketin yönettiğini belirtmiş ve adının da Wagoon Lee olduğunu yazmıştım. Büyük hata. Çünkü yazarken “göz hafızama” güvenmiştim ama yine de yanına iki nokta koyarak (Bak) uyarısı koymuştum. Her nasılsa unuttum ve isim yanlış çıktı. Doğrusu Wagons Lits Cook’tur.

Wagons Lits Cook’un kökenleri Orient Express’in ilk Türkiye seferine dayanır. 11 Haziran 1891 tarihinde şirkete Orient Express dışında Bursa Mudanya hattı imtiyazı verilir. Cumhuriyet döneminde ise yataklı vagonların işletilmesini bu şirket üstlenir. Şirket yataklı vagonları işlettiği gibi aynı zamanda dönemin en büyük seyahat acentasıdır. 90’lı yıllarda Wagons Lits yataklı vagon işletmeciliğini TCDD’ye devretmiştir.

Bu arada aynı yazı ile ilgili küçük bir düzeltme daha; vagonlardaki tuvaletler alafranga değil alaturka.

*****

Ameliyatı bekleyen çıplak kadın

Yıldırım Tuna’dan: Çok güzel bir kadın ufak bir ameliyat için hastaneye gitmiş. Ameliyat saati gelince kadını çırılçıplak soymuslar ve tekerlekli bir sedye ile ameliyathanenin önündeki hole götürmüşler. Hemen içeri alınacağı için de üzerine bir şey örtmemişler. Biraz sonra beyaz önlüklü genç bir adam gelmiş, kadının çıplak vücudunu uzun uzun incelemiş. Sonra gidip diğer bir arkadaşı ile geri gelmiş, birlikte incelemeye başlamışlar,. Derken üçüncü arkadaşları da onlara katılmış. Sonunda kadın dayanamamış “Beyler” demiş, “Şu ameliyata ne zaman başlayacaksınız?..”

“Biz nereden bilelim ki” demiş içlerinden bir, “Bizler boyacıyız!”

*****


Büyük tehlike yarı aptallarla yarı akıllıların arasında yatar. GEOTHE

*****

Amerikan demokrasisi

AKP’ye yönelik kapatma davasına karşı çıkanların demokrasinin kurum ve kurallarından habersiz kitleleri yanıltmak adına sık sık “Ne yani 11 kişi parlamentonun üzerine mi çıkacak?” söylemine sarılıyor. Bu tür söylemler bilgisiz kitleleri etkilemekte birebirdir.

Bu popülist ve demokrasi dışı söyleme en güzel cevabı Pazar günü Star TV’de Ruhat Mengi’nin “Her açıdan” programına katılan Ali Rıza Bozkurt verdi. Bozkurt Amerika’daki Yüksek Mahkeme’nin

7 üyeden oluştuğunu belirterek “Temsilciler Meclisi bir kanun çıkarır, iş bununla bitmez Senato’da görüşülür ve kabul edilir, yine bitmez Başkan bunu imzalar, ama Yüksek Mahkeme’deki 7 kişiden 4’ü kabul etmezse olmaz.”

Demokrasi konusunda sık sık Amerika’yı örnek gösterenler demokrasinin en temel kurallarını nedense görmek istemezler. Çünkü bizde demokrasi bir yaşam kuralı gibi değil de “işine geleni kılıfına uydurma” yöntemi gibi algılanır.

DİĞER YENİ YAZILAR