‘Anayasa değişiklikleri için dışarıdan dayatma yapılıyor’

Haberin Devamı

Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’la konuştum hafta içinde. Tantan siyasi ortamın giderek gerginleştiğini söyleyerek “Türkiye uçurumun kenarında, siyasi farklılıkları bir yana bırakıp ortak değerlerde bir araya gelmemiz ve bu iktidardan kurtulmamız gerek” dedi.

Tantan’a göre AKP’nin bir seçim daha kazanması halinde Türkiye tamamen dönüşecek ve bundan geri dönmek artık çok zorlaşacak. Bu nedenle bütün siyasi partilerin akıllarını başlarına toplaması gerek.

Tantan sözü anayasa değişikliğine de getirerek “AKP’nin birdenbire anayasa değişikliğini gündeme getirmesi manidardır. İktidarın, bir takım çıkarmalar ve eklemelerle gündemde tuttuğu değişikliğin, AKP kurmaylarının değil de Birleşmiş Milletler’in ‘bizim gibi ülkelere’ gönderdiği bir çalışma mı şüphesini uyandırmıyor değil” dedi.

Ardından “Bakın, bizim gibi ülkelere, bu ülkeleri kullanmak üzere anayasa değiştirilmesi için baskılar yapıldığı bilinen bir gerçek” diyen Tantan şöyle devam etti: “Bu çalışmanın Türk milletinin ürünü olmadığı ortaya çıkmaktadır. Anayasa çalışmaları, Türk milletine danışılmadı! Neden? BOP yüzünden mi danışılmadı? Bu soru en yakıcı sorudur ve derhal yanıtlanmalıdır!”

Silahlı Kuvvetler ve yargının yıpratıldığını hatırlatan Tantan “Üstelik bu kurumlar kendi içindeki aktörler eliyle yıpratılmıştır. Halk yoksullaştı, yolsuzluk ekonomisi çığ gibi büyüdü, en büyük tehdit göz ardı edildi, hâlâ da ediliyor. İki stratejik kurumun halk nezdinde mahkûm edilmesi ve iki kurumun da bugün ‘dizayn’ edilmesiyle karşı karşıyayız” diye konuştu.

Tantan anayasa çalışmalarının hiçbir dış baskıya boyun eğilmeden millet önünde yapılması gerektiğini belirterek, “Yerli anayasa çalışması halka sunulmalı, siyasi kimlikler kenara bırakılarak gerçek anlatılmalı, bütünleşme sağlanmalıdır” dedi.

Bazı büyükelçilerin “Anayasa çalışmalarını destekleyin. Referandum olursa desteğinizi verin” sözlerini eleştiren Tantan şu soruları sordu: “Bu büyükelçiler Türkiye’yi çok sevdikleri için mi bu telkinlerde bulunuyorlar? Yoksa, Anayasa çalışmasını, referandumu, emperyalizmin birinci derecede Müslüman coğrafyasına, Afrika’ya, Asya’ya, Balkanlar’a, Kafkasya’ya el koymak için mi destekliyorlar?”

***


Silivri’den hazin bir mektup

Mektup Silivri Cezaevi’nden geldi. Ama bildiğimiz Silivri değil. Çünkü burada sadece o bildiğimiz kişiler kalmıyor. 3 No’lu cezaevinde başka suçlardan hükümlü ve tutuklular da var.

Mektubu yazan kişiyi dolaylı olarak tanıdığım için yazdıklarına inanıyorum ve bir tür suç duyurusu olarak sizlerle de paylaşmak istiyorum.

16 aydır bu cezaevinde tutuklu olan Adem Şeyhanlıoğlu’nun 1. Müdür Duran Ceylan, 2. Müdür Gürsel Yüksel ve 3. Müdür Halit Çete ile başı dertteymiş.

Şeyhanlıoğlu’nun yazdığına göre bu üç müdür cezaevinde bazı mahkûmlardan yana tavır alırken bunları korumak için kendisi gibi kişilerle uğraşıyormuş.

Şeyhanlıoğlu diyor ki “Lütfen adımı da yazarak bu mektubumu Adalet Bakanlığı’na ve Silivri Cumhuriyet Savcılığı’na verin, çektiğimiz çileyi bilsinler.”

Adı geçen mahkûmun müdürlerle neden ters düştüğünü elbette bilemiyorum. Ama belirttiği somut bir olayı yazayım: 17 Mart’ta cezaevinde iki kişinin yaralandığı bir kavga çıkmış. Bu kavgadan sonra müdürlük kamera kayıtlarını inceleyerek Şeyhanlıoğlu’na da ceza yazmış. Şeyhanlıoğlu “Bir saat süren kavganın ilk 45 dakikalık bölümü savcılığa gönderilmedi. Son 15 dakikada benim de göründüğüm kareler üzerine karar alınarak bana ceza verildi. Oysa ilk 45 dakikanın kayıtlarına da bakılsa benim olayla hiçbir ilgimin olmadığı görülecek” diyor. Şeyhanlıoğlu’nun sıkıntısı alacağı ceza yüzünden açık görüşe çıkamayacak ve ailesini göremeyecek olmasından kaynaklanıyor.

Cezaevi kişilerin elbette pek çok haktan mahrum bırakıldığı bir yer. Buralarda yaşamak herhalde sanıldığı kadar kolay değil. Ancak buralarda da yasa ve hukuk gereği herkesin haklarının korunması gerek.

Bu yazıyı, Şeyhanlıoğlu ve kendisini benzeri durumlarda hisseden mahkûm ve tutukluların seslerini duyurmaları için yazdım.

***


Q, W, X harfleri

Kürt kimliği ve kültürü konusunda ısrarlı tartışmalar sürdürenler ikide bir “Kürtçe’deki Q, W ve X harflerine de özgürlük verilmeli” diyerek alfabemize bu harflerin de girmesini istiyorlar. Kürtlerle ilgili bir konuda da ısrarla bu harfleri kullanmaya özen gösteriyorlar. Hatta geçenlerde “Van” ilimizin adını bile “Wan” olarak yazdılar.

Tamamen cahilliğime verin, oturup kendi başıma da araştırmak istemiyorum şu anda, öğrenmek istediğim bazı şeyler var.

1- Kürtçe alfabe var mı?

2- Kürtler hangi harfleri kullanıyorlar? (Arap, Latin, Kiril...)

3- Atatürk harf devrimini yapıncaya kadar Kürtler hangi harflerle yazıyorlardı?

4- Kuzey Irak’ta devlet kurmaya çalışan Kürtler hangi harfleri kullanıyorlar?

5- Arapça harflerde Q, W ve X’e tam karşılık gelen harf var mı?

Gerçekten bilmiyorum, bilenlerden bilgi bekliyorum.

***


Mustafa Balbay, Cumhuriyet’in Ankara Temsilciliği görevinden alındı. Geç kalmış bir karar, zira adamcağız 400 küsur gündür Silivri Temsilciliği’ni yürütüyor! (Gani Yılız)

***


Askeri yalnız bırakmak

Poyrazköy davası nedeniyle aylar sonra ilk kez yargı önüne çıkan emekli binbaşı Levent Göktaş’ın verdiği ifadenin ayrıntılarını internet sitemizde ve haber sayfalarımızda okumuş olmalısınız.

Bektaş gömülü silahlarla ilgili çok ilginç ve ayrıntılı bilgiler veriyor. Bunları okurken çok şaşırdım. Ama beni asıl şaşırtan konu başka: Bir SAT komandosu olan Bektaş, tamamen askeri bilgilerle gömülü silahlarla ilgili iddiaları tek tek çürütüyor.

Peki bu emekli binbaşı bugüne kadar neden yalnız bırakıldı? Neden Genelkurmay’ın bir uzman ekibi bu konularda gerekli açıklamaları hiç yapmadı da görev aylarca tutuklu bırakılan ve binbir türlü hakarete maruz tutulan bir emekli binbaşıya verildi.

Bir kurum kendi adamlarına sahip çıkmazsa, o kuruma güven kalır mı? Bugün hangi aklı başında subay örneğin terörle mücadeleyi düşünür. Arkasında kendisini terk edecek bir kurumu gördükçe bunu yapabilir mi?

Levent Bektaş dürüst bir subay olarak kendisini çok iyi savunduğu gibi Genelkurmay’ın takındığı “satış” taktiğini de çok iyi ortaya koydu. İnsan artık kime güvenebileceğini hiç bilemiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR