Aslına bakarsanız sporla siyaset hep iç içedir. Sadece bizde mi? Değil, dünyanın pek çok ülkesinde de bu böyle.
Sanki futbola nizam veren UEFA veya FİFA’da bile durum farklı değildir. Siyaset bu kurumlarda da vardır ve pek çok kararda bu siyasetin izleri mutlaka olmuştur.
Örnek mi? Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye’nin finale bırakılmaması kendiliğinden mi olmuştu sanki, bal gibi siyaset girdi işin içine ve Türkiye’nin finale çıkması önlendi.
Bir tür şike yani de, ispatlayamıyorsun işte..
Son zamanlarda herkesin en çok konuştuğu konu şike iddiaları ve Fenerbahçe’nin durumu.
Ne şehit edilen askerlerimiz, subaylarımız, ne Suriye ile neredeyse savaş aşamasına gelen ilişkilerimiz, ne güya yazılacağı söylenen yeni anayasa kimsenin umurunda bile değil ya da Fenerbahçe’nin durumu kadar umurunda değil.
Geçenlerde bir dost sohbetinde laf yine döndü dolaştı ve bilmem kaçıncı olarak şike konusuna geldi.
Siyasete daha meraklı bir dostumuz “Yahu Fenerbahçe CHP’den çok daha güçlü ve dişli çıktı” dedikten sonra “Ana muhalefet görevini Fenerbahçe yapsa bu CHP’den çok daha iyi olur” diye ekledi.
Herkes de katıldı bu görüşe.
Çünkü Fenerbahçe polisin ve savcıların bütün gayretine rağmen öyle bir sert direnişle ayakta kalmayı, tutuklu da olsa başkanlarının arkasında durmayı başardı ki, Futbol Federasyonu’nun bundan etkilenmemesi mümkün değil.
Fenerbahçe, iddianame açıklanıncaya, (bana göre dava sonuna kadar) küme düşürülmeyecek. Elbette bu karar Fenerbahçe’den korkulduğu için öyle alınmadı, hukuka ve daha da önemlisi hakka ve adalete uygun olduğu için alındı, ama Fenerbahçe gücünü öylesine koydu ki ortaya, pek çok kişi “Fenerbahçe böyle direnmeseydi, karar başka türlü olabilirdi” dedi ister istemez.
Oysa ana muhalefet adı altında faaliyet gösteren CHP’ye bir baksanıza. Söylediklerinin arkasında 10 gün bile duramadılar. Ne tutuklu milletvekillerini koruyabildiler, ne AKP’nin bu konudaki aldatmasını halka anlatabildiler. Başbakan Erdoğan’ın deyimiyle “tükürdüklerini yaladılar, yuttular” bir de bunu “kahramanlık- demokratlık” gibi sundular.
Fenerbahçe’de çok sayıda siyasetçi de var. Üstelik taraftarlık mevzubahis olunca akan sular da duruyor biliyorsunuz, pek çok kişi partisinin değil de takımının peşinden gider, bunu da biliyoruz.
O halde Fenerbahçe ana muhalefet görevini pekala yapabilir.
Bakarsınız bir de Galatasaray’la koalisyon kurarsa, Türkiye kurtulur vallahi.
Tam dağılıyorduk ki arkadaşlarımdan biri “Yahu şimdi alıma geldi. Ordu’yu da Fenerbahçe’ye devretseler daha iyi olmaz mı? Hem onların amigo paşası da sıkılmıştır. İşin başına da onu oturturlar” dedi.
Giderayak yıkılıyorduk kahkahadan.
Gani Yıldız’dan
Umarız önümüzdeki “iki bayram arası”, terörle mücadelede sabretmemizi gerektirecek bir zaman dilimi değildir!
İlköğretim öğrencilerinin yüzde 71’i hiç kitap okumuyormuş. Demek ki ilköğretimde ilk öğretilecek şeylerden biri olan “kitap okumanın önemi”ni yeterince öğretemiyoruz!
Euro Bölgesi’nin cari açığı hızla artıyormuş. O zaman biz bu cari açıkla Avrupa Birliği’ne çoktan girdik!
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Sana oy vereni de vermeyeni de kucaklayacaksın ama oy verenle vermeyen de bir değil tabii” demiş. Paniğe gerek yok Sayın Bakan, muhalefet tamamen sindirilip tek tip insandan oluşan bir toplum yaratılınca herkesi sımsıkı kucaklarsınız!
17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen bölgede hâlâ “sorunlu binalar” varmış. Merak ettiğimiz konu; “sorunlu binalar”dan “sorumlu insanlar” bunca yıl ne yapmış?
“Kanal İstanbul Projesi”, yeni dünyanın yedi harikasından biriymiş. Vatandaş gerçeklerden kopup Alice misali “Harikalar Diyarı”nda gezdiği sürece daha çok “harikamız” olur!
Dünya Sağlık Örgütü, “Günde 5 gram tuzu aşmayın!” demiş. Bu ülkede her şey bu kadar tuzluyken gel de 5 gramı aşma!
Financial Times, “Türkiye’nin, ‘komşularla sıfır sorun politikası’ testi geçemedi” demiş. Kısacası, “Otur, sıfır!” diyorlar!
Haftanın fıkraları
Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla keyifli pazarlar dilerim
Çiçek
Hipermarketten arabama motor yağı aldım, tam kasanın yanındaki sepetten de ‘Karıma götüreceğim’ diye bir buket çiçek kaptım. Bunu gören arka sıradaki kadınlar eşime çiçek aldım diye beğenilerini ‘Ahh’, ‘ Ohhh’ ve ‘Bravo’ sesleri ile belli ettiler, bana “Bunu ne kadar sıklıkla yaptığımı” sordular, tam onlara cevap verecekken kasiyer oğlan atıldı, “Her 3000 Km. de bir hanımefendiler..” dedi, “ Veya her 3 ayda bir.. Yani hangisi önce gelirse..!”
Çocuk doğumu
Öğretmen çocuklara ‘Arılardan ve Kuşlardan’ bahsediyormuş, “Erkek ve kadın birbirlerine aşık olurlar, 9 ay sonra Leylek yuvasından küçük bebeklerini getirip kucaklarına bırakıırr” demiş, Billy el kaldırıp “Leylek olduğundan emin misiniz öğretmenim?” diye sormuş, “Sanırım kuşların kimliğinde bir karıştırılma durumu var, ablamın yeni bir bebeği oldu, ‘Kahretsin, plaj partisinde siyahi bir ağaçkakanın biri beni gagaladı da ondan..’ deyip duruyor..!”
O plaka hala aranıyor
Gerçekten çok garip. Polis 06 MK 1875 plakalı aracı bir türlü bulamıyor.
Bilmeyenler için hatırlatayım. Bu plakalı araç, Boğaz köprüsü yolunda mavi lambasını yakarak ve önünü tıkayan! araçlara megafonla küfürler yağdırarak emniyet şeridine girmek istiyordu.
Bunu yazmamdan sonra İstanbul Emniyetinden arayarak “O plakaya ait bir araç kaydı yok” bilgisini vermişti.
Belli ki plaka sahte. De bu kadar fütürsuzca kullanan kim?
İşte İstanbul Emniyeti de aynı merakla konuyu araştırıyor. Perşembe günü aldığım resmi bir yazıya göre Emniyet Jandarma’dan Asayiş Şubeye, havaalanlarından ilçe emniyet müdürlüklerine kadar yazı göndererek “aracın bulunmasını” istiyor.
Bakalım altından ne çıkacak?

