Hafta içinde “Saddam’ı asmazlar” diye yazmıştım.
“Asamazlar” dememiştim. Mantık, idama mahkum olsa bile Saddam’ın asılmamasından yanaydı bana göre.
Ayrıca yıllardır idam cezasını tamamen ortadan kaldırmış Avrupa Birliği’nin ve dünyanın çeşitli ülkelerinin bu idama karşı çıkacağını tahmin ediyordum.
Ama başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bu idama karşı çıkma oranı çok zayıf oldu. Avrupa ülkeleri adeta “zevahiri kurtarmak” adına “Saddam asılmasın” açıklamaları yaptılar.
Burada karar verici elbette Amerika. Yoksa Irak’ın resmi yönetimi istediği kadar “bağımsız mahkemeler karar verdi” desin, faydası yok.
Saddam’ın idam edilmesi, 11 Eylül saldırısı kadar önemlidir.
Dün sabah saat 05.30’dan beri televizyonlarda Saddam’ın idamı ile ilgili haberleri ve çeşitli kesimlerden gelen yorumları dinliyorum.
Genel kanı Irak’ta bundan sonra suların hiç durulmayacağı, ortalığın iyice kan gölüne döneceği yolunda.
Bu son derece normal. Elbette önümüzdeki günlerde hepimizi şaşırtacak ve üzecek olaylar yaşanacaktır.
Nitekim başta Amerika olmak üzere dünyanın önde gelen bütün ülkeleri, sanıyorum Türkiye de, muhtemel bir terör saldırısına karşı yoğun önlemlere başvurdu bile.
Ancak bana göre Amerika’nın başının bundan sonra çok sıkışacağı, Vietnam’dan beter hale geleceği yorumları çok da doğru değil.
Özellikle Amerika’ya karşı saldırılar artacaktır elbette ama bu idamla Amerika ve hatta dünyanın diğer gelişmiş ülkeleri başka bir mesaj daha veriyor.
O da şu: “Başımıza ne gelecek olursa olsun, başladığımız işi bitireceğiz.”
Daha da açarsak, bugünden itibaren Irak ya da yanlısı kaynaklı şiddet saldırıları aynı şiddette karşılık görecektir.
Şunu hiç gözden kaçırmamak gerek. Saddam bir diktatördü. Çok insanın kanına girdi.
Ama ülkesini işgal eden Amerikan kuvvetleri Saddam’ı devirdi, yakaladı, mahkemeye çıkardı ve astı. Mahkeme hiçbir ülkede görülmemiş hukuk skandallarıyla yapıldı. Karakolda bir kişinin fiske yemesini bile “çağdışılık” olarak nitelendirip dünyayı ayağa kaldıran Avrupa bu hukuk skandallarını görmezden geldi. Dünyanın diğer gelişmiş ülkeleri kafalarını kuma gömdü.
Şimdi tufan kopacak.
Ama benim korkum, kopacak bu tufanın sonunda Müslüman ülkelerinin başına patlamasıdır.
Ve tabii Türkiye’yi de etkilemesidir.
Bir savaş var uzakta
Türkiye’de zaten fazla konuşulmamıştı, Saddam’ın idamı üzerine dünya medyası da başını çevirdi. Afrika’da bir savaş sürüyor. Etiyopya Somali’ye saldırdı. Etiyopyalı askerler Somali’nin başkenti Mogadişu’nun içine kadar girdiler.
Somali bir Müslüman ülke. Etiyopya ise ağırlıklı olarak Hıristiyan.
Dünya şu anda savaşı sadece seyrediyor. Ben bu satırları yazdığım sırada savaşın durdurulması ateşkes ilan edilmesi konusunda henüz uluslararası bir girişim olmamıştı.
Peki ne oluyor bu bölgede?
Somali’de iktidarı elinde tutan, devlet olma niteliği de bulunmayan aşarı fanatik islamcı bir grup var. Somali bu yönetim biçimi nedeniyle uluslararası teröristlerin de barınma yerlerinden biri.
Hatta bir ara Usame bin Ladin’in de burada saklandığı ileri sürülmüştü.
Bir avuç kendini bilmez sözde Müslüman terörist yüzünden, İslam dini dünyada o kadar ağır yara aldı ki, dünya gözünün önündeki bu savaşı görmezden geldiği gibi, Somali’deki aşırı fanatik islamcıların yok edilmesini destekliyor bile.
Amerika sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sessiz. Ama biliniyor ki Etiyopyalı askerlere her türlü istihbarat ve lojistik destek buradan geliyor.
Avrupa Birliği sanki böyle bir savaş yokmuş gibi davranıyor.
Avrupa ve Amerika sessiz de ya Arap ülkeleri ne yapıyor?
Onların da pek sesi çıkmıyor. Ya terörist üretiminden onlara da gına geldi ya da konuya girmeyi göze alamıyorlar.
Gelelim Türkiye’ye. Bizde ne oluyor? Hamas’a destek veren hükümetten Etiyopya saldırısı hakkında bir açıklama duydunuz mu?
Allah Allah...
Turgut Özal’ın ahı tuttu
Turgut Özal, Başbakanlığı döneminde, 80’li yılların ikinci yarısında İran’a resmi bir ziyaret yapmıştı.
Bu ziyaret sırasında İran-Irak savaşı da sürüyordu. İki ülke de cephe savaşından yorulmuş, birbirlerinin şehirlerine hedef gözetmeksizin bombalar atıyordu. Bu anlamsız savaşta iki taraftan da yüzbinlerce insan ölüyordu.
Türk hariciyesi resmi gezi öncesinde Irak’a bir uyarı göndermiş ve şöyle demişti: “Türkiye Cumhuriyet’i Başbakanı İran’a resmi gezi yapmaktadır. Gerek Başbakanımızın havada olduğu, gerekse Tahran’da bulunduğu süre içinde, kendisinin ve Türk heyetinin can güvenliğini tehdit edecek bir davranışta bulunulmamasını rica ederiz.”
Yani Türkiye açıkça Irak’a “Başbakanımızın ziyareti sırasında İran’a özellikle Tahran’a yönelik saldırıları durdurun. Başbakanımız havadayken de hava çatışmasına girmeyin” diyordu.
Irak tarafı bu talebi olumlu yanıtladı ve gezi boyunca hiçbir saldırıda bulunmayacağı sözü verdi.
Ancak Özal’ın gezisinin ikinci gecesinde Irak füzeleri Tahran’a düşmeye başladı. Bu füzelerden biri de Özal’ın kaldığı Türkiye Büyükelçiliği’nin hemen yanına isabet etti.
Özal Saddam’ın sözünü tutmamasına çok öfkelenmişti. Özal o günden itibaren Saddam’ın üzerine bir çarpı işareti koydu.
Birinci Körfez Savaşı sırasında Özal’ın Saddam’a yönelik sert politikalarının, nedenlerinden birinin de bu olduğu söylenir.
Köprüler bedava
Hükümet bayram nedeniyle köprü ve otoyollarda geçişi bedava yaptı. Neden: Efendim insanlar bayramda gidecekleri yere rahat gitsinler, birbirlerini görsünler, bayramlaşsınlar.
İyi de aynı İstanbul’da toplu taşıma araçları yüzde 50 indirimli.
Köprüyü kullananlar araba sahipleri.
Toplu taşıma araçlarını kullananlar ise arabası olmayanlar veya dar gelirliler.
Yani hükümet parası olana ulaşımı bedava yaparken, dar gelirliye sadece yüzde 50’yi reva görmüş oluyor.
Bunun dışında bayramlarda köprüleri bedava yapmanın trafik sıkışıklığını artırmaktan öte hiçbir yararı da olmuyor. Çünkü normalde köprüyü hiç kullanmayan binlerce kişi, nasıl olsa bedava mantığı ile çoluğunu çocuğunu köprüden geçirmeye kalkıyor.
Şehir içi trafik genelikle rahat olurken köprüler ve bağlantı yollarında trafik durma noktasına geliyor.
Bayramlarda köprü ve otoyolların bedava olması sadece hükümetin popülist davranma arzusundan kaynaklanmaktadır.
Hepinizin Kurban Bayramını ve yeni yılını kutlarım

