Amerika ile neden düşman olalım?

Haberin Devamı

PKK terörü konusunda sadece Amerika’dan gelecek sese konsantre olan ve bu nedenle hiçbir ilerleme sağlayamayan AKP kurmayları, şimdi de halkın tepkisini göz önünde tutarak müthiş bir anti- Amerikan kampanya sürdürüyor.
Başbakan sanki savaşa girecekmişiz gibi Amerika’ya babalanarak “inceldiği yerden kopsun” diyor “Her türlü bedeli ödemeye hazırız” gibi çıkışlar yapıyor.
İyi de nereden çıktı bu Amerikan düşmanlığı?
Türkiye’nin Amerikan düşmanlığı yapmasının anlamı var mı?
Türkiye Amerika’nın ne dostu ne düşmanı olur. Önemli olan karşılıklı çıkarlardır.
Çıkar ilişkilerini iyi yönetebilirseniz Amerika iyi geçindiğiniz bir müttefiktir. İyi yönetemezseniz de iyi geçinemediğiniz bir devlettir.
Yapılması gereken onurlu duruşu sergilemektir. Bunu yapmak zorundasınız.
Ama düşmanlık farklı bir şey.
Üstelik bu tavır AKP
iktidarına hiç mi hiç
yakışmıyor.
Çok değil bundan bir yıl önce Tayyip Bey’in danışmanları Washington’daki kapıları arşınlayarak “Aman bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanmaya bakın” diyorlardı.
Türk halkında Amerika’ya yönelik, türlü çeşitli nedenlerden ötürü, öfke çığ gibi büyürken, AKP iktidarı bütün geleceğini Amerika’ya bağlamıştı.
Sonra Tayyip Bey değil miydi, 15 gün önce 13 yiğidimiz şehit edildikten sonra “Amerika’da Başkan’a bunu anlatacağım” diyen.
Ne zaman ki asker sınır ötesi operasyondan bir kere daha söz etti, halk Türkiye’nin her yanında “teröre lanet” mitingleri düzenlemeye başladı, Tayyip Bey o zaman endişeye kapıldı. Üzerine bir de Ermeni tasarısı gelince Başbakan eskiyi unutup şahin oluverdi.
Türkiye’de halkın çoğunluğu Amerika’dan pek hazzetmez. Ama ne tuhaftır ki, Amerikan aleyhtarlığının çok yüksek olduğu ülkede halk Amerika’ya en çok bel bağlayan bir partiyi ezici bir çoğunlukla iktidara getirdi.
Bu da aslında Türk seçmeninin kafasının karışık olduğunun bir göstergesidir. Şimdi AKP iktidarı yıllardır görmediği bu gerçeği yeni keşfetmiş ve Amerikan aleyhtarlığının üzerine benzin dökmeye başlamıştır.
Bunun dış politikada çok fazla etkisi olmayacağını söyleyebilirim. Her ne kadar “Türkiye Amerika ilişkileri hiç bu kadar gerginleşmemişti” deniyorsa da, sonuçta Amerika büyük devlet olarak çıkarına bakar. Bir ülkenin kendisine düşman olup olmaması Amerika’nın pek umurunda olmaz.
Bu nedenle AKP’nin bu yeni tavrının tamamen iç politikaya yönelik olduğunu söyleyebilirim. Halktaki Amerikan aleyhtarlığını, iktidarın kahramanlığına dönüştürmek istiyorlar o kadar.
Bütün geleceğini Amerika’ya endeksleyen iktidar, Türkiye’deki iktidarını şimdi Amerika düşmanlığı yaparak korumaya çalışıyor. Ve emin olun ki el altından Amerika ile pazarlıklar yaparak “Bu geçici bir durum, hemen el atıp destek olmazsanız bu iş daha da kötüye gider” mesajını da veriyorlardır.

***


Örneğin Habur kapatılsa

Meclis dün tezkeriyi görüştü ve kabul etti. Artık top hükümette. İktidar gerek gördüğü an Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınır ötesi harekâta başlaması için talimat verebilir.
Bu talimat verilecek mi, bundan çok emin değilim. Çünkü iktidarın söylemi aslında bu talimatın verilmemesi üzerine kurulu gibi. Yani sınır ötesi harekâtın yapılmasının değil de yapılmamasının daha doğru olacağı, bunun caydırıcı etkisi olduğu ve diplomatik alanda kullanılabileceği görüşü hakim.
Aslına bakarsanız güç kullanarak terörü bitirmek o kadar kolay değildir. Teröristi öldürürsünüz, iş bitti sanırsınız, oysa geride yeni teröristler yetişir. Bu nedenle terörü asıl bitirecek olan ekonomidir.
Bugün Güneydoğu bölgesi kalkınmış, insanların gelirleri yüksek, yaşamları kaliteli olsa bugünkü terörün onda biri olmaz.
Bir de tersi var. Terörü dize getirmek için tüm yaşamsal kaynaklarını kesmek, belki de güç kullanmaktan bile daha etkili olabilir. Örneğin bugün Kuzey Irak’ın bütün ihtiyacı Türkiye tarafından karşılanıyor. Yiyeceği, içeceği, ilacı, günlük kullanım malzemeleri hep Türkiye’den gidiyor. Bunun bir bölümü yasal ama önemli bölümü kaçak.
Demek ki biz Habur’ı kapatsak, sınır güvenliğini alsak Kuzey Irak ve hatta Irak’ın önemli bir bölümü aç susuz ve ilaçsız kalır.
Tabii benim Güneydoğum da bundan çok para kazanıyor ama geçici bir süre için yaratılacak fonlarla Güneydoğu halkı desteklenebilir. Ama Habur’un kapanması Kuzey Irak’ı felç eder. Bunun “tanklarla geliyoruz haa” tehdidinden bile etkili olacağından fazla kuşkum yok.

*****


Taş bile atılsa

Tezkerenin kabulü doğru bir karardır. Ama benim minik bir itirazım var. Türkiye belki de büyük devlet olduğunu göstermek adına sınır ötesi harekâtların sadece PKK teröristleri ile sınırlı tutulacağını taahhüt ediyor. Bu da ister istemez “Barzani bunun dışında mı tutuluyor?” sorusuna neden oluyor.
Bu ayrım muhtemel bir sınır ötesi harekâtta sorunlar doğuracaktır. PKK’lı teröristler Barzani’nin koruması altına girerse, Peşmerge kamplarında yatıp kalkarsa ne olacak?
İkincisi, Barzani’yi ayrı tutunca Türkiye sanki Kuzey Irak’ta hakim bir devlet varmış izlenimi yaratmış olmuyor mu?
Asker de hükümet de sınır ötesi operasyona gerek duyulmaması temennisinde bulunuyor. Türkiye elbette bu tezkereyi bir koz olarak kullanacaktır. Ama ayırım yapmak yerine “Türk sınırından içeri bir taş atılsa bile hesabını sorarım” dese bu herkes için ürkütücü bir tavır olurdu. Bizde bir atasözü vardır, “ölümü göster ki sıtmaya razı olsun” diye. Umarım tezkere terör örgütünde ve destekleyicilerinde bu etkiyi yapar.

*****


İran’ı bugüne getiren de anti-Amerikan
propagandaydı



Şimdi size çok farklı bir bakış açısını sunmak istiyorum. Ne zamandır Türkiye’de “Biz de İran mı olacağız?” endişesi hakim. Çünkü halkın önemli bir bölümü AKP iktidarının gizli bir gündemi olmasından korkuyor. Buna göre yavaş yavaş ama emin adımlarla Türkiye’nin bir İslam Cumhuriyeti haline getirileceğinden kuşkulanıyor.
AKP iktidarının bazı uygulamaları, özellikle türban konusundaki dayatmaları da bu duyguyu pekiştiriyor.
Ama geçmişe ve başından bazı olaylar geçmiş ülkelere bakıldığında bir rejimin sadece bu tür dayatmalarla değiştirilmediğini de görüyoruz.
İran’da henüz Humeyni ülkeye gelmeden önce sol kesimler Şah’ı eleştirmek ve devirmek adına müthiş bir anti-Amerikan kampanya başlattı. Mollalar da bunu sessizce destekledi. Derken Humeyni geldi, işin rengi değişmeye başladı.
Mollalar din avantajını kullanarak halkı etkilediler ve solu “idam ederek” tasfiye ettiler. Ama bu rejimin şaha kalkması Amerikan elçiliğinin işgali ile gerçekleşti. Ülkede sağlanan Amerika düşmanlığı halkı dinin dışında bir arada tutan önemli bir etken oldu.
Sonunda bu politikanın önünde kimse duramadı, İran tam bir şeriat ülkesi haline dönüştü.
Yani demem şu ki, bu tür durumlarda yaratılan bir düşmanlık halkın duygularını da kamçıladığı için yapıştırıcı etkisi de yapabilir. Türkiye’de de yaratılan ve duygulara hitap eden bir Amerikan düşmanlığı AKP’nin Amerika’ya olan bağlılığını unutturabilir.
Nasıl bugün molla rejimi el altından Amerika ile pazarlıklarını sürdürüyorsa, aynısı Türkiye için de geçerli olur. Amerika bölgedeki çıkarlarını, sanki Türkiye’de kendisine çok karşı bir iktidar varmış gibi daha rahat kollar hale gelebilir.

DİĞER YENİ YAZILAR