Amazon’da cuuup suya düştüğüm an

Haberin Devamı

Marmaris’ten Datça’ya giderken Değirmenyanı Köyü’nü geçer geçmez “Bördübet-Amazon” diye bir tabela görüyorsunuz. Eğer buradan sapıp, yolun sonundaki Amazon’a varırsanız, size dünyanın en ilginç tatillerinden birini yapacağınızın garantisini verebilirim.

Bu tabelanın sihrine kapılıp tam 25 yıl önce sapmış ve tozlu yolların çilesini çekerek Amazon’a varmıştım.

“Aaaa” bir de ne göreyim, Güneş Tecelli orada. Şimdiki nesil Güneş Tecelli’yi Hıncal Uluç’un köşesine pazar günleri yazdığı “Tecelli’den Abüzittin’e” yazılarından tanır ama, 35-40 yıl öncesini hatırlayanlar için Güneş Tecelli bir efsaneydi.

Tek kanallı, siyah beyaz TRT televizyonunun en müthiş şovmeniydi Tecelli. Pazar günleri ekrana gelir, milyonları ekran başına kilitlerdi.

25 yıl önce Güneş Tecelli’yi görünce kendimi tanıtmış, gazeteci olduğumu söylemiştim.

Bir kamptı Amazon. Bördübet’te bir Haliç gibi karaya giren derin koyun ucundan gelen nehir boyunda, ağaçlar altında, çadırların kurulduğu, beş on tane bungalovun bulunduğu bir kamp. Dünyadan uzak, sessiz, börtü böcek içinde bir yer.

Komün hayatı gibiydi yaşam. Çan çalıyor, herkes yemeğe oturuyor ve yapılan iki üç yemeği paylaşıyordu masalara konan tencerelerden. Gece yarısı elektrik de kesilirdi.

25 yıl sonra tekrar ve yine habersiz gittiğimde Güneş Tecelli yine oradaydı. Doğal olarak 25 yıl önce yine geldiğimi hatırlamadı, ama bu kez tanıyordu beni. Yazarlık ve televizyon sağolsun.

Amazon yine aynı Amazon ama, yapısı biraz değişmiş. Çadırlar azalmış, yerine daha çok bungalov yapılmış. Ama bir Çingene arabaları var ki, müthiş. Bildiğiniz araba, tekerlekleri falan hepsi yerli yerinde, bir atı yok. En arkası banyo tuvalet, ön tarafta iki kişilik yatak, minik televizyon ve küçük buzdolabı. Ama en güzeli üstü pleksiglas, yatınca göğü, yıldızları izleyebiliyorsunuz. Şarkıdaki “yıldızların altında” burada gerçek olabilir isteyene.

Denize 250 metre Amazon. Arabayla gidersiniz gitmesine de, asıl keyif kanolar. Çünkü kampın önündeki durgun akan nehirden kanolarla denize ulaşmak mümkün. Aslında en doğru yol da bu.

Kanoya doğru yürürken “Cebinizde telefon falan yok değil mi?” diye sordu Tecelli’nin kamp müdürü oğlu, “Var” dedim “Almayın isterseniz” diye üsteledi. Vardır bildiği, döndüm cebimdekileri “Çingene arabasına” bıraktım.

İyi ki bırakmışım, o koca gövdeyle minicik kanoya, üstelik hayatımın ilk binişinde yerleşmek kolay mı? Anında cuuup yuvarlandım nehre. Telefon kurtuldu ama dipteki çamura batan terlikler...

Akşam üzeri “Var mı güneş batımını izlemeye gelen” anonsu ile dileyenler 70’lerden kalma koca bir cipe doluşuyor. Yangın müdahalesi için açılan dağ yollarından tepelere çıkıyorsunuz, 7 Adalar’a hakim bir tepede duruyorsunuz. Siz manzaranın olağanüstülüğüne dalmışken bir de bakıyorsunuz ki portatif sandalyeler dizilmiş, akü ile çalışan bir müzik seti kurulmuş, yine portatif masaya peynir üzüm ve şaraplar konmuş, Enya’nın büyüleyici müziği çalmaya başlamış.

O sırada 7 Adalar’ın tam arkasından Bodrum’un üzerinden güneş batıyor, saniye saniye izliyorsunuz sürekli değişen renk cümbüşünü.

Salı günü biraz daha devam ederim Amazon’a.. Ne esprileri var buranın bilseniz.

*****


Haftanın fıkraları

Yıldırım Tuna’dan bu hafta gelen fıkralardan seçtiğim bir demeti sizlere de sunuyorum. Keyifli pazarlar dilerim;

Pahalı yemek

Yeni tanıştığım kızı evinden aldım, onu etkilemek için güzel bir restorana götürdüm, menüdeki en pahallı şeyleri istedi. Karides kokteyl, ananaslı ıstakoz, gril ahtapot ve şampanya... Garson bunların siparişini alırken ısmarladığı şeylerin karşılarındaki fiyatları görünce “Annen her gece seni böyle mi besliyor?..” diye sordum sinirlenerek. “Yoo..” dedi, “Ama yemekten hemen sonra da onunla yatağa girme mecburiyetim de yok..! ”

***


Kitap yazdım

İki arkadaşın bindiği gemi batmış, ıssız bir adaya düşmüşler, gün ağarınca ilki etrafı kontrol ettikten sonra “Öleceğiz” diye ağlamaya başlamış, “Yiyecek yok, su yok, hiçbir şey yok, öleceğiz.” Diğer arkadaşının elleri ensesinde palmiyenin gölgesinde keyifle uzandığını görünce “Sen?” demiş, “Sen korkmuyor musun?” Arkadaşı “Niye korkayım ki?” demiş “Rahat ol.. Gelmeden önce bir kitap yazmıştım, dava açmak için kesin bizi arayıp bulurlar..!”

***


İki adım

İki arkadaş doğa yürüyüşü yaparken birden bir ayı onları kovalamaya başlamış, zar zor bir ağaca tırmanmışlar, ayı da arkalarından tırmanmaya başlamış, o zaman bizimkiler aşağı atlamayı düşünmüşler, biri hemen sırt çantasından kros ayakkabılarını çıkarıp ayakkabıları giymiş, bağcıklarını bağlamaya başlayınca “Saçmalama” demiş diğeri, “Ayıdan daha hızlı koşabileceğini mi düşünüyorsun oğlum?” Arkadaşı “Yoo..” demiş “Kaçarken sadece seni bir iki adım geçsem yeter..!”

***


Hafifmeşrep

Adam karısını doktora götürmüş, muayene etmeden önce kadını röntgene gönderen doktor adamı kenara çekip “Karınızın bakışlarını hiç beğenmedim” demiş. “Yahu hiç öyle işlerle ilişkisi yok aslında” demiş adam, “Ben de tanıştığımız ilk gün sizin gibi aynı hislere kapılıp onu ‘hafif meşrep’ biri zannetmiştim, ama inanın evine, çocuklarına ve bana öyle düşkün, iyi biridir ki..!”

*****


Gani Yıldız’dan

Türkiye, demokrasisiyle Arap Baharı’nı yaşayan ülkelere model olabilirmiş. Söz konusu model demokrasinin 1/50 ölçeklisi olsa gerek!

***


TBMM, iktidarın kendisini devreden çıkarıp önemli değişiklikleri kanun hükmünde kararnameyle yapması nedeniyle gazete ilanı vermiş: “Ülke yönetiminde söz sahibi olabilme kimliğimi kaybettim. Hükümsüzdür.”

***


Hopa’daki olaylardan sonra ölen Metin Lokumcu’nun cenazesinde marş söyleyen yedi kişi, terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyormuş. İleri demokrasiden manzaralar: “Marş söyleyen doğru cezaevine, marş marş!”

***


Başbakan, “Artık Esad’a inanmıyorum” demiş. Demek ki Arap Baharı’nın değişim rüzgârından biz de etkilendik. Eskiden diktatör olduğuna inanmadığımız Esad’ın artık kendisine inanmıyoruz...

DİĞER YENİ YAZILAR