Amaç türbanı çözmek değil

Haberin Devamı

ANALİZ

Bir kere daha ortaya çıktı ki, iktidarın asıl amacı “türban sorununu çözmek” değil, tam tersine, fiili durum yaratılsa bile sorunun devamını sağlamak.

Türban konusunu “diri tutmak” iktidarın adeta “gıdası” gibi. Bu nedenle herhangi bir adım atılmasını asla istemiyor.

Oysa, referandumdan önce CHP Genel Başkanı “türban sorununu çözeceklerini” açıklamıştı. Üstelik bunu, CHP’nin tabanında çıkabilecek rahatsızlıkları bile göze alarak yapmıştı Kılıçdaroğlu. Nitekim şimdi türban sorununun devam etmesi için ellerinden geleni yapanlar, CHP örgütünü ve kitle tabanını da sürekli tahrik ediyor.

AKP iktidarı ise önce bu söylemi “samimiyetsiz” buldu, ardından da kelimenin tam anlamıyla yan çizdi. Yerine ise YÖK Başkanı’nı devreye sokarak “türbanda fiili durum” yaratılmasını sağladı.

Aslına bakarsanız, daha önce de yazmıştım, şu anda üniversitelerin pek çoğunda artık “türban yasağı” diye bir şey yok. Özel üniversiteler bu konuda çoktan tavır değiştirmişti, devlet üniversiteleri de göz yumma biçiminde soruna sırtlarını çevirmişti.

YÖK Başkanı’nın İstanbul Üniversitesi’ne yazdığı mektup ise fiili durumun kesinlik kazanmasını sağlamış oldu. Ama bu sorunu çözmüyor, çözmeyecek. Sadece yine ve yine ve sonra yine tartışılmasına yol açacak o kadar.

Tartışmaların ise AKP iktidarına hiç bitmeyen bir enerji ile güç kazandırdığı gerçeğini de göz ardı edemeyiz. AKP bu kaynaktan beslendikçe sorunu sürdürecektir.

CHP’nin tavrına gelince. Kılıçdaroğlu’nun “örtünme tarifi” yapmasını eleştirebilirsiniz. Ancak Kılıçdaroğlu’nun nahif kimliğine bakınca, bunun bir siyasi manevradan ziyade, AKP’yi de ürkütmeden konuya çekmek için yapılmış bir nezaket çıkışı olduğunu söyleyebilirim.

Kılıçdaroğlu, türban sorununun çözümü için uzun uzadıya anayasa değişikliklerine gerek olmadığını, kısa sürede sağlanacak bir mutabakat ve belki de bir yönetmelik değişikliği ile sorunu çözebileceklerini anlatmak istedi.

Bunun için de “sorun inançlar gereği örtünme talebinden kaynaklanıyorsa” düşüncesiyle, bazı İslam ülkelerinden -ki bunlar şeriat devleti- örnekler verdi.

Oysa AKP’nin sorunu çözmeye niyeti olmadığı için, hem konuyu iyice sulandırmasına hem de yandaş yazarların alaylı saldırılarına tanık olduk. Hazin bir durum.

Sonuç şudur: AKP ve yandaşları, siyasi gıdalarını alabilmek için, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları ile hiç ilgisi olmayan, üniformal bir giysi üzerinden inanç sömürüsü yapmaya devam etmektedir.

*****


ÇOK GÜLDÜM

Burada anlatılan Türkiye olamaz ki!


Geçenlerde bir dost topluluğunda herkes “anlamlı” fıkralar anlatıyordu, bir tane de benim aklıma gelince anlattım. Gerçi anlattığım fıkra gibi olmasına rağmen, aslında tarihte yaşanmış bir “ibretlik” olaydı.

Dinleyenler “aa” dediler, “Aynen şimdiki Türkiye.” Şaşırdım tabii, ben bunu tarihi bir anekdot diye anlattım.

Türkiye’nin durumu ile ne ilgisi olabilir?

İsterseniz siz de okuyun, söyleyin bakalım bu anlatılandan Türkiye çıkarılabilir mi? Yok daha neler yani!

Dişi deve

Hz. Ali’nin şehri olan Kûfe’den bir Arap, devesiyle Şam’a gitmiş. Adam Şam’da dolaşırken, biri yanaşıp deveyi sahiplenmiş: “Ver o dişi deveyi bana!” Kûfeli Arap, “Bu deve benimdir, üstelik erkektir” diye kendini savunmaya çalışsa da anlaşamamışlar, iş Şam’ı yöneten Muaviye’ye kadar yansımış.

Muaviye, tarafları dinlemiş, sonra da kararını açıklamış: “Bu dişi deve Şamlınındır!” Sonra halka dönmüş: “Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?” Hep birlikte bağırmışlar: “Şamlınındır!”

Muaviye Kûfeli Arap’a dönüp demiş ki: “Kûfeli, dinle! Biliyorum, bu deve senindir ve erkektir. Ama şehrine dönünce Ali’ye de ki: Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayıramayan, o ne derse ‘evet’ diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk alsın!”

*****


HOŞUMA GİDENLER

Rakı-salak


Elazığ’a MEY grubunun yöneticisi Galip Yorgancıoğlu ile yaptığımız “bağ bozumu” gezisinde edindiğim çevre ile ilgili izlenimlerimi önümüzdeki günlerde yazacağım tabii. Ama dün laf içkiden açılmışken, bugün sizlerle rakı ile ilgili Nazım Hikmet’in dizelerini paylaşmak istedim. Haksız mı Nazım?

RAKI: Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir, yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir, susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir. Ama işte;
Bir tek salakla içilmez.

*****


ŞAŞIRDIM

O sululuksa bu ne?


Başbakan CHP’nin anayasa değişikliği konusundaki söylemini “sululuk” olarak niteledi. Başbakan’a göre kendi iç tüzüğünü seçime kadar yetiştiremeyeceğini söyleyen CHP’nin bir haftada bir ayda anayasa değiştirmesi mümkün değil. Bu nedenle “sululuk” diyor. Anlamadığım şu: İç tüzük CHP’nin kendi sorunu. AKP’yi ilgilendirmiyor. İç tüzükle anayasa değişikliğini kıyaslamak da yanlış.

Ama asıl önemlisi şu: Türkiye’nin yapısını alt üst ederek, iktidara yargıyı tamamen kontrol olanağı sağlayan anayasa değişiklikleri ne kadar zamanda yapıldı ki? Öyle aylar süren hazırlıklar mı oldu, uzlaşma mı arandı, mecliste insanların konuşmasına mı izin verildi? Hayır, karar alındı ve AKP oylarıyla uygulamaya sokuldu, sonra da hiçbir şeyden haberi olmayan halka onaylatıldı.

CHP’nin bir ayda anayasa değişikliği yapılabileceğini söylemesi “sululuk” oluyor da, bir haftada dayatma ile hazırlanan anayasa ne oluyor o zaman?

*****


BUNU YAZMAK GEREK

YÖK Başkanı yan çiziyor, yandaş medya aldırmıyor


YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan‘ın İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği yazı doğal olarak “türban serbestisi” olarak algılandı. İki gün medyada tartışıldı. Derken bir baktık ki Özcan biraz “yan çizerek” yazının “türbana özgürlük” olarak kabul edilemeyeceğini söyledi. Tartışma ve tepkilerden endişelenmiş olacak ki bununla da yetinmeyip bir açıklama daha yaparak “Bu zaten siyasetin işidir” dedi.

Tabii bütün bunlar “halkı aptal yerine koymanın” değişik versiyonları. Halkın eğitimsiz, kültürsüz ve çok düşük gelirli kesiminin iktidara destek verdiğini söylerseniz sizi hemen “halk düşmanı” ilan eden kesimler, halkın göstere göstere aptal yerine konmasına ses çıkarmıyor.
Nitekim, Özcan’ın “bu türbana geçiş değildir” mealinde açıklamalarına rağmen, yandaş medya asıl amacı açıkça söylemekten hiç çekinmiyor. Dünkü yandaş medyada ve biat etmiş kalemlerde “YÖK’ün mektubu ile türbanın nasıl özgürleştiğini” anlatan haber ve yazılar yine ağırlıktaydı.
Bir oyun oynanıyor ki, seyreyleyin gitsin.

*****


Başbakan, CHP’nin Anayasa hazırlama takvimi için, “Böyle sululuk olur mu?” demiş. AKP’nin Anayasa değişikliklerini “kuru kuruya” yaptığını düşünen CHP işi sulandırmak istemiş olamaz mı? (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR