AKP’ye laf edemeyenler yine CHP’ye vuruyor

Haberin Devamı

Seçimlerden önce ne yazdım; “Seçim sonuçları ne olursa olsun Baykal ve yönetimi gitmeli”

Seçim gecesi ne yazdım; “Baykal ve ekibi istifa etmeli.”

Şu anda bu görüşümden vazgeçmiş durumda mıyım? Hayır, aynı görüşümü savunuyorum.

Ama biraz revize etmem gerektiğini de düşünmüyor değilim.

Çünkü başta AKP ve yandaşları olmak üzere, diğer tarafta da AKP’ye hala laf söylemekten çekinen bir kesim oklarını CHP’e yöneltti. AKP’li olmayan çevrelerdeki CHP’ye yönelik eleştirileri anlamak mümkün de, AKP’lilerin ve yandaşlarının neden CHP ile bu kadar uğraştıklarını anlayamıyorum.

Doğru düzgün bir şey söyleseler tamam, ama işi gücü bıraktılar CHP’nin içini karıştırmaya çalışıyorlar.

Demek ki AKP cephesindeki temel politika, hedef şaşırtıp odak noktasına CHP’i koymak ve bir süre gözlerden uzak kalmak.

O halde bu tuzağa da düşmemek gerekir.

Gelelim CHP’ye. Şu anda Baykal ille de ayrılsın diyecek değilim. Ama halkın bu seçimde gösterdiği oy kullanma biçimini de iyi değerlendirmeliler.

Madde bir; Halk bu seçimde CHP’ye yönelmedi. AKP’ye karşı güçlü gördüğü adayı destekledi. Bu pek çok yerde güçlü aday CHP’den olduğu için CHP’nin adayları kazandı.

Madde iki; CHP’ye giden oyların önemli bir bölümü kerhen verildi. Bu seçim “kerhen CHP” diyenlerin son seçimi olabilir.

Madde üç; Bu seçimler CHP’nin merkez yönetiminde yer alabilecek pek çok yıldız isim çıkardı.

Bu seçimlerde “Muhalefet yok, alternatif yok” söylemi yıkılmıştır. Halk istediği an alternatif bulabileceğini gösterdi. Ama alternatif şu anda CHP değildir. CHP alternatif olmaya en yakın partidir.

O halde bu mesaj iyi okunmalı ve CHP çok hızlı biçimde yönetimini değiştirmelidir. Kimsenin “partiye şunu getir, bunu getir” diye ahkam kesmeye hakkı olamaz. Ama önerilerde bulunabiliriz. Örneğin dürüstlüğü, şeffaflığı, sakinliği ve sağduyusu ile sembol adam olan Gürsel Tekin’den herhalde yararlanılmalıdır.

Deniz Baykal İzmir’den yüzde 60 oy alırken Erzurum’dan neden yüzde 1’de bile zorlandığını düşünmelidir. Türkiye’nin en eski partisinin ülkenin bazı yerlerinde hiç olmaması kabul edilemez. Demek ki bu bölgelere yönelik özel çalışmalar yapılmalı.

Bu görüşler ışığında CHP’yi izleyeceğimi söylemek istiyorum.

MHP’YE ÖNEMLİ NOT: Lütfen bu yazıyı CHP yerine MHP, İzmir yerine Ankara, Erzurum yerine İstanbul koyarak okuyun. Çünkü bu yazı MHP için de geçerlidir.

*****


Biraz ayıp oldu ama...


Krizin teğet geçtiği iddiaları ile hükümet ekonomik önlemler almakta gecikti. Seçimlere az bir zaman kala, belli ki oylara etkisi olur düşüncesiyle ard arda paketler açıldı.

Bu paketler “ÖTV düşürülmesinden” ibaretti aslında. Ama ekonomistler “piyasa biraz hareketlenir” düşüncesiyle ve tabii biraz da “önlem önlemdir, psikolojisi bile yeter” savından hareketle alkışlarını esirgemediler.

Bu kararlar açıklandığında küçük bir hatırlatma yapmış ve “ÖTV’yi düşürmek yurtdışından gelen ve elde kalan malların satılmasına yol açar o kadar” demiştim.

Oysa eğer bir ekonomik önlem paketi açıklıyorsanız bunun içinde üretim ve istihdamın olması gerek. ÖTV indirimi ne üretime ne de istihdama hiçbir etki yapmaz.

Nitekim aynen öyle oldu. Cebinde parası olan “mallar ucuzladı” diyerek öncelikle otomobil galerilerine koştu.

Sonuçta stoklar eritildi, nakit para toplandı. Peki şimdi nereye geldik? ÖTV indiriminden yararlanan şirketlerin stokları ediri, ellerinde mal kalmadı. Şimdi yeni aşamaya geçtiler. Piyasadan talep alıyorlar, buna göre üretim yapıp satacaklar.

Ekonomik olarak bu doğru elbette. Ama halka yararı nerede? İstihdam nerede? Rekabet koşulları nerede?

Sonuç: İktidar parası olan ama kriz nedeniyle harcamayan rantiyelere ucuzluk sağladı, ithalata dayalı iş yapan büyük firmaların da stoklarını eritip düzlüğe çıkardı.

Hayırlı olsun...

*****


Primus inter pares


Tayyip Erdoğan, seçimdeki hayal karıklığını bakanlarına karşı bir öfke seline dönüştürdü. Kendisine gözü kara bir destek veren Sabah Gazetesi’ne ağır eleştirilerde bulunurken aslında kendi hükümetindeki bakanlarına ağır hakaretler yağdırdı.

“Söyleyin o 6 bakanı, kapının önüne koyayım” dedi.

Başbakan’ın böyle konuşmaya hiç hakkı yok. Çünkü Başbakan hiçbir bakanı “kapı önüne” koyamaz. Buna yetkisi yok.

Hükümet bir şirket olmadığı gibi Başbakan bir şirketin patronu değildir.

Başbakan hükümet içinde tüm bakanlarla eşittir. Hiçbir bakanın birbirine karşı üstünlüğü olmadığı gibi Başbakan’ın da bakanlara karşı bir üstünlüğü yoktur.

Bunun uluslar arası siyasi literatürdeki adı latinceden gelen “Primus inter pares”tir. Türkçesi “eşitler arasında birinci” dir.

Bakanları Başbakan seçer ve Cumhurbaşkanı’na teklif eder. Bakanları Cumhurbaşkanı onaylar.

Başbakan ancak gerek gördüğünde bir bakanı görevden almak için Cumhurbaşkanı’na başvurur. Bir bakanı görevden alma yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir.

Bakanlar kendi alanlarında tek sorumlu ve yetkili kişilerdir. Bir işi yapmak için Başbakan’dan emir almak durumunda değillerdir.

Başbakan bakanlar arasındaki koordinasyonu sağlar.

Ancak öfkeli Başbakan belli ki anayasal yetkilerini hiç hatırlamadığı için, en yakın çalışma arkadaşlarının gururlarını kırmakta da bir yanlış görmüyor.

*****


Yarın Ruhat Mengi’nin programındayım

Star TV’de Ruhat Mengi’nin hazırlayıp sunduğu “Her Açıdan” programının yarınki konuklarından biri de benim. Genel olarak seçim değerlendirmesinin ve Obama’nın ziyaretinin konuşulacağı programda ayrıca CHP’den Onur Öymen, MHP’den Oktay Vural, Prof Hakan Yılmaz, eski AKP milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır, araştırmacı Bülent Tanla var. Zeyno Baran ise Obama konusunda Amerika’dan telefonla katılacak yayına.

“Her Açıdan” her zaman olduğu gibi saat 12.30’da Star TV ekranlarında olacak.

Bu arada bu programdan hemen sonra, saat 15.00’te Kanal Biz’de hafta içi benimle yapılan ve yayınlanan programın tekrarı var. Merdan Yanardağ’ın sunduğu programda seçim sonuçları ve son siyasi gelişmelerle ilgili ayrıntılı görüşlerim var. 1 saat 10 dakika süren bu yayını vaktiniz ve ilginiz olursa izlemenizi öneririm.

DİĞER YENİ YAZILAR