Yeni Meclis şimdilik sakin ve sorunsuz görünüyor. Ancak belli ki yakın bir gelecekte özellikle DTP nedeniyle hayli sert tartışmalar olacak.
DTP ilk hamleyi Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “bölücülükle” suçlayarak yaptı. Çünkü Genelkurmay Başkanlığı 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonuna DTP’yi davet etmemişti.
DTP bunun öfkesiyle ardından bir de Silahlı Kuvvetler’i Güneydoğu’da kimyasal silah kullanmakla suçladı. Kara Kuvvetleri Komutanı da DTP’yi bölücü örgütün bir parçası olmakla itham etti.
Şimdi ortada demokrasi ile çelişen bir durum var. Halkın oylarını alan DTP Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ayrılmaz bir parçası. Bu nedenle DTP’yi diğer partilerden ayırmak, onları yok farz etmek kimsenin üzerine düşmemeli.
Ancak ortada da sıkıntılı bir durum var. Silahlı Kuvvetler DTP’nin bağlı olduğuna inandıkları terör örgütüyle yıllardır mücadele ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar binlerce şehit verdi. Böyle bir ortamda terör örgütünü kınamaktan bile kaçınan bir partiyi terör örgütüyle özdeş görmeleri kaçınılmaz.
Ama dediğim gibi demokrasi içinde buna da hakları yok aslında.
Bu durumda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın Silahlı Kuvvetler’i uyarması hatta kınaması gerekir. Çünkü sonuçta yapılan TBMM’nin manevi şahsiyetini tanımamaktır.
Ancak AKP’nin ve onun seçtiği Meclis Başkanı’nın moda deyimle “bugünkü konjonktürde” böyle bir çıkış yapması mümkün değildir.
Gerçi dışlanmış gibi görünen Bülent Arınç burada da ortaya çıkarak “Halkın seçtiği kişilere herkesin saygı duyması gerek” açıklaması yaptı Kamer Genç’e cevap verirken. Ama belli ki o bir mesajdı ve AKP yönetimini de sıkıntıya sokabilir.
Silahlı Kuvvetler, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na önce karşı çıkıp sonra gelişen duruma ayak uydurarak geri adım attı. Ancak Genelkurmay’ın PKK konusunda geri adım atması mümkün olamaz. O halde onların temsilcisi olarak gördükleri DTP’nin üzerine gitmek ve bu konuda hükümeti sıkıştırmak isteyebilirler.
DTP tüm uyarılara rağmen Meclis’te bulunmasının avantajını kötüye kullanmaya devam ederse ilişkiler daha da sertleşecektir. Bu da Tayyip Bey’i DTP konusunda taviz vermeye zorlayabilir.
Yani Cumhurbaşkanlığı konusunda askerden artık bir tepki görmeyeceği, sadece izleneceği belli olan Tayyip Erdoğan DTP konusunda kelle vermek durumunda bile kalabilir.
Rötarın nedeni
Hafta sonu THY ile uçtuğumu ama körükte bekleyen uçağa 25 dakika geç alındığımızı yazmıştım. Dün THY’den açıklama geldi. Ben nereye gittiğimi yazmadığım halde onlar bilgisayardan bakıp bulmuşlar tabii. Uçağın 24 dakika rötar yaptığını kabul ediyorlar ama diyorlar ki “O sırada Türk Yıldızları’nın gösterisi vardı. Bu nedenle hava trafiği çok yoğundu, pek çok uçak rötar yaptı.”
Açıklamada daha sonra bugünkü koşullarda tüm havayollarının gecikmeler yaşadığı da belirtiliyor.
Zaten ben gecikme ile ilgili değil bunun yolcuyla paylaşılmaması üzerine yazmıştım. Her nasılsa bindiğim uçağın kaptanı bir özür anonsu yaptığını söylemiş. İhtimaldir ki duymadım. Ama en azından “Türk Yıldızları gösterisi nedeniyle” denseydi hem herkesin yüreği rahatlamış olurdu hem de THY rötarın kendisinden kaynaklanmadığını açıklama şansı bulurdu. Yine de THY’nin duyarlı davranarak anında cevap vermesi insanın hoşuna gidiyor.
Bebek halkının rahatsızlığı
İstanbul Boğazı’nın en güzel yerlerinden biri neresidir diye sorarsanız tereddüt etmeden “Bebek” derim. Adı üzerinde, gerçekten çok güzel bir semt.
Ancak son zamanlarda Bebek sakinlerinin huzuru kaçmış durumda. Bunun birkaç nedeni var.
Birincisi Bebek Koyu’na bir marina yapılacağı söyleniyor. Oysa Bebek halkı burada marina istemiyor. Çünkü eğer marina kurulursa halkın denizle bağlantısı önemli ölçüde kopacak.
İkincisi Bebek’te yolun en daraldığı yerde ortaya refüj yapıldı. Bu aslında sağa sola park edilmesini önlemek için ama orada o kadar çok lokanta ve eğlence yeri var ki, park etmeyi önleseniz bile durdu kalktılar bile trafiği çok sıkıştırıyor.
Hele önceki gün yolun tam ortasında bir belediye otobüsü bozulmuş, trafik tamamen kapanmış.
Bebek halkı trafiğin akışını sağlamak için başka bir yöntem bulunmasını istiyor. Tabii ki kazıklı yol hariç.
Üçüncü sıkıntı da son bir iki aydır görülen bir olay. Bebek Parkı yıllardır herkesin uğrak yeri. Ancak son zamanlarda bir örneği otoyol kenarında görülen bir piknikçi tipi türemiş burada. Yerlere kilimler seriliyor, piknik tüpleri yakılıyor, çocuklar top oynuyor, büyükler de sereserpe yatıyor. Bu durum Bebek halkını çok rahatsız ediyormuş. Haklı olarak diyorlar ki “Burası zaten herkese açık. Ama böyle çayıra yayılır gibi piknik yapılması hem görüntü olarak çirkin hem de Türkiye böyle kalitesiz olmamalı.”
Uyduda neler var neler
Belki inanmayacaksınız ama bugüne kadar uydu yayınlarına bakma şansım hiç olmamıştı. Evde Digiturk ve kablo yayını olunca demek ki ihtiyaç duymamışım.
Geçen hafta sonu bir arkadaşımın evinde ilk kez tüm uydu kanalları arasında zaping yapma fırsatı buldum.
Açıkçası gözlerime inanamadım. Meğer ne kadar çok kanal varmış. Özellikle yurt dışından yayın yapan kanallar inanılmaz.
Ama beni çok şaşırtan adeta küçük dilimi yutturan konu ise uydudan yayın yapan bazı özel temalı kanallar.
Halk arasında kısaca “seks kanalı” olarak bilinen bazı kanallarda akıl almaz ilanlar yer alıyor. Örneğin şöyle bir yazı görüyorsunuz: “........’den Ahmet (burası bir Anadolu kenti) dul ya da bekâr bayanlarla tanışmak istiyorum. Yaş fark etmez.”
Şimdi bu bir örnek, bu tür sayısız ilan var. Yani jigololuk ayan beyan reklam ediliyor ve müşteri aranıyor. Telefon numaraları veriliyor. Aynı şekilde “her türlü çılgınlığa açık” kadınlar da bu yolla pazarlama yapıyorlar.
Böyle bir seks kanalını atlıyorsunuz, tam arkasından bir din kanalı çıkıyor. Orada da “Allah yaz, şu numaraya gönder, Endonezyalı çocukların sesinden şu anda dinlediğiniz ilahiyi telefonunuza indirin” diyor. Ya da telefonunuza ayetler indiriyorsunuz.
Son zamanlardaki en gözde sloganlardan biri biliyorsunuz “değişim.” Tabii ki değişim çok önemli. Ama Türkiye’nin böylesine değiştiğini görmek de bir tuhaf oluyor.

