Demek ki gerçekten bir bildikleri varmış. Yoksa son gün 6-5 söylentisi çıkmazdı. Önce asker sonra İstanbul sermayesi, Türkiye’nin AKP iktidarı ile yola devam etmesinin daha iyi olacağı yönünde uzlaşmaya vardı.
Tabii bunda Orta Doğu politikasını henüz tamamlamamış olan ABD’nin Türkiye’ye bakış açısının çok büyük etkisi oldu. Amerika da AKP’yi tercih etti.
Zaten Anayasa Mahkemesi Başkanı da uzun giriş konuşmasında bunu hissettirdi. Anayasa Mahkemesi üyelerinin dünya koşullarını da dikkate almak zorunda olduğunu belirtti.
Anayasa Mahkemesi kararını açıkladığına göre söylenecek fazla bir şey yok. AKP, 4.5 aylık beklentiden sonra yolunun açık olduğunu görmüştür. Bu nedenle bize AKP’ye “yolun açık olsun” demekten başka söz düşmez.
Tabii şimdi pek çok yorum yapılacak. AKP’nin bu kararla daha ılımlı ve uyumlu bir havaya gireceği söylenecek. Zaten bir yorum da şöyleydi: “AKP kapatılmasın. Ama Hazine cezası alsın. Böylelikle AKP’nin laiklikle ilgili kulağı çekilmiş olur. Bu parti bundan sonra daha dikkatli olur.”
Bu iyi niyetli bir yaklaşım. AKP, sanıyorum önümüzdeki 3 ay boyunca, tıpkı Erdoğan’ın seçim akşamı partisinin balkonundan yaptığı konuşmadaki gibi yönetilecek.
Hatta herkes bundan çok hoşnut olacak ve AKP’ye muhalefet edenlerle alay edecekler.
Önemli olan 3 ay sonra Türkiye’nin nasıl olacağı. Artık AKP’nin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Çok kısa bir süre içinde yeni anayasa gündeme gelecek ve bu anayasa ile bugüne kadar “sabredilen” her şey uygulamaya sokulacak.
Yeni anayasa ile en başta AKP zihniyetine en büyük engel olarak görünen Anayasa Mahkemesi ya kaldırılacak ya da yapısı değiştirilecek.
Laiklikle ilgili tartışmalar da yeni dönemde tamamen ortadan kalkacak, hatta belki de Atatürk ilke ve devrimlerini savunmak bile sıkıntı yaratacak.
Seçimlerde zafer kazanan AKP şimdi kazandığı yeni ve eşi bulunmaz zaferin tadını elbette çıkaracak.
Belli ki 1923 devrimini ve cumhuriyeti artık bir kenara atacak.
Bingöl’de bir köy
Geçen hafta cuma günü Mustafa Sarıgül aradı. O sırada Saros’taydım. “Erzurum’a oradan da Bingöl’ün bir köyüne gidiyorum. Gelir misin, senin için iyi bir gözlem olur” deyince tereddütsüz kabul ettim.
Sarıgül benim gibi Ertuğrul Akbay’ı davet etmiş. Süheyl Batum da geleceğini söylemiş ama son anda başka bir işi çıktığı için gelememiş.
Pervaneli bir uçakla 2.5 saat süren yolculuktan sonra Erzurum’a indik. O andan itibaren Sarıgül’ü izleme fırsatım oldu. Alanda kalabalık bir karşılama heyeti vardı. Davullar zurnalar çalıyor, Sarıgül’ü öven marşlar söyleniyordu.
Belli ki Sargül, İstanbul Şişli dışında da ciddi bir organizasyon içinde. Sordum, “Şu anda bir parti kursak 65 ildeki il ve ilçe başkanlarıyla yönetim kurulları hemen görev başı yapabilir” dedi.
Sarıgül bir lider gibi davranıyor. Son derece otoriter. Hiçbir hareketini şansa bırakmıyor gibi.
Havaalanından 50’yi aşkın araçtan oluşan bir konvoyla 90 kilometre uzaktaki Bingöl’ün Karlıova İlçesi’ne yakın Dörtyol Köyü’ne vardık. Meğer buradaki cami depremde yıkılmış. Sarıgül de köye yardım amacıyla camiyi yeniden yaptırmış, bunun açılışı yapılacakmış.
Köy, bir Kürt köyü. 2007 seçimlerinde tüm oylar AKP’ye gitmiş. Ama şimdi sorunca “İsteklerimizi yerine getirmedi” diye yakınıyorlar. Köyde gördüğüm çok sayıda türbanlı (cıvıl cıvıl renkli) kız artık İstanbul’da oturduklarını, yaz tatili nedeniyle köye ziyaret için geldiklerini söylediler. Ayrıca Sarıgül geliyor diye civardan da pek çok kişi toplanıp gelmiş.
Sarıgül bulunduğu yere göre konuşan bir siyasetçi. Cami açılışında öyle bir konuşma yaptı ki, köylüler coştu da coştu. Bu ilginç. Örneğin, Sarıgül Baykal’ı şikayet ediyor köylü, “Baykal istifa” diye bağırıyor. Kardeşim siz oyunuzu zaten CHP’ye vermediniz ki! Ama her nasılsa Sarıgül’e karşı bir sevgi var. “Bizden biri” diyorlar.
Bölgeden başka izlenimler de yazarım tabii. Ama Sarıgül’le ilgili şunu söyleyeyim: Kendini tamamen Başbakanlığa hazırlıyor. Bunun için CHP’nin başına geçmeyi ya da yeni bir oluşum yaratmayı hedefliyor.
Sahil Güvenlik ne yapar?
Saros Körfezi’nde gezerken ilginç bazı bilgiler aldım. Saros, dünyada kendi kendini temizleyebilen birkaç körfezden biri. Zaten bugüne kadar temiz kalabilmesinin birinci nedeni bu.
Saros dip zenginliği ve güzelliği ile de dünya çapında bir yer. Yakın döneme kadar balık türü çokluğu, dipteki mağaralar ve mercan kayalıklarıyla da eşsiz bir doğa cenneti.
Körfezi mahvedenlerin başında “vahşi” balıkçılar geliyor. Hiçbir kural tanımayan balıkçılar trol ve gırgırla denizin dibini ve ekolojiyi de yok ediyor.
Bunu önlemek başta Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın işi. Ama bu teşkilat ancak çok yukarıdan gelen bir talimat olursa bu vahşi balıkçılara müdahale ediyormuş.
Buna karşın bölgede amatör balıkçılık yapan veya dalanlara ise neredeyse acımasızca yaklaşıyormuş. Amatör balıkçıların tekneleri didik didik aranıyor ve bir belgesi bile eksik çıksa sahile çekiliyormuş.
Zaten anlatanlar körfez içinde bir sahil güvenlik botunun da çok nadir göründüğünü söylüyorlar. Oysa körfezde bir Sahil Güvenlik noktası bulunsa, botlar sürekli seyir halinde olsa ve asli görevini yapsa trol ve gırgırcıların doğayı mahvetmelerinin önüne geçilir. Peki, Sahil Güvenlik bu dünya cennetinde neden yok acaba?
Bir Saroslu’nun yakınması
Sayın Can Ataklı Saros Körfezi ile ilgili yazınızı okudum. Enez-Büyükevren bölgesinde 12 senedir oturduğumuz bir yazlığımız var. Maalesef bu süre içinde doğa büyük bir değişim geçirdi.
*Şahsa ait olan yazlıkların veya sitelerin arıtma tesisleri kontrol edilmiyor, kanalizasyon direkt olarak denize veriliyor gereken cezalar uygulanmıyor.
* Site olarak çöp için köy muhtarına sezonluk bin 600 YTL civarında para ödeniyor. Bulunduğumuz bölgede 5-6 tane site var. Muhtar bu parayı alıyor çöpü toplayacak kişiye veriyor (ne kadar ödüyor onu bilmiyorum) ondan sonra çöpler köyün dışında yol üstündeki bir araziye hiçbir önlem alınmadan boşaltılıyor. Bütün çöpler etrafa dağılıyor, hayvanlar arasında dolaşıyor.
* Bilinçsizce bir yapılaşma var ormanın dibine, içine kadar inşaat yapılıyor, bu izinleri kim nasıl veriyor?
Saros Körfezi dünyada kendi kendini temizliyebilen iki denizden birisi böyle devam ederse doğa iflas edecek. (A.K.)
Herkesin güvenini kaybeden daha ne kaybetsin
Publilius Syrus

