AKP kendini fena halde tuzağa düşürdü

Haberin Devamı

Sevgili okurlar bugün Ramazan’ın son günü. Yarın Şeker Bayramı’nı kutlayacağız. Özellikle Şeker Bayramı diyorum, çünkü 50 yıldır bu bayramı Şeker Bayramı olarak bilirim. Ramazan Bayramı denmez mi? Denir tabii, büyük ihtimalle ben de pek çok kere bayramı bu isimle anmışımdır. Tayyip Erdoğan “Şeker Bayramı” denmesinin ayıp olduğunu söyleyene kadar Türkiye’nin böyle bir sorunu yoktu. Demek ki sinirsel olarak hayli erozyona uğrayan Başbakan bu tür konulara yönelmeyi tercih ediyor.

Meclis’teki kapışma

Geçen haftanın tartışmasız en flaş olayı CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu ile AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’ın Uğur Dündar yönetiminde Meclis çatısı altında yaptıkları tartışmaydı. Bu tartışma ile ilgili pek çok yazı yazıldı, özellikle haber televizyonları hâlâ bu tartışmanın yansımalarını ele alıyor. Gazeteciliğe başladığımdan beri siyasetçiler birbirlerine karşı böyle restler çekerek “Korkmuyorsan gel kamuoyu önünde tartışalım” derler. Bu hiç gerçekleşmezdi, bu sefer gerçekleşti.

Kaybeden AKP oldu

Lafı hiç uzatmadan söyleyeyim, bu tartışmanın kaybedeni AKP oldu. Mir Dengir Mehmet Fırat çok itibar kaybederek halkın gözünden düştü, ama asıl hasarı AKP gördü. İktidarın 6. yılında AKP’nin karizmasına derin bir çizik atıldı. İktidar partisi “yolsuzluk” deyimi ile birlikte anılır hale geldi.

Kendi oyununa geldi

Olayın başlangıcına gidersek, rest çeken, adeta düelloya davet eden kişi AKP’li Fırat. Ama oyunun kurallarını CHP’li Kılıçdaroğlu koydu. Bugüne kadar hiçbir restin görülmediği fikrinden yola çıkan Dengir Fırat kendini bir anda kamuoyunun önünde buldu. Bir anlamda kendi oyununa geldi ve partisini de çok ciddi bir sıkıntıya soktu.

Siyasetin anlamı

Bu tartışmanın bence en önemli tarafı şu siyaset Meclis’te yapılır. Siyasetçiler halkın önüne çıkıp konuşurlar, hatta seçim öncesi yine halkın önünde rakipleriyle de tartışırlar, ama normal zamanda konuşma ve tartışma yeri parlamento kürsüsüdür. Oysa AKP siyasi bir tartışmayı bir inatlaşma hatası sonucu Meclis kürsüsünden indirilip halkın önüne konmasına neden oldu.

Bedelini sonra öderler

Şu anda herkes tartışmanın galibi, mağlubu üzerine konuşuyor. Ama AKP Meclis kürsüsünü terk etmesinin bedelini siyasi olarak mutlaka ödeyecektir. Belki “CHP için aynı şey neden geçerli değil?” diye soracaksınız. O muhalefet partisi. Her yolu deneyecektir. Gerekirse Meclis’i terk edip halka da dönebilir. Burada görev iktidar partisindeydi ve siyasi cehaletleri nedeniyle bu noktayı atladılar.

Uğur Dündar’a tebrikler

Gerçi herkes bu dileğini iletti ama ben de söylemeyi bir borç biliyorum. Tartışmanın en kazançlı ismi Uğur Dündar’dır. Ama bunu hak etti. Gerek nezaketi, gerek tarafsızlığı ve gerekse soğukkanlığı ile milyonların önünde yaşanan bir tartışmayı yüzünün akı ile tamamlamayı başardı.

Ve üslup sorunu

Sevgili okurlar, bu konuda bir gözlemimi daha paylaşmak istiyorum. Bu tartışmadan önce üslup konusu çok konuşuldu. Bana göre Kılıçdaroğlu’na ciddi bir haksızlık yapıldı. Sanki üslupları bozuk iki kişi karşı karşıya gelmiş gibi davranıldı. Oysa Kılıçdaroğlu’nun ne önce ne sonra üslupla ilgili hiçbir açığı vardı. Üslup sorunu olan Fırat’tı. O “seviyeli” olarak nitelenen tartışmada bile bel altından vurmaya, laf sokuşturmaya ve hakaret etmeye kalkıştı. Bu hoş değildi.

Ergenekon’da yeni dalga

Ergenekon olayında geçen hafta yine gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Medya buna 8. dalga diyor. Ben dalga sözüne katılmıyorum, belki etap denebilir. Çünkü Ergenekon’da aslında iki dalga var. Birincisi silahların, el bombalarının söz konusu olduğu ve aralarında kimi kriminal tiplerin de bulunduğu operasyonlar. İkincisi ki bu bence çok daha önemli, AKP’ye yönelik kapatma davası ile başlayan operasyonlar.

Muhalefetin adı Ergenekon mu?

AKP kapatma davasına alternatif olarak darbeciliği öne çıkararak toplumda saygın yeri olan ve AKP’nin politikalarını tehlikeli bulan isimlere yönelik bir sindirme operasyonu başlattı. Ergenekon adı altında laik, demokratik, sosyal hukuk devletini savunan, Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerini ön planda tutanlar bir bir toplanmaya başladı. Bu toplama harekâtı da devam ediyor.

Yenileri gelecek fısıltısı

Bu arada sevgili okurlar fısıltı gazetesi kullanılarak bu operasyonun devam edeceği ve sırada daha pek çok kişinin olduğu da yayılıyor. İşte bu en büyük terördür. İlgili ilgisiz herkesi sıkıntıya sokan, korkutan, sindiren bu tür girişimler ancak faşist ülkelerde görülür. Ancak faşizmde insanlar sabah nasıl kalkacaklarını yatarken tahmin bile edemezler.

Deniz Feneri artık durdurulamaz

Geçen hafta önce Ergenekon operasyonu ardından Meclis’teki halka açık tartışma nedeniyle Deniz Feneri olayıyla ilgili haberler daha az yer kapladı. Ancak görünen o ki, ister Erdoğan öfkelensin, ister iktidar önünü tıkamaya çalışsın, bu olayla ilgili soruşturmaların ve bilgi akışının durması mümkün değil. Artık çok belli ki Deniz Feneri ile ilgili çok daha şaşırtıcı bilgi ve belgeler önümüzdeki günlerde ortalığa saçılacak. Kaçış yok yani.

Akman’ın yürekler acısı durumu

Deniz Feneri olayında en şaşırtıcı isim RTÜK Başkanı Zahid Akman. Yalan söylediği, belge sakladığı, kuryelik yaptığı artık gün gibi ortada olan Akman, belli ki Başbakan’dan aldığı talimatla koltuğuna sıkı sıkıya yapıştı. Yürekler acısı bir durum bu. Geceleri yastığa başını nasıl koyuyor anlamıyorum. Bu arada ısrarla kendisini Almanya’ya davet edenler var. “Hiçbir suçum yok” diyor ama Almanya’ya da gidemiyor. Benim başka teklifim var. Akman Almanya’ya değil, herhangi bir AB ülkesine gidebiliyor mu acaba? Örneğin Yunan gümrüğünden geçmeye cesaret edebilir mi?

Gülen tarikatının iftarı

Sevgili okurlar geçen haftanın ilginç olaylarından biri de Cumhurbaşkanı Gül’ün Amerika’da Fethullah Gülen tarikatının verdiği iftara katılmasıydı. Gülen’in bulunmadığı iftarda bulunmak elbette suç değil. Ama Gülen, hakkında hiçbir yasal engel olmamasına rağmen Türkiye’ye dönmüyor. Neden dönmediğini hatta birkaç günlük ziyarette bile bulunmadığını anlamak mümkün değil. Bunun yanısıra Fethullah Gülen yıllarca kaçak durumda yaşadı. Türk adaletinden kaçtı. Bir cumhurbaşkanının beraat etse bile bir süre kaçak yaşayan ve hâlâ ülkesine dönme cesareti gösteremeyen birinin davetine katılması devlet onuru açısından da son derece yakışıksız.

Protokol rezaleti

Bir de üstüne Fethullah Gülen tarikatının yöneticileri Gül’ü insanlık suçundan yargılanacak olan bir adamın yanına oturtmazlar mı? İşte dini siyasete alet edip şirin gözükmeye çalışanlara bizzat kendi adamları tarafından atılan kazık da böyle olur. Acaba Sayın Cumhurbaşkanı iftardan sonra “Ben böyle bir tongaya nasıl düştüm?” diye düşünmüş müdür? Yoksa zaten biliyor muydu?

Belki Humeyni özentisidir

Gülen’in, tıpkı Şah’ın sözde liberal ve demokratların (bizdekiler gibi) müthiş katkısıyla devrilmesinden sonra Humeyni’nin İran’a “muhteşem” dönüşüne özendiği yolunda ciddi şüphelerim var. Sanki Gülen böyle bir fırsat bekliyor. Türkiye’de kurtarıcı gibi karşılanmak istiyor. Yoksa Türkiye’de neredeyse tüm devlet kurumlarında ağ kuran, kuş uçsa haberi olacak bir örgütlenmeyi sağlayan Gülen Türkiye’ye gelmekten neden bu kadar çekinsin. Bu garip tavrın nedenini bilen varsa lütfen açıklasın.

Fenerbahçe’nin durumu

Geçen hafta Fenerbahçe yine deplasman bozgununa uğradı. Fenerbahçe’nin bu kadar kötü oynaması şaşırtıcı. Ne top tutabiliyorlar, ne şut atabiliyorlar ne de savunma. Acaba diyorum futbolcular yeni antrenör Aragones’ten kurtulmak için mi böyle yapıyorlar? Çünkü hepsi birer yıldız olan futbolcuların bu kadar kötü olmasının başka izahını bulamıyorum.

Bayramınız kutlu olsun

Sevgili okurlar, bayramda elbette yine birlikteyiz ama bu arife gününden bayramınızı kutlamak istiyorum. Bayram yazılarında elbette siyaset ve ekonomi de olacak ama sizler için keyifle okuyacağınızı sandığım hoş yazılar da hazırladım. Hepinize iyi bayramlar ve iyi haftalar dilerim.

DİĞER YENİ YAZILAR