O günü yaşayanlar hatırladıklarında hâlâ dehşeti damarlarında hissederler. Yaşamayanların ise okuduklarından kanlarının çekildiğini hissetmemeleri mümkün değil.
36 kişinin canına mal olan 1 Mayıs 1977’nin esrarı hâlâ çözülemedi. Elbette o günden bugüne pek çoğumuzun zihninde oluşan “düzenleyiciler” var tabii ama kesin kanıt bulunması için çok derin ve gerçek bir araştırma yapılması gerekiyor.
“1 Mayıs’ta neden bu kanlı provokasyon yapıldı?” sorusunun en somut cevabı bence şu: “1 Mayıs’lar nedeniyle halkın isteklerinin kitlesel olarak dile getirilmesi şansı buluyordu. Ama bu durum iktidarları ve özellikle komünizm tehlikesine inananları çok rahatsız ediyordu. Öyle bir provokasyon yaptılar ki, halk tam 30 yıl boyunca, Cumhuriyet mitinglerine kadar bir daha böylesine kitlesel bir gösteride bir araya gelmeye cesaret edemedi.”
Bir ülke halkını 30 yıl boyunca tepkisini dile getirme konusunda korkutmak herhalde egemen güçler için az şey değil.
Gelelim günümüze. Meclis’te anayasa değişiklikleri tartışılırken CHP’li Kemal Anadol bir önerge vererek “1 Mayıs 1977 katliamının araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını” istedi.
Ancak ne gariptir ki, her fırsatta demokrasiden, özgürlüklerden, hukuktan, darbe karşıtlığından söz eden AKP bu öneriye şiddetle karşı çıktı.
Bu öneri televizyonlarda, o sırada şiddetli tartışma çıktığı için olsa gerek biraz da rating kaygısıyla yayınlandı ama gazetelerde pek yer bulamadı.
Oysa bana göre çok önemli bir konu. Bugüne kadar üzerinde çok konuşulmuş, spekülasyonlar yapılmış ve hatta belki de Türkiye tarihini değiştirmiş bir olayın açığa çıkması AKP’lileri neden rahatsız eder ki? CHP önergeyi veriyor, MHP ve BDP destekliyor, AKP karşı çıkıyor.
Sorduğunuzda AKP’liler “Anayasa görüşülüyor, önce onu bitirelim” diyorlar. Meclis iç tüzüğüne göre böyle bir şey yok. Önerge verilmiş, lehte aleyhte konuşmalar yapılmış ki yapılmak zorunda. Bu durumda topluca “evet” oyu verilse komisyon kurulacak ve derinlemesine bir araştırma başlayacak.
AKP “hayır” diyor. Kemal Anadol’un Meclis’te söylediği şu sözler çok önemli. Belki de AKP’nin gerçek niyetini ortaya koyuyordur:
“DTP, askerî darbelerle ilgili bir araştırma önergesi. Biz olumlu rey verdik, siz reddettiniz. JİTEM’le ilgili bir önerge daha verildi, onu da reddettiniz. Şimdi bir önerge verildi Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar siyasi cinayetlerin araştırılması için; onu da reddettiniz.”
Sahi, AKP ve maskeli yandaşları hep darbe karşıtlığından, karanlık olaylardan söz ederken, neden ciddi bir araştırmaya yanaşmaz da “ihbarlarla, sözde iddialarla, telefon dinlemeleriyle” sözde darbe önleyecek davalar açma yoluna giderler ki?
Böyle de yatılmaz ki
Başbakanlık önceki günden itibaren yeni bir uygulama başlattı. Artık medyaya özel fotoğraf servisi başladı. Daha önceleri medyanın alınmadığı toplantılardan yapılan fotoğraf servisleri artık tıpkı Beyaz Saray’da olduğu gibi “özel hayat” servisine dönüştürüldü.
Böylelikle halk ilk kez Başbakan’ı tek başına çalışırken, tek başına dinlenirken görme olanağı buldu.
Önceki gün servis edilen fotoğraflardan biri de Başbakan’ın yumruk yiyen Enerji Bakanı Taner Yıldız’la birlikte olduğu görüntüydü.
Fotoğrafta Yıldız kanepeye uzanmış yatıyor, Başbakan da yanında oturuyor. İlk bakışta çok “insani” gibi görünüyor fotoğraf ama öyle değil. Belli ki düşünülmüş ve propaganda amacıyla medyaya servis edilmiş.
Bir kere Yıldız’ın burnu kırık, bacağı ya da beli değil. Burnu kırılan biri sürekli yatmaz. İkincisi bizim örf âdetimizde durumu ne olursa olsun astlar üstün yanında yatmazlar. Bu kural değildir ama ruhumuz böyledir. Kalp ameliyatlı biri bile, örneğin Başbakan ziyarete geldiğinde doğrulmaya çalışır. Bu nedenle Yıldız’ın sere serpe yatması, “iyi niyet gösterisi şeklindeki propagandaya” yarar sağlar ama inandırıcı olamaz.
Başbakan, Baykal’ın referanduma ilişkin tutumuna, “Einstein zikzaklarınızı görse, İzafiyet Teorisi’ni rafa kaldırırdı” demiş. Stephen Hawking de bütçe açığımızı görse, Kara Delik Teorisi’ni gözden geçirirdi!
(Gani Yıldız)
Bu nasıl bakanlık?
Başlıktaki sorumun muhatabı Milli Savunma Bakanı. Onca terör eylemi, şehit olan askerler subaylar, tutuklanan itilip kakılan generaller, albaylar, aslan gibi komandolar varken hiç ortada olmayan, ağzını bile açmayan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Başbakan’a hoş görünmek istemiş belli ki.
Son birkaç aydır, üç beş kuruş paraları olduğu için “Verelim parasını, askerliğimizi geçiştirelim” lobisi yapan bir grup var biliyorsunuz. Bunlar son zamanlarda “Kim bedelli çıkarırsa oyumuz ona” sloganını yayıyorlar her yerde.
Başbakan da düşen oyları görünce herhalde “Şunların oyunu alalım bari” diye düşünmüş olacak ki “Bedelli konusuna bakabiliriz” dedi.
Milli Savunma Bakanı da bunu fırsat bilmiş diyor ki “Başbakan isterse bedelli çıkar.” Eh bu durumda “Başbakan isterse askerlik iki aya da iner.”
Bir Milli Savunma Bakanı’na yakışıyor mu bu tavır? Bedelli askerlik teknik bir konu. Ordunun ihtiyacı, dışarıdaki birikim gözönüne alınır. Başbakan’ın keyfine bakılmaz. Durum bedelliyi gerektiriyorsa Milli Savunma Bakanı verir kararı ve uygular.
Ama hayır bizde öyle olmaz. “Başbakan isterse” bedelli çıkar. Bu kafayla yarın Maliye Bakanı “Başbakan istemiyor, maaşları ödemiyoruz” diyebilir örneğin ki sakın şaşırmayın.
Bir ara adı cumhurbaşkanlığı için geçen Vecdi Gönül’ün bu duruma düşmesi ne kadar acı.
Uyuyan demokrasi
Gazetelerde fotoğraflarını görmüş olmalısınız. Anayasa değişikliği görüşmeleri sürerken birçok milletvekili kafalarını koymuşlar sıraların üzerine ve uyuyorlar.
Bu fotoğraflar demokrasiye saygısızlığın itirafıdır. Demek ki milletvekilleri için Meclis’te konuşulan şeylerin hiçbir önemi yok. Önemli olan tek şey var: Görüşmelerin tamamlanması ve sıranın oy kullanmaya gelmesi.
Oylamada uyandırılan milletvekilleri grup başkanvekiline gösterdikten sonra “evet” oyunu sepete atıyor. Peki nerede kaldı o demokrasi, hukuk, sivilleşme bağırtıları. Milletvekilleri ne konuşulduğunu bile dinlemiyor hatta belki bir değişiklik olup olmadığını bile bilmiyorlar.
İnsan “demokrasiye saygısından” hiç olmazsa Meclis sıraları üzerinde değil de gider kuliste bir köşe bulup uyur. Millete göstere göstere “Ne demokrasisi kardeşim, patron ne derse onu yapıyoruz işte” demez.

