Anayasa Mahkemesi kararını verdi. Durum çok net değil ama AKP çok güvendiği anketlere bakacak ve erken seçime gidip gitmeyeceğini düşünecek.
Görünen manzaraya göre AKP’nin birinci parti olsa bile tek başına iktidar olma olasılığı özellikle Yüce Mahkeme’nin kararından sonra daha da azaldı. Çünkü bu karar “orta yol” bulma ihtiyacından kaynaklansa da sonuçta AKP’nin yenilgisi bir anlamda. Üstelik şimdi öyle bir durum doğdu ki referandum için güçlü bir kampanya yapamayacak. “Demokrasiye müdahale” deyip 27 Nisan bildirisi gibi konuyu istismar edemeyecek.
Ankara’ya gidip geldikçe, (biliyorsunuz her Cuma günü Ankara’da oluyorum. Beyaz TV’de tartışma programına katılıyorum) siyasi çevrelerle de temas olanağı buluyorum. Ankara artık tamamen seçime kilitlenmiş.
AKP seçime gidecek gitmesine de “tek başına iktidarı kaybetmesi” halinde “hesap sorulması” olasılığının da güçlü olduğunu biliyor. Anayasa Mahkemesi kararından sonra konunun daha da ciddileşeceği büyük bir olasılık. İşte bu nedenle bazı hukukçuların çok gizli biçimde “bir genel af tasarısı” üzerinde çalışmaya başladığı konuşuluyor.
Konuyu bana aktaran bir siyasetçi “AKP bir af kanunu çıkartmadan seçime gitmez, gidemez. Çünkü tek başına iktidar olamaması halinde açılacak davalarla ve özellikle Yüce Divan’la baş edebilmesi çok zor” dedi.
Aynı siyasetçi AKP’nin 1999’daki “Rahşan Affı”nı hatırlatır nitelikte bir af çıkartmak zorunda olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Genel af konusunda sıkıntı terör suçları ve özellikle İmralı’daki kişinin durumuyla ilgili. Yapılacak en küçük hata sonucu, eşitlik gereği İmralı’dakinin de bundan yararlanma ihtimali ortaya çıkar. Bu nedenle AKP özellikle mali suçların üzerine gidecektir.”
Bu siyasetçinin, AKP kulislerinden aldığı bilgilere göre anlattıklarının özeti şu: “Seçimlere kısa bir zaman kala AKP parlamento çoğunluğuna dayanarak, seçim sonrası kendilerine yönelecek hangi suçlamalar olacaksa bunlarla ilgili af çıkartacak. Bu konu seçimlere çok az zaman kalacağı için kamuoyunda gereği gibi tartışılamayacak. AKP seçimi kaybetse bile, yeni iktidarlar, hesap sormak adına dava açsalar da bunlar af kapsamına gireceği için fazla bir hükmü olamayacak.”
Mavi Marmara olayında kafama takılan sorular
Başkan Obama’nın Tayyip Erdoğan’a “İsrail’den taleplerinizin ilk üçü tamam, uluslararası soruşturma istemeyin, siz de zararlı çıkabilirsiniz” dediği basında yer aldı. Doğal olarak insan bunun ne anlama geldiğini merak ediyor. Uluslararası bir soruşturmada Türkiye’nin aleyhine ne çıkabilir ki?
Olaya sadece bizim açımızdan bakınca, sadece uğradığımız alçakça saldırıyı, İsrail’in terörünü görüyoruz. Ama belli ki iş uluslararası boyuta taşınınca durum farklılaşıyor. O zaman Türkiye’ye de bazı sorular sorulacağı anlaşılıyor.
Olayın ilk gününden beri kafamı kurcalayan bazı sorular vardı. Günün sıcaklığında ve hassasiyeti de göz önüne aldığımda o soruları hemen sormamıştım. Ama konu madem Obama’nın da diline dolandı, sormak gerektiğine inanıyorum.
Sorularım Mavi Marmara gemisinin yola çıkış yöntemiyle ilgili.
Bu gemi yardım gemisi olmasına rağmen bir yolcu gemisi statüsü ile yola çıktı. Bu durumda geminin bir konşimentosunun olması ve tüm yolcuların da burada gösterilmesi gerekir. Ayrıca gemi hareket ederken gideceği limanlar, kalacağı süre, yolcu kapasitesi, çalışan sayısı, günlük iaşe miktarı da belirlenmek ve raporlanmak zorundadır.
Buradan yola çıkarak aklıma takılan soruları sıralayayım:
1- Mavi Marmara gemisi yola çıkmadan önce hangi rotayı saptadı? Varış limanı belirlenmiş miydi?
2- Gemiye yolcu kabulü ne şekilde yapıldı?
3- Yolcular bilet aldılar mı?
4- Aldılarsa bu biletler için bir bedel ödendi mi?
5- Geminin yolcu kapasitesi ne kadardı?
6- Yolcular gidecekleri herhangi bir ülke için vize aldılar mı?
7- Yolcular gemiye binerken pasaport kontrolünden geçtiler mi?
8- Pasaport polisi gidilecek ülkeyle ilgili vizeyi görmek istedi mi?
9- Yolcular çıkış harcı ödediler mi?
10- Yolcular dönüşte yurda pasaport göstererek mi girdiler?
Somali’de Türk gemileri var
Obama’nın “Uluslararası soruşturma istemeyin” uyarısıyla Somali’deki korsanlara karşı görev yapan Türk gemilerini kastettiği de ileri sürülüyor. Somali’de gemi kaçıran korsanlara karşı uluslararası güçler Aden Körfezi’nde devriye geziyor. Bu savaş gemileri bir güvenlik tehdidi algıladıklarında müdahale hakkına sahip. Uluslararası deniz hukuku bu hakkı veriyor.
“Türk gemileri güvenlik tehdidine karşı başka gemilere açık sularda müdahale ediyor. Biz de aynısını yaptık. Tehdit gördük” demesi halinde Türkiye’nin zorda kalabileceği ileri sürülüyor.
Maliye zorla dergi satar mı?
Okurlardan birkaç tepki alınca ben de yazmak gereği hissettim. Çünkü hani “sinek küçüktür ama mide bulandırır” denir ya, işte böyle küçük gibi görünen bir yolsuzluktan, usulsüzlükten söz etmek istiyorum.
Yönetim yeri İstanbul olan “Maliye” adlı bir dergi var. Bu dergiyi satmak için ilginç bir pazarlama yöntemi bulmuşlar.
Dergi adına bazı kişiler adreslere “kurye” gibi giderek üzerinde “Maliye” yazan ve hepimizin görür görmez tanıdığı ve anladığı sarı resmi zarfı üzerinde adı yazan kişiye uzatıyorlar. Bu tebligatın karşılığında da 10 lira istiyorlar.
Bu zarfı görenler genellikle bir resmi evrak geldiğini düşünerek 10 lirayı veriyorlar. Daha sonra zarfı açtıklarında ise bir dergi ile karşılaşıyorlar.
Bu konuda o kadar çok şikâyet olmuş ki, bir internet sitesi bile açılmış. Buna rağmen “bana mısın” diyen yok. Dergi aynı yöntemle “satılmaya!” devam ediyor.
Dergi, Maliye Bakanlığı’nın yayın organı görünümünde. İçindeki yazılar ve haberler de hep bakanlıkla ilgili. Acaba Maliye Bakanı’nın veya yetkililerinin bundan haberi var mı?
Yoksa, önlem almalılar. Eğer varsa da, ciddi bir ülkede Maliye “üç kuruş para için bu yolları dener mi” diye sormak hakkımız olur.
Akbil’ler değişiyor
Bir okurdan gelen haklı feryadı sizlerle paylaşmak istedim: Akbil’ler temmuz sonunda değişecek ama 10 lira karşılığında sadece 2 noktada bu değişim yapılıyor. 69 yaşındaki anam, Akbil’ini değiştirmek için temmuz sıcağında, herkesin akın akın geldiği, kuyrukta, saat 11.00’den 16.00’ya kadar bekliyor. Haliyle kadıncağız, onca saat ayakta durmaktan harap, akşam dayak yemiş gibi her tarafı ağrıyarak yattığı yeri bilmeden perişan vaziyette kalıyor. “Hangi devlet vatandaşına bu kadar zulüm ediyor?” (Hele ki 65 yaş üstü! Hadi biz gençler bekleriz...)

