Seçimlerde halktan yüzde 47 oy desteği almak yetmiyor bazen. AKP ezici bir seçim zaferi kazanmasına rağmen içinde korkuyu atamadığı gibi cesur davranmayı da beceremiyor. Bunun yerine aslında kendisinden olmayan çevreleri “demokrasi adına” tahrik ederek sessiz ve derinden mesafe almaya çalışıyor.
Güya anayasayı daha çağdaş ve demokratik hale getirme çabaları! bu korku ve endişenin somut bir örneğidir.
Günlerdir yeni anayasa üzerindeki tartışmaları izliyorsunuz. Bu yenilikten aklınızda kalan ne var?
Sadece iki şey. Biri türbanın neredeyse milli bir giysi haline getirme uğraşı, diğeri de Tevhid-i tedrisat kanununun by-pass edilmeye çalışılması. Ki ikincisi çok daha önemli ve vahim bir konudur.
Bana göre gerisi tamamen palavra. Kimsenin yeni bir anayasa istediği yok. Bakmayın siz kimi aydın ve ileri çevrelerin “çağdaş anayasa” sözlerine. Bu kesim “demokrasi fikri altında ezildiği” için AKP’nin “çağdaş anayasa masalına” destek verek zorunda hissediyor kendini, o kadar.
Nitekim zaten AKP’nin çağdaş bir anayasa istediği de doğru değil.
Amaç aslında çok açık ve net. Türbanla Tevhid-i Tedrisat Kanunu az önce dediğim gibi.
Birinci AKP hükümeti meclisteki olağanüstü gücüne rağmen türban ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu konusunda karar alma cesareti bulamamıştı. Çünkü her şeye rağmen içinde bulundukları Meclis’in Türkiye’nin gerçek siyasi haritasını oluşturmadığını biliyorlardı. Çekinceleri bundandı. Ama şimdi durum öyle değil. AKP halkın yarısının oyunu alarak iktidara geldi. Artık kimse “Bu Meclis siyasi iradeyi yansıtmıyor” deme hakkına sahip değil.
Bu durumda AKP geçmiş dönemde uygulamaya sokamadığı türban ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu konusunu sadece madde üzerinde değişiklik yaparak çözebilir.
Bunu yapmıyor, yapamıyor. Nedeni basit, çünkü korkuyor. Halkın yarısından oy almalarına rağmen Türk halkının laik cumhuriyete olan bağlılığını biliyor. Böyle bir uygulamaya kalktığı takdirde Türkiye’nin iç dinamiklerinin harekete geçeceğinden de emin.
O zaman kulağı tersten gösterme yöntemine başvuruyor. Güya “çağdaş anayasa yapacağız” masalı ile kendisinden olmayan çevrelerin de desteğini alarak türban ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu konusunu içine alan bir değişiklikle herkesi kandırabileceğini düşünüyor.
Çok açık konuşmak lazım artık; AKP’nin yeni anayasa operasyonunun altında sadece bu iki konu vardır. Bu iki konuyu kendi başına halledemeyeceğini bildiği için “çağdaş anayasa” masalı ile toplumu uyutmak istemektedir AKP. O halde, başta AKP’ye yoğun destek veren çevrelerle güya demokratların baskı oluşturması gerekir. AKP’ye şu söylenmeli; “4.5 yıl çok istediğiniz halde türban ve Tevhid-i Tedrisat konusunda bir şey yapamadınız. Artık güçlü iktidarsınız. Bırakın toplumu oyalayan bu anayasa masalını da dürüstçe, namusluca gerçek dileğinizi yerine getirin. Türban ve Tevhid-i Tedrisat konusunda karar alın, olsun bitsin.”
AKP bunu yapabilir mi? Hayır yapamaz. Çünkü korkuyor.
Ama atalarımız ne demiş “Korkunun ecele faydası yok!”
Maçlar seyircisiz oynanmasın, hasılat başka işlerde kullanılsın
Ne zamandır dikkatimi çekiyor. maçlarda olay çıkınca takımlara ceza olsun diye “seyircisiz oynama” yaptırımı uygulanıyor. Bu iyi bir şey değil. Kulübe tabii ki ceza oluyor ama asıl ceza taraftara verilmiş oluyor. Ayrıca seyircisiz maçlar da hiç çekilmiyor.
Peki ne yapmalı acaba? Gaziantep’ten adını Serdar olarak bildiren genç bir okurumun bu konuda bir önerisi var. Diyor ki “Maçlar yine seyircili oynansın, ama hasılatı örneğin çelik yelek alması için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne veya polise verilsin.”
Gaziantepli Serdar öyle sanıyorum ki son zamanlarda azan PKK teröründen etkilenmiş ve aklına böyle bir öneri gelmiş.
Ama bu öneriden yola çıkarak başka pek çok şey yapılabilir. Ortalama 20 liradan 20 bin seyirci düşünürseniz 400 bin lira eder. Bu para okul, hastane yapımında kullanılabilir.
Haydi diyelim ki bu bir spor olayıdır, para da spora harcansın o zaman, gençler için alt yapı oluşturulmasında kullanılsın.
Her durumda maçların seyircisiz oynanması cezası bir kere daha düşünülmeli derim.
Müslüman Laik
Başbakan Erdoğan Amerika’daki bir toplantıda kendisini “Siz Müslüman bir ülkenin liderisiniz” diye selamlayan Yahudi sunucunun sözünü “Laik bir ülkenin lideriyim” diye düzeltti.
Erdoğan’ın bir gaf yaptığını düşünebileceğimiz gibi bunun kasıtlı söylenmiş bir söz olduğunu da varsayabiliriz.
Türkiye laik bir ülkedir. Ama Türkiye Müslüman bir ülkedir. İkisi farklıdır. Eğer sunucu Erdoğan’a “Siz bir İslam devletinin başısınız” deseydi Erdoğan’ın müdahalesi yerinde olabilirdi. Oysa “Müslüman bir ülkenin liderisiniz” sözünün karşılığı “Hayır laik bir ülke” olamaz.
Başbakan gaf yapmış olabilir. Erbakan’ın Libya’da düştüğü duruma düşmek istememiş de olabilir. Ama eğer bunu bilerek söylediyse o zaman üzerinde çok durulmalıdır. Çünkü o zaman mesaj içeri yöneliktir. Mesaj da şudur:
“Biz laik ülkeyiz, Müslüman olamıyoruz. O halde laikliği kaldıralım Müslüman olalım.” Dilerim bu söz sadece bir gaftan ibaret olsun.
İstinye Park’ı gezdim
Üç yıldır inşaatının önünden geçiyorum. Günbegün yükseldi binalar, sonunda ortaya muhteşem bir şey çıktı. Adı da İstinye Park. Ama her zamanki gibi aklımız başımıza son dakikada geldiği için bu büyük alışveriş merkezi tam açılmak üzereyken yollar yapılmaya başlandı. Oysa çok değil bir ay önce başlansa şimdi en azından bu yolu her gün kullanmak zorunda olanların yaşadığı kâbus olmayacaktı. Galiba İTÜ çok engel çıkarmış. Neyse.
Salı günü gidip bu dev alışveriş merkezini gezdim. Hemen söyleyeyim, çok büyük. Öyle böyle değil. Gazeteci gözüyle incelemek için gezerken ayaklarıma kara sular indi.
İstinye Park büyük olduğu gibi son derece görkemli. Bir kere şu ana kadar yapılanların en lüksü diyebilirim. Özellikle mağazalar gerçekten çok lüks, hepsi çok özenle hazırlanmış.
Dünyanın neredeyse tüm markaları gelmiş. Bugüne kadar Türkiye’ye girmeye çekinen örneğin Dior, GAP gibi markalar da bu merkezde yerini almış. Örneğin Amerika’da çok yaygın olan Rain Forest lokantası çok iş yapabilir.
Sayısal verilere girmek istemiyorum, çünkü burayı gezerken kimseyle konuşmadım, alışveriş merkezinin yetkililerini aramadım, onlardan bilgi almadım. Sade bir vatandaş gibi yalnızca gezip gözlem yapmaya çalıştım.
Bina henüz tam faaliyete geçememiş. Bazı mağazalar hâlâ açılış telaşında. Sinemanın açılışına biraz daha zaman var. Yemek yenecek ve oturup dinlenilecek yerler farklı yerlerde bu avantaj.
Mağazalar her kesime hitap edecek bir sistem kurulmuş, bu nedenle korkunç fiyat farklarıyla karşılaşabiliyorsunuz. Daha ucuz fiyatla satış yapan mağazalarda fiyat etiketleri gözünüzün içine giriyor, marka mağazalarda ise hiç fiyat yok, bu da insanı biraz ürkütüyor.
Gidip gezilmesi keyifli olur.

