Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, eski CHP milletvekili Fikri Sağlar’ın Birgün Gazetesi’nde yazdığı bir yazı nedeniyle dava açtı ve kazandı. Sağlar, ünlü Dolmabahçe buluşmasında Başbakan’ın Genelkurmay Başkanı’nın önüne eşinin bazı usulsüz ya da lüks harcamalarını belgeleyen bir dosya koyduğu ileri sürmüştü.
Yazıdaki iddiaya göre Büyükanıt dosyayı görünce susmuştu.
Büyükanıt bu yazıya çok büyük tepki gösterdi. Önce yalanladı ardından da dava açtı. Bu davalardan biri tazminat diğeri de ceza davasıydı. Tazminat davası Fikri Sağlar’ın aleyhine sonuçlandı.
Şimdi gelelim işin kafa karıştıran tarafına.
Ergenekon davasının iddianamesinde Büyükanıt’la ilgili bölümler de var. Bu bölümlerde Büyükanıt’ın “Ergenekon tarafından izlenip fişlendiği” ileri sürülüyor. En çarpıcı iddialardan biri de Büyükanıt’ın eşinin harcamalarının da kayda geçirildiği ve bir dosya haline getirildiği yolunda.
Büyükanıt-Erdoğan görüşmesi 2007 yılında yapılmıştı.
Ergenekon iddianamesine Büyükanıt’ın ve eşinin girmesi 2009 yılında.
Fikri Sağlar yazıyı yazdığı sırada Ergenekon’da bu iddianame ortada yoktu.
O toplantıda bu dosya ortaya konsa da konmasa da gerçek olan bir şey var ki, Büyükanıt’ın eşi hakkında bir dosya hazırlanmış.
Peki bunu Ergenekon yaptıysa 2 yıl önce Fikri Sağlar bunu nereden biliyordu?
Fikri Sağlar’ın iddiasına göre dosya Erdoğan’ın elindeydi. Demek ki Ergenekon iddianamesine şimdi giren dosya aslında 2 yıl öncesinden biliniyordu.
Merakım şu: Erdoğan bu dosyayı Büyükanıt’ın önüne koymamış olsa bile, böyle bir dosyadan haberdar mıydı?
Eğer haberdarsa bu dosyayı gerçekten Ergenekon’cu olarak nitelenen kişiler mi hazırladı, yoksa devletin başka birimleri bir Ergenekon efsanesi yaratmak için mi bu çalışmaları yapmışlardı?
Ve acaba Ergenekon’a mal edilen kimi dinleme, fişleme ve izlemeler aslında başkaları tarafından yapılıp mı iddianameye sokuluyor?
Ve tabii bir soru daha: Fikri Sağlar böyle bir dosya olmadığı savına dayanılarak mahkûm edildi. Şu anda böyle bir dosyanın varlığı resmen kabul edildi. Bu durumda bitmiş de olsa Fikri Sağlar davası ne olacak?
Hâlâ iktidarla ilgili bir belge yok
Ergenekon davası ile ilgili en ciddi meraklarımdan birini kim bilir kaçıncı defadır yazıyorum. Büyükanıt yazısıyla birlikte bir kere daha sormak istiyorum. İddianame ve medyaya sızdırılan belgelere göre Ergenekon’cu olarak nitelendirilen kişiler pek çok dinleme, izleme ve fişleme yapmışlar.
Ancak gerek iddianamedeki bölümlere gerekse medyaya servis edilen bilgilere göre Ergenekon denilen örgüt sadece kendi yandaşlarını izleyip dinlemiş ve fişlemiş. Darbe yapacağı söylenen bir örgütün, iktidar sahipleri ya da yakınları hakkında yaptıkları tek bir izleme, dinleme ve fişleme bilgisi ortada yok. Ne iddianamede ne de servis edilen bilgilerde bu tür konulara rastlıyoruz?
Eğer Ergenekon denilen örgüt gerçekten bu iddialardaki gibi davrandıysa, başta Başbakan olmak üzere hükümetin önemli isimlerini, hükümete bağlı bürokratları, kimi gazeteci ve akademislenleri dinlemiş, izlemiş ve fişlemiş olmalı. Buna karşı “ele geçirildiği” söylenen belgeler içinde sadece kendilerine yakın olanlarla ilgili.
Soru şu: Acaba iktidara yakın istihbarat birimlerinin yaptığı izleme, dinleme ve fişleme dosyaları şimdi “Ergenekoncuların kendi aralarındaki fişlemeler” adı altında savcılığa mı veriliyor?
Gerçekten, bu durum kimseye tuhaf gelmiyor mu?
Yazı-tura
Okan Parça’dan: Temel üniversite sınavına girmiş. Her soruda yazı-tura atarak cevapları vermiş. İki saat sonra öğrencilerin çoğu sınav kağıdını verip salonu terk etmiş. Temel ise hâlâ yazı-tura atıyormuş. Sınav danışmanı, ne yaptığını anlamak için Temel’in yanına gelmiş:
- Bütün sorular için yazı-tura atıyorsun, hâlâ bitiremedin mi?
- Ben mi? Ben 1 saat önce bitirdim. Şimdi cevaplarımı kontrol ediyorum.
Meğer yalnız değilmişim
Size dün müşterilerine düzgün davranmayan büyük şirketlerden Digiturk’e karşı başlattığım “tek kişilik” eylemimden söz etmiştim. Ancak dün gün boyu adeta yağan mesajlardan bu konuda hiç de yalnız olmadığımı, duyarlı pek çok kişinin “tek başına” da olsa eylem yaptığını anladım.
Tabii benim yazımdaki konu Digiturk’tü. Yazımın sonunda bunun bir örnek olduğunu da dile getirmiştim. Gelen mesajlarda adı çok büyük şirketlerle ilgili çok değişik şikâyetler var. Ama ana konu bu büyük ve çok müşterili şirketlerin, halkla ilişkileri iyi beceremediği ve müşteriyi küstürdüğü yönünde. Temel sorun kendilerini alternatifsiz sanan bu büyük şirketlerin, ucuz ve niteliksiz elemanlar çalıştırarak müşterinin taleplerini çözmekte zorluk çekmeleri. Alternatifsiz olduklarını düşündükleri için de müşteriyi emir kulu gibi görmekten ve diledikleri gibi davranmaktan çekinmiyorlar.
Oysa, müşteriler daha doğrusu tüketiciler, bazen sıkıntıya girmeyi de göze alarak eğer bu büyük şirketlere alternatifsiz olmadıklarını gösterecek “bireysel” eylemleri çoğaltırsa, sanıyorum bu büyük şirketlerin dikkatini çekecek bu da kalite ve ahlaki değerlere daha fazla önem vermelerini sağlayacaktır. Bu nedenle bu “tek kişilik” eylemlerin çoğaltılmasını dilerim. Hangi sektörde olursa olsun önemli değil. Önemli olan tüketicinin bilinçli davranarak büyük şirketlere “Biz yalnız değiliz” mesajını verebilmeleridir.
Meraklısına not
Tek kişilik eylem konusunda gerek bana gelen gerekse internet sitesindeki yorumlardan bazıları “Şimdi seni Digiturk’ten ararlar, özür dileyip bir yıl bedava üyelik verirler, sen de unutursun” şeklindeydi.
Hemen söyleyeyim ki kimse aramadı, öyle bir yazıdan sonra arayamaz da. Ben yazılarımı kendisine bir avantaj sağlamak için yazmıyorum, aklı başında olan herkes de biliyor. Digiturk de bir medya kuruluşu ve onların yöneticileri de bunu mutlaka biliyordur. Elbette üzülmüşlerdir ama bana bir avantaj sağlamak yerine kalitelerini artırmayı düşünecek kadar akıl ve izan sahibidirler.

