Ahsen Hanım’la samimi sabah sohbeti

Haberin Devamı

Dün saat 10.30 sıralarında yazı yazmak için haberleri okurken cep telefonum çaldı. Karşıma çıkan kadın çok kibar bir sesle “Rahatsız ediyorum. Maliye Bakanımız Sayın Kemal Unakıtan’ın eşi Ahsen Hanımefendi görüşmek istiyor” dedi.

10 saniye kadar sonra Ahsen Hanım’ın sesi geldi telefondan.

“Can” diye söze girdi “Beni bugün paramparça ettin, çok üzdün. Çok kırdın.”

Anladım tabii. Dün bu köşede Unakıtanların çocukları ile ilgili bir yazım vardı. Genç Unakıtanların yumurtadan, mısıra, Telsim kontörlerinden güvenlik kameralarına kadar gelişen işlerini yazmıştım. Sonuna da “Eğer bu çocuklar bakan çocuğu olmasalardı bu kadar değişik alanlarda başarı sağlarlar mıydı?” sorusunu eklemiştim.

Ahsen Hanım üzgün bir sesle “Senin yerin bizim için çok ayrıydı. O kadar muhalefet yazmana rağmen senin dürüstlüğüne, namusuna inanıyordum. Seni aileden gibi görüyordum” dedi.

Ahsen Hanım’la hiç tanışmamıştım, ama çok yakın bir aile dostumuzla neredeyse akraba gibi.

Ama bana olan ilgisinin kaynağı bu değil. Star televizyonundayken Kemal Unakıtan’la bir Kırmızı Koltuk programı yapmıştım. Unakıtan henüz çok yeni bakandı. Kamuoyu kendisini pek tanımıyordu. Ama o Kırmızı Koltuk programında o kadar başarılı ve espriliydi ki, sanıyorum onun bu yönünü kamuoyu bu programla öğrenmişti.

Ahsen Hanım da bu programdan çok etkilendiğini belirterek “O günden sonra sana karşı büyük sempati oluştu içimde. Konuşman, tavırların, ilginç soruların ve esprilerin gönlümde taht kurmuştu, ama bugün hepsi yıkıldı.”

Ahsen Hanım tabii ki yazdıklarıma “yalan” demiyor ama “Benim çocuklarım iş yapmasın mı?” diye yakınıyor. Çünkü Ahsen Hanım’a göre çocuklarının pek çok alanda iş yapmasının nedeni babalarının bakan olması değil.

“Onlar Amerika’da okudu. Okullarını birincilikle bitirdi. Babaları bakan olmadan da iş yapıyorlardı. Ne yapayım yani oğlum yumurta satıyor, yapma mı diyeceğim. Bakan çocuğu oldular diye evde mi oturacaklar” diyor.

Ahsen Hanım’a “Haksızlık yapmayın, kimse çocuklarınızın evde oturmasını istemez. Ama birbirinden çok değişik işler yapmaları, hepsinde de başarılı olmaları ister istemez dikkat çekiyor” dedim.

Ama Ahsen Hanım bunları dinlemiyor ki. “Benim çocuklarım kazandıkları paraları hangi hayır işlerinde kullanıyor biliyor musun. Kaç aileye iş sağlıyorlar biliyor musun?” diyor ve ekliyor “Bak seni sevdiğim için aradım. Yoksa bizim hakkımızda neler yazıyorlar, cevap bile vermiyorum, açıyorum davayı, kazanıyorum.”

Şimdi bu durumda ben ne diyeyim? Karşımda çocuklarını koruyan bir anne var. Belli ki son derece duygusal bir psikoloji içinde. Bu tür yazılar bir anneyi üzer, perişan eder mi? Tabii ki eder.

Ama şunu da unutmamak gerek. Kemal Unakıtan bu ülkenin Maliye Bakanı. Ağzından çıkan bir talimat koca şirketleri yerle bir edebilir. Ülkenin parası ondan soruluyor. Hal böyle olunca başta ailesi olmak üzere tüm yakınları da mercek altına alınacak, bu işin kuralı böyle.

Tabii ki babaları bakan diye çocuklar işten el çekmeyecek. Sadece dikkat çekmeyecek.

Ahsen Hanım’ın annelik duygularını anlıyorum. Ama o da bizim gazetecilik duygularımızı anlamalı.

*****

Irak’taymışız
Aylardır Kuzey Irak’a yönelik bir sınır ötesi operasyonu konuşuyoruz. Hükümet de her seferinde “Gerektiğinde karar veririz” diyor. Neyse.

Dün gazetelerde yayınlanan bir haberin ayrıntısı hayli şaşırtıcıydı. Amerikalı bir binbaşı PKK’lıların silahlı saldırısına uğruyor. Binbaşı şans eseri saldırganların elinden kaçıyor ve koşarak “yakında olduğunu bildiği Türk Birliği’ne” gidiyor. Böylelikle Amerikalı binbaşı canını kurtarıyor. Gazetelerimiz haberi verirken “Mehmetçik Amerikalı binbaşıyı kurtardı” diyordu.

Güzel, bizim de göğsümüz kabardı da, bu arada öğrendik ki sınırın öte tarafında konuşlanmış bir Türk Birliği varmış. Yani sıcak takip falan için gitmemiş, orada yerleşmiş. Amerikalı binbaşı da bunu biliyor.

Peki bizim birliğimiz zaten öte tarafta konuşlanmışsa nasıl bir sınır ötesi harekattan söz ediyoruz ki?

Bakarsınız yarın da başka bir Amerikalı saldırıya uğrar, aslında operasyonun yapılmış olduğunu öğreniveririz.

*****

75 milletvekilinden hiç ses yok
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Bush’a “Güneydoğu bölgesinde en güçlü parti benim partim. Benim bu bölgeden seçilmiş 76 milletvekilim var” sözleri üzerine “Bu milletvekilleri ortak bir açıklama yaparak PKK’nın terör örgütü olduğunu söylemeliler” demiştim.

Sonra bunu bir daha hatırlattım. Üzerinden neredeyse 10 gün geçti ama, hiç tepki gelmedi. Birkaç AKP’li “Sana mı kaldı?” gibisinden içinde hakaretler olan mesajlar gönderdiler o kadar.

Oysa böyle bir açıklama bence çok yararlı olacaktır.

Çünkü belli ki Güneydoğu halkının bir bölümü çözümü PKK’nın politikalarında görürken, diğer bölümü de çareyi AKP’de arıyor.

Bu durumda AKP’ye oy veren vatandaşlar PKK’yı terör örgütü olarak görüyorlar. Yani AKP’yi Kürt kökenli 75 milletvekilinin endişe edeceği bir durum yok.

Eğer 75 milletvekili böyle bir açıklama yaparsa Başbakan Erdoğan’ın da eli çok güçlenecektir. O da dünya kamuoyunun önüne çıktığında “Benim ülkemin Güneydoğu’sunda yaşayan insanların çok önemli bir bölümü terörü lanetlediği gibi ülkenin bölünmesinden de yana değiller. Bunu bize verdikleri oylarla gösterdiler” diyebilecektir.

Çünkü daha önce de yazdığım gibi özellikle batı basını Güneydoğu halkının tamamını potansiyel olarak Türkiye’den ayrılmak isteyen insanlar olarak görüyor.

Bu yanlışın giderilmesi ancak böyle bir çıkışla olabilir. Kürt kökenli milletvekilleri bu cesareti göstermek durumundadır.

*****

AKP’nin “yayın yasağı” kurnazlığı
Askeri mahkemenin kaçırılıp rehin tutulduktan sonra tutanakla teslim edilen 8 askerle ilgili yayın yasağı koymasının öncesi de var.

Hatırlayacaksınız, bölgede operasyonlar sürerken Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek bu gelişmelerle ilgili haberlere yayın yasağı konmasını istemişti. RTÜK de bu kararı tüm televizyon kanallarına bildirmişti.

Ancak Kanaltürk bunun bir sansür olduğunu ileri sürerek Danıştay’a başvurmuştu. Danıştay da bu başvuruyu haklı bularak yayın yasağını iptal etmişti. Başbakan da buna çok kızmış ve Danıştay’ı hükümetle uyumlu çalışmadığı ve adeta tavır aldığı iddiası ile suçlamıştı.

Aldığım bilgiye göre o sırada konulan yayın yasağı talebi Genelkurmay’dan gelmiş ve sadece kaçırılan askerlerle ilgili haberlere uygulanması istenmiş.

Ancak bunu fırsat bilen ve terörle mücadelede konusundaki ilgili tüm eleştirilerin önünü kesmek isteyen hükümet talebin kapsamını genişletmiş. Buna gerekçe olarak da “Sadece bir konunun yayın yasağı kapsamına alınması dikkat çeker” bahanesini göstermiş.

Sonuçta Askeri mahkeme bir karar aldı ve yayın yasağı getirdi. Aslında ilk güne dönülmüş oldu.

DİĞER YENİ YAZILAR