ÖNERİ
Hemen söyleyeyim, elbette ilk yazan ben değilim. Değişik biçimlerde başka yazarlar da konuya girdi. Ama ben ısrarla yazılması gerektiğine inanıyorum.
Konumuz Ahmet Şık’ın üzerinde aylarca çalışıp oraya çıkardığı bir araştırmanın, kitap haline getirilmediği ve basılmadığı halde yüz binlerce kişi tarafından okunması.
Ahmet Şık’ın yazmayı henüz tamamlamadığı, birkaç kişi hariç kimseyle paylaşılmamış bir kitap yüzünden baskına uğraması, tutuklanması ve üstelik “terörist” muamelesi görmesi demokrasi ve fikir özgürlüğü ayıbımız.
Bu henüz bitmemiş kitabın kopyalarının polis tarafından toplanması, bilgisayarlarda kalmaması için “” tuşuna basılarak imha edilmesi ayrı bir utanç kaynağı.
Ancak söz konusu kitap tasladığının adeta bir korsan kitap gibi yayınlanması ve bedavaya okunması da hepimizin ortak ayıbı.
Sanmıyorum ki Ahmet Şık bu kitabı “çok satsın ben de çok büyük para kazanayım” diye yazmış olsun.
Şık, gazetecilik deneyimini, araştırdığı bir konu üzerinde yoğunlaştırıp bunu kitaba çevirmek istemiş. Çok satabilir çok da para kazanabilir o ayrı konu. Ayrıca hiç satmayabilir, tam tersine zarar da edebilirdi.
Şu anda durum farklı. Bir gazeteci arkadaşımızın emeği, belki çok önemli bir işlevi yerine getirmesine rağmen, meraklı meraksız herkes tarafından okunuyor, üzerinde tartışma yapılıyor.
Peki ya bu emeğin karşılığı? Onu kim düşünüyor?
Diyorum ki, Ahmet Şık’ın ailesi bir hesap numarası açıklasın. “Korsan kitap okumam da okutmam da” diye düşünen, namus sahibi herkes, eğer kitabı bir şekilde okuduysa ya da bilgisayarına indirdiyse bu hesaba 3 lira yatırsın.
Kitap maliyetleri konusunda fazla bilgim yok ama, 300 sayfalık bir kitabın satış bedeli 15 lira kadar olabilir ve bunun ancak 3 lirası yazarına kalabilir.
Sanıyorum bu konuya Maliye de karışamaz, çünkü kitap basılı olmadığı için bandrol bedeli de olmayacaktır. Ayrıca herhangi bir hesaba para yatırmak suç olmaz.
Şık ailesi böyle bir hesap numarası verirse ilk parayı ben yatıracağım. Emeğe saygısı olan herkesi de bunu yapmaya çağırıyorum.
BAŞIMDAN GEÇENLER
Toplumda sessiz ve derin bir öfke var
Hafta sonunda Balıkesir ve Bandırma’daydım. “Mustafa Balbay aramızda” kampanyası gereği hem çok büyük bir kalabalıkla sohbet etme şansı buldum hem de Mustafa Balbay’ın kitaplarını onun adına imzaladım.
Tabii tek başıma değildim. Cumhuriyet Gazetesi yazarları Meriç Velidedeoğlu, Orhan Bursalı ve Öner Yağcı ile birlikteydik.
Balbay buluşmalarının değişmez konuğu ise büyük sanatçı Yıldız Kenter.
Mustafa Balbay, bu etkinlikler öncesinde bir mektup yazıyor, Yıldız Kenter bu mektubu tüm içtenliği ile seslendiriyor.
Bundan önceki etkinliklere Yıldız Kenter de katılmıştı, buna katılamadı, çünkü akşam oyunu vardı ve oyuna yetişmesi teknik olarak mümkün değildi. Bu nedenle sadece sesini dinleyebildik banttan.
Balbay buluşmaları bizler için de çok yararlı oluyor. Çünkü gazete sayfalarından ve TV ekranlarından sürekli iletişim halinde olduğumuz ama yüz yüze, göz göze gelemediğimiz yüzlerce, binlerce kişiyle çok sıcak bir ilişki kurabiliyoruz.
Bu Antalya’da da Eskişehir’de de böyle olmuştu. Balıkesir ve Bandırma’da da aynı keyfi yaşadık.
Bana en çarpıcı gelen gözlememi aktarayım; halkın seçimlerde ne yapacağı hiç belli olmaz, çünkü öylesine derin, öylesine coşkulu bir öfke ve kararlılık var ki anlatamam.
Birçok kişi özellikle anketlerin adeta beynimize çivi gibi çakılması nedeniyle kötümser gibi görünmekle birlikte “Bu oyunu, bu dayatmayı kıracağız” diyor.
Kötümserlik var ama yılgınlık yok. Tam tersine, herkes birbirine “Eğer birlik olursak, heyecanımızı yitirmezsek, seçimlerde kararlılığımı gösterirsek, Türkiye’yi gittiği yoldan geri çevireceğiz” diye konuşuyor.
Balıkesir ve Bandırma’da ortak dileğimiz şuydu: “Kötü gelişmeler, beyin yıkayıcı propagandalar nedeniyle içimiz kararmasın, tam tersine kabarsın. Kabarsın ki yüreklerdeki Türkiye sevgisi, Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine bağlılık daha da yükselsin, Türkiye üzerine oynanan oyunlar boşa çıksın.”
Balıkesir ve Bandırma’da gördüm ki, halk çok kararlı. Ama şimdilik sesini fazla yükseltmiyor. Seçimi bekliyor.
Hatırlatayım.
ÇOK GÜLDÜM
Balbay’ın kitaplarını imzalama çetesi
Cumhuriyet Gazetesi’nin, Mustafa Balbay’a destek olmak için çeşitli kentlerde “Balbay aramızda” kampanyasının son durağı Balıkesir ve Bandırma’da yüzlerce kitap imzaladım.
Sadece bu hafta mı, daha önce Antalya’ya ve Eskişehir’e de gittim. Oralarda da yüzlerce kitaba “Balbay adına” imza attım.
Bandırma’da bir vatandaş “Korkmuyor musunuz?” diye sorunca “Korktuğum yok ama, bu gidişle bize de (Başkası adına kitap imzalama çetesi) yaftası vururlarsa hiç şaşırmam” cevabını verdim.
Sonra da kahkahadan kırıldık.
HOŞUMA GİDENLER
“Ulan” dedi birden
İktidar partisini ve yandaşlarını izlerken genellikle çok şaşıyorum. Kendilerini şimdiden seçimin galibi ilan etiler etmesine de akıllarında varsa yoksa CHP.
En komik olan da, CHP ne zaman ekonomik bir konu konuşsa “Boşa atma, kaynağın nerede kaynağın?” diye soruyorlar alay ederek.
Oysa AKP’ye kaynak soran yok.
Örneğin buzdolabı dağıtırken kaynak nereden bulundu acaba?
Ya da dağıtılan kömürün, peynirin, zeytinin, pirincin, unun, yağın, şekerin kaynağı ne?
Kadınlara verilen “çocuğun oldu, al parasını” veya “oğlun okuyor al şu parayı” diye dağıtılanların kaynağını uzaydan mı buluyor AKP?
Herhalde derler ki “Bunların kaynağı var.” Tamam, itirazım yok buna. Demek ki devletin bu olanakları varmış. O halde bu telaş neyin nesi? Siz nereden buluyorsanız CHP de oradan bulacak demektir.
Ayrıca Baykal’a da kulak vermek gerek. O terbiyeli, saygılı, asilzade nezaketindeki Baykal bile artık çileden çıkmış ki “Ulan” dedi birden; “senin haram yediğin paraları kesecek, onların tümünü milletin ihtiyacına ayıracak.”
Eee, ikide bir “kaynak nereden, kaynak nereden?” diye sorarsanız bu cevabı almaya da hazır olmanız gerekir.

