“Adam palayı sallıyor”

Haberin Devamı

Cumartesi günü Başbakan Erdoğan’a yönelik yazdığım yazıda “pazartesi günü bir iş

adamının özel sohbetlerde hakkınızda ne dediğini yazacağım” demiştim. Yazıyorum.

Hafta içinde bir lokantada tanıdık bazı iş adamlarına rastladım. Kendi masamıza geçmeden önce biraz onların yanında kaldım. Konu doğal olarak siyasete geldi.

Masada oturanlardan biri, aynı zamanda bir medya kuruluşuyla da ortaklığı olan iş adamına “Hiçbir şeye ses çıkarmıyorsunuz, medya olarak da o kadar eksiğiniz var ki, yarın bunun altından kalkamayacaksınız” dedi.

Medyaya da ortak olan iş adamı “Bu ortamda başka ne yapılır ki?” diye sorunca soruyu soran devam etti: “Canım niye öyle söylüyorsun. Başbakan’ın önünde iki büklüm oluyorsunuz, bu nereye kadar?”

Bunun üzerine sözü iş adamı aldı. “Bak, boynumuzu büktüğümüzü söylüyorsun, ama hiç de göründüğü gibi değil” dedi, sonra da ekledi: “Bu adamlar iktidara geldiğinden beri bir ekonomik kriz çıkmaması için herkes dua ediyor. Bu medya da krizi önlemek için sürekli olarak istikrar kampanyası yürütüyor.”

Masadan biri “doğru, aslına bakarsanız hepimiz istikrar mahkûmu olduk” dedi.

İş adamı “Aynen öyle” diyerek devam etti: “Tayyip Bey de bu istikrar olayını koz olarak tutuyor. Sonra eline palayı alıp rastgele sallamaya başlıyor. Palanın kime çarpacağı belli değil. Üzerimize doğru geldikçe başımızı eğip savuşturmaya çalışıyoruz. Siz bunu dışarıdan iki büklüm olup boyun eğme olarak değerlendiriyorsunuz.”

İşte Tayyip Bey’e anlatmak istediğim bu. Şu anda başta iş dünyası olmak üzere geniş bir çevre iktidarın arkasında görünüyor. Kimse açıktan açığa eleştirmiyor. Ama özel sohbetlerde işte bunlar konuşuluyor.

Sayın Başbakan “Güç bende, ne yaparlarsa yapsınlar bana vız gelir” diyebilir.

Ama hiç de öyle değil. Bir gün gelir, tüm toplumun aynı anda kendisine karşı geldiğini fark eder. O zaman iş işten geçmiş olur.

*****


Cemil İpekçi çok kırılmış

Cuma günü Cemil İpekçi aradı. “Son derece kırgın olduğunu” söyledi. “Seni yıllardır yakından tanıyan ve çok seven biri olarak benim için yazdıkların çok ağırıma gitti. Fikrimiz ayrı olabilir ama böyle yazmamalıydın” dedi.

Cemil İpekçi’nin son birkaç haftadır çeşitli kanallarda yaptığı açıklamaları eleştiren yazımda “kendi deyimiyle muhafazakâr eşcinsel, yaşının da ilerlemesi nedeniyle içinde kopan fırtınaları bilemeyiz” demiştim. İpekçi’nin takıldığı ve çok üzüldüğü nokta “yaşlanmış, muhafazakâr homoseksüel” ifadesi olmuş.

“Senin gibi birinin bu kadar bel altına inmesini anlamakta zorluk çekiyorum” dedikten sonra “Tam anlamıyla magazinleşmişsin” demeyi de ihmal etmedi.

Cemil İpekçi’ye “Ancak söylediğin gibi fikirlerini eleştirmedim. Doğruyu söylememeni eleştirdim. Çünkü sen özellikle cinsel tercihin konusunda bugüne kadar hiç gündeme gelmedin, kimse senden kaçmadı” dedim. İpekçi de “Tamam onlara bir şey demiyorum, tanımlaman beni yaraladı, sana söyledim, içimi döktüm, rahatladım” karşılığını verdi.

Telefonu kapattıktan sonra kendi kendime düşündüm. O yazayı yazarken yaptığım tanımın Cemil İpekçi’nin yüreğine işleyeceğini biliyor muydum? Evet biliyordum. Yani bilerek yaptım. Evet bilerek yaptım. Peki bu doğru muydu? Hayır doğru değildi. O halde? Kırmak değil acıtmak istedim, ama bu nedenle üzgünüm.

*****


KAMYON YAZILARI

Ferrari’sini satan bilgeyse, kamyonunu satan delidir.

*****

Hafif oyun

Devlet Tiyatrosu’nun kapalı gişe oynayan, 20 ödüllü “Leani, Güzellik Kraliçesi” oyununu Kültür Bakanı da izliyor. Sumru Yavrucuk’un başrolü oynadığı oyun yine büyük beğeni kazanıyor. Oyundan sonra Kültür Bakanı kendisine uzatılan NTV kamerasına şu açıklamayı yapıyor: “Çok güzel oyun ama biraz ağır. Daha hafif oyunlar bulunmasında yarar var.”

*****

Bayan-Kadın

Hürriyet’te Ertuğrul Özkök yıllardır değinmek istediğim bir konuyu yazınca çok sevindim. Son yıllarda “kadın” tanımında bir türlü anlaşamadık. Pek çok kişi “kadın” demek yerine genellikle “bayan” ya da “hanım” kelimesini kullanıyor. Özkök bunu “bazıları kadın demeyi kaba buluyorlar” diye ifade etmiş. Benim gözlemlerime göre de bu doğru. Peki ama “kadın”a “kadın” demek neden kabalık oluyor, onu anlamak mümkün değil.

“Hanım” kelimesini genellikle daha tutucu, dini yönü ağır basanlar seviyor.

“Bayan” tanımlaması ise özellikle magazin programları ile dilimize yapıştı kaldı. Magazin programlarının “a”ları, “e”leri yayarak konuşan sunucuları mankeninden film yıldızına, öğrencisinden profesörüne kadar herkesten baaayan diye söz edince ağız alışkanlığı oldu.

Bense “bayan” kelimesinden adeta nefret ederim. İlk gençlik yıllarımızda Beyoğlu’nun ara sokaklarında kimi “şeyler” üzerimize doğru gelip “Bayan lazım mı?” diye sorardı. O zamandan beri işte.

*****


Neyin restorasyonu

Başbakan Erdoğan geçen hafta hükümetin eylem planını açıkladı. 145 maddelik bu eylem planına sosyal restorasyon adı verilmiş. Pek üzerinde durulmadı ama bu “restorasyon” kelimesi benim çok dikkatimi çekiyor.

Restorasyon öncelikle tarihi eserler için kullanılıyor. Kelime anlamı şu: “Bir sanat yapıtını ya da insanlık tarihine tanıklık eden herhangi bir nesneyi korumak ve gereğinde, olabildiğince ilk durumuna getirmek amacıyla, bu yapıtı, bu nesneyi sağlamlaştırmaya ve bunların yıpranma sürecini durdurmaya yönelik işlemlerin tümü.”

Aynı kelime bugün tarih dışı konularda da kullanılıyor. Restorasyon “bozulmuş, bozulmaya yüz tutmuş, eskimiş, köhnemiş, kullanılması güçleşmiş şeylerin onarılarak yeniden kazanılması” anlamına geliyor.

Bu durumda Başbakan, sosyal yapının bozulmuş, köhnemiş olduğunu düşünüyor olmalı ki “sosyal restorasyondan” söz ediyor. Aslına bakarsanız “değişim” adı altında yeni bir “toplum mühendisliği” dönemi yaşıyoruz. İktidar aslında “Cumhuriyet’i” restore ediyor olmaya çalışmasın.

*****


Kabul edilen bir yanlışlık kazanılmış bir zaferdir.
Gascoigne

DİĞER YENİ YAZILAR