Sevgili okurlar; geçen haftayı gazetecilere yönelik baskı yöntemlerinin yenilerini yaşayarak geçirdik. Ancak bu kez beklenenden farklı olarak tepkiler yükseldi. Özellikle yurt dışından gelen eleştiriler iktidarı da sıkıştırdı. Ancak Erdoğan’ın şimdilik bu tepkilere fazla aldırmadığını görüyoruz. Hatta tam tersine, “yargıyı yüreklendirdiği” gerçeği daha baskın çıkıyor.
Sadece gözaltılar değil
Gazetecilere yönelik baskılar sadece evlerin basılması, gözaltına alınmalar ve tutuklamalarla sınırlı değil. Aynı anda köşeleri elinden alınan, haftalık yazı sayısı azaltılan, işten çıkartılan veya ekranlardan uzaklaştırılan gazetecilerin de sayısı az değil. İşte bunlara karşı ilk kez daha toplu ve yüksek sesli bir tepki gösterdi gazeteciler. Çeşitli illerdeki gazeteci gösterileri kamuoyunun da çok ilgisini çekti.
Tutuklamalar yapıldı
İç ve dış tepkilere bir de Cumhurbaşkanı’nın tepkisi eklenince özellikle Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın “tahliye edilecekleri” tahmin edilmişti. Ancak savcılık tutuklama istedi, mahkeme de buna uydu. Son tutuklamalar artık işin bir “darbe soruşturmasından da öte” hale geldiğini gösteriyor. İktidar kendisine en küçük eleştiride bulunanların bile peşine düşmüş durumda ki bunun sonu hiç de iyi değil.
Cumhurbaşkanı’nın tavrı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de son tutuklamalar hakkında kaygılı olduğunu söyledi. Kulağa hoş geliyor tabii, ki bu sözler herhalde çok yankı yapacaktır. Ancak Cumhurbaşkanı yargıyla ilgili düzenlemeleri hiç incelemeden anında imzalarken de kaygı duymalıydı. “Yetmez ama evet” derken bu kaygıyı neden duymadı acaba? Bugünkü kaygıların o günlerdeki kaygısızlıklardan kaynaklandığını düşünmüyor mu?
Yandaşlar da şaşkın
Bunun en önemli kanıtlarından biri yandaş medyanın da şaşkınlık içinde olması. Kastettiğim, kimilerinin riyakârlık yaparak Nedim Şener’le Ahmet Şık’ı diğerlerinden ayırma çabaları değil, açıkçası malzeme bulamıyorlar. Dün yandaşların yazdıklarına ve söylediklerine baktım, bu iki kişi hakkında dişe dokunur ve “skandal” bulamamışlardı. Demek ki “haber kaynakları da” bir şey bulamamış.
Servis eksikliği
Bu da son operasyonda bir servis eksikliğini ya da gerçekten “hiçbir şey bulunamadığını” gösteriyor. Nitekim gazetelere yansıyanlara göre iki gazeteciye sorulan sorular evlere şenlik. Örneğin “Neden cep telefonu ile konuşmak istemiyorsunuz?” diye sorulduktan sonra “Demek ki gizleyeceğiniz bir şey var” yorumunda bulunulmuş. Ya da “Falanca ile neden üstü kapalı konuştunuz” diye sorulmuş.
Korku imparatorluğu
Nasıl anlatsak ki, dinlemeler, izlemeler ve kayıtlar nedeniyle herkes korkuyor. Artık insanlar eşlerine “akşam eve gelirken bir şey istiyor musun?” diye bile sormaya çekiniyor, çünkü “Bir şey derken neyi kastettiniz, bir şey kod adı mı?” türü sorularla karşılaşılıyor. Savcılar bu tür sorgular yaparken insanların korkudan ne hale geldiğini fark edemiyor mu? Yoksa zaten amaca ulaşılmış olmanın keyfi mi yaşanıyor?
Aydınlar bildirisi
Gazetecilere uygulanan son baskı operasyonundan sonra yaşadığımız en komik girişim ise kendilerine “aydın” diyenlerin bir araya gelerek güya bir protesto bildirisi yazmaları oldu. Yarıdan fazlası bugüne kadar yapılan hukuksuzlukları, baskı ve yıldırmaları avuçları patlayana kadar destekleyen bu güya aydınlar son durumu protesto ediyorlarmış. Belli ki işlerin kötüye gittiğini gördüler, çark etmenin yolunu arıyorlar. Eğer medya ve kamuoyu bunu da yerse helal olsun.
Ne işleri var
Bu sözde aydınların arasında iki de “taze” CHP’li var. Bu bildiriyle onların da niteliklerinin ortaya çıktığını fark etmemek mümkün değil. Bugüne kadar Türkiye’ye fenalık edenlere payandalık yaparak CHP içinde gerçek bulunma nedenlerini de ortaya çıkardılar bana göre. Türkiye’yi gerçekten seven, gerçek vatansever, gerçekten demokrasi ve hukuka saygılı olanların bu çirkinliği göreceklerini tahmin ediyorum.
Artık Beyaz TV’de değilim
Bu arada yeri gelmişken kendimle de ilgili bir bilgi vereyim. Cuma gecesi beni Beyaz TV’deki Dinamit programında görmeyenler şaşırmıştır. Çünkü artık o programı bitirdik. Seçimlere çok az bir zaman kaldı. Kanal’ın sahipleri aktif AKP’li. “Tarafsız” görünme ihtiyaçları artık sona erdi. Herhalde seçime 3 ay kala bir riske girmek istemeyeceklerdi. Tam tahmin ettiğim dönemde benimle artık çalışmayacaklarını söylediler.
Bu bir sansür mü?
Tabii aylardır ekranda özgürce konuşan, kimi saçmalıklar nedeniyle kavgacı bir görünüme bile razı gelmek durumunda kalan bir gazetecinin ekrandan uzaklaştırılması sansür olarak görülebilir. Ben açıkçası böyle düşünmüyorum. Beyaz TV birkaç program dışında zaten tamamen iktidar propagandası yapıyor. Bunu seçim yaklaştıkça artırması normaldir. Garip olan bugüne kadar bana dilediğimi söyleme hakkı vermeleriydi.
Uygulama şık olmadı
Sadece şunu söylemek isterim. Elbette bir misyon yüklenmiş yayın organları amaçlarına ulaşmak için kendi görüşlerine göre davranacaktır. Ama programı tek yanlı bir propagandaya dönüştürürken benim artık olmadığımı da izleyicilerine söylemeliydiler. Bunu güç ve iktidarı ele geçirmelerine rağmen görgü ve nezaket konusunda yeterli düzeye çıkmamış olmalarına bağlıyorum.
Gürsel Tekin vakası
Bu konuda son olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in tavrına değinmek istiyorum. Gürsel Tekin benim artık olmadığım son programa telefonla bağlanarak CHP ile ilgili eleştirilere cevap vermeye kalktı. Tek satır cevap veremediği gibi bir de üstüne “Zaten haftalardır CHP’yi kesip biçiyorsunuz” dedi. Ama her nedense aklına “Can Ataklı neden orada yok?” demek gelmedi.
Büyük tepki çekti
Öğrendiğime göre o gece Beyaz TV’ye gelen çok sayıda mesaj benim neden olmadığımı soruyordu. Daha sonra bu mesajların çoğunu bana da gönderenler “Bir cevap verilmedi, Gürsel Tekin sorar zannettik o da soramadı” diye tepki gösterdiler. Ayrıca yandaş kanal da olsa, bir gazeteci daha susturulmuş oldu, bunu da mı görmez bu CHP? Gürsel Tekin’in pek özenli bir siyasetçi olduğunu sanmıyorum, ama bana ağır gelen, programda CHP’nin kesip biçilmesini söylemesi oldu.
Daha ne yapılmalı?
Elbette CHP’ye yönelik benim de eleştirilerim var. Ama en azından o programda bugüne kadar CHP’ye yöneltilen haksız suçlamalara, kendimi riske atarak karşı çıktım hep. CHP’lilerin bile savunmakta zorlandıkları konularda yalanları, iftiraları, çarpıtmaları durdurmaya çalıştım. Ama CHP’nin dünyadan haberi olmayan Genel Başkan Yardımcısı telefonda aklına eseni söyleyip çekti gitti. Ne ayıp.
Durumu çok zor
Bu arada, nedense herkesin bildiği ama yazmadığı bir konuyu da gündeme getireyim. Gürsel Tekin bir yolsuzluk davası nedeniyle hapse mahkûm oldu. Davası Yargıtay’da temyiz bekliyor. Ve Yargıtay nedense bir karar vermiyor. Seçimlerden önce hapis cezası onaylanırsa CHP yönetiminin düşeceği durumu tahmin edebiliyor musunuz? Ama buna rağmen Kılıçdaroğlu bu kişiyi yanında tutmakta ısrar ediyor.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Açık gerçek. Bu, muhalefeti sindirme operasyonudur
Haberin Devamı

