AB, AKP hükümetini destekliyor çünkü Türkiye’yi almak istemiyor

Haberin Devamı

Fransa yine yapacağını yaptı. Önceki günkü AB zirvesinin sonuç bildirgesinde Türkiye’den hiç söz edilmedi bile. Adeta Türkiye yok sayıldı. Şimdi başta iktidar olmak üzere herkes şaşkın. Ne oldu da hava birden böyle oldu.

Karara iyi niyetle bakanlar ise “Bu çok önemli değil, zaten burada adımızın geçmesi çok da önemli değildi, siz asıl sonuca bakın” diye teselli arıyorlar. Ama durum hiç de öyle değil. Gelinen son nokta Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğini biraz daha “hayal” haline getiriyor.

Türk halkı Avrupa Birliği’ne girmek için büyük çaba harcıyor. Bugünkü hükümet de, aslında daha önceden hazırlanmış yasaları hızla geçirse de, üyelik için varını yoğunu ortaya koyuyor. Zaten AKP’li olmayan bazı çevrelerin hükümete desteği de bu yüzden.

Ancak sıra Avrupa’ya gelince, bu çabaların karşılık bulmadığını görüyoruz. Türkiye’nin bunca çabasına karşı Avrupa hâlâ bin bir zorluk çıkarıyor, kılı kırk yarıyor, hiçbir şeyi beğenmiyor. Son ilerleme raporunda bu yine görüldü.

Buna karşın aynı AB’den AKP iktidarına yönelik müthiş bir destek var. Hatta Güneydoğu politikasında bile çark ederek “Türkiye haklı” demeye başladılar.

Peki nasıl oluyor da bunca destek verilirken, tam üyelik konusunda böylesine bir köstek var?

Bana göre işin özü çok basit. Bugüne kadarki deneyimlerimiz gösteriyor ki Avrupa Birliği Türkiye’yi aslında hiçbir şekilde içine almak istemiyor. Ancak bunu açıkça söylemekten de çekiniyor.

Türkiye AKP sayesinde dünya kamuoyunun gözünde giderek bir “İslam devleti” görünümü alıyor. İşte Avrupa Birliği’nin en hassas noktası da bu. Şartları yerine getirmiş bir ülkeye demokrasi ve hukuk açısından ret cevabı veremeyecek AB, din söz konusu olunca bu psikolojiden kurtulabilir.

İşte AKP iktidarı bu açıdan AB’nin imdadına koşuyor. AKP iktidarı sayesinde dünya kamuoyu Türkiye’ye bir “İslam devleti” gözüyle bakmaya başladı. Laik değil de bir “İslam devleti” kimliğindeki Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin alması düşünülemez bile. O halde AB açısından AKP’nin iktidarda kalmasının çok yönlü yararı var.

Bu sayede hem Türkiye’ye istenilen her şey yaptırılır hem de üyeliğe kabul edilmez.

Gerçi derin şüphelerim AKP’nin de üyelikten yana pek istekli olmadığını söylüyor. AKP de kendi nihai amacı için AB koşullarının Türkiye’de geçerli olmasını istiyor.

*****

AB daha ne istiyor?

Avrupa Birliği ilerleme raporu ve Fransa’nın son tutumu Türkiye kamuoyunda da artık sabırları taşırmak üzere. Neredeyse Türkiye ağzıyla kuş tutsa yine de yaranamayacak hale geldi.

AB’nin istediği koşulların neredeyse tamamı yerine getirildi. Ama bu yetmiyor. AB daha fazla demokrasi istiyor, azınlık haklarından söz ediyor, silahlı kuvvetlerin etkisinin en aza indirilmesini dayatıyor.

Demokrasi konusunda aşılacak birkaç küçük sıkıntı dışında bir şey kalmadı. Azınlıklar konusunu sadece istismar ediyorlar. Sorun çözüldükçe de yeni azınlık tanımlamaları yapıyorlar.

Silahlı kuvvetlere gelince; artık onun da hiçbir etkisi ve gücü kalmadı. Sadece Milli Güvenlik Kurulu toplantıları devam ediyor ki onda da güç hükümetin eline geçti.

Komutanlar artık bireysel çıkışlar bile yapamıyor. Genelkurmay Başkanı silahlı kuvvetlerin en hassas açıklamalarını bile internet üzerinden kimseye haber vermeden yapıyor. Bunun dışında maça gidiyor, düğünlere oynuyor, gazetecilerin işten atılması için kurulan tezgâhlara katılmaktan çekinmiyor.

AB’nin isteyeceği başka bir şey yok yani. Ama niyet başka olunca....

*****

İşini seven ve başarılı olan bir efsane

Vitali Hakko’yu da yitirdik. 44 yaş büyüğüm olmasına rağmen “dost” diyebileceğim bir insanı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyim ben de.

Vitali Hakko “işini seven ve çok başarılı olan” bir efsaneydi. Kendi deyimiyle “sıfırın altından” başladığı iş hayatını, bir insanı en mutlu edecek zirveye kadar taşımasını ve orada durmasını bildi hep.

Hakko’yu ne zaman tanıdığımı tam hatırlamıyorum ama 25 yılı geçmiştir herhalde. Merter’deki fabrikasına ne zaman gitsem bir doktor disiplininde giydiği bembeyaz önlüğü ile hep çalışanlar arasında rastlamıştım kendisine. Onlarla çalışır, onlarla yaşar, onlarla yemek yerdi. Dikilen her giysiyi sanki kendi giyecekmiş titizliği ile çalışırdı.

Sadece üretimde değil, satışta da bir efsaneydi Vitali Bey. Hiç unutmadığım bir anekdotunu aktarmak istiyorum. Bir kadın Beyoğlu’ndaki Vakko mağazasına girip çantasından çıkardığı bir pantalonu tezgâhın üzerine koymuş ve “Bunun ağı söküldü” demiş. Tezgâhtar kız pantolona bakmış, modelini tanıyamamış çünkü ellerinde bu model bir pantalon yokmuş. “Siz bunu ne zaman aldınız?” diye sormuş kadına. Kadın da “10 yıl önce” demiş. Tezgâhtar kız “Aman hanımefendi, 10 yıl önce aldığınız pantolon sökük diye getirilir mi?” deyince kadın biraz öfkelenerek “Ama bu Vakko, 10 yıl geçse ne olur ki?” demiş. Tam bu sırada tezgâhın arkasından çıkan Vitali Bey hemen pantolonu eline almış, biraz incelemiş ve “Allah Allah bu hatayı nasıl yaptık” dedikten sonra kadına dönüp “Siz yarın gelin pantolonunuzu alın” demiş. Kadın ertesi gün gelmiş. Vitali Hakko özenle hazırladığı paketi kadına vermiş. Paketin içinde aynı pantolon kumaşından ve modelinden dikilmiş yeni bir pantolon varmış.

İşte Vitali Hakko müşteri memnuniyeti kavramını böyle geliştiren bir anlayışa sahipti. Fabrikadan arta kalan zamanlarında mağazada oturur özellikle yılbaşı ve bayram günleri hediye paketlerini bizzat kendisi de tezgâhta durarak hazırlardı. Paket saran Vitali Bey’i gören müşteriler çok şaşırırdı.

Türkiye bir efsanesini yitirdi.

DİĞER YENİ YAZILAR