5 bin rakamını kim verdi?

Haberin Devamı

Kimse üzerinde pek durmak istemedi nedense. Oysa Başbakan Erdoğan hiçbir başbakanın yapmayacağı bir açıklama yapmıştı. Demişti ki “İçerdeki 5 bin teröristi hallettiniz de sıra dışarıda 500 teröriste mi geldi?”

Hemen ertesi gün düzeltme ihtiyacı duymuştu, içerdeki rakamın 1500 civarında olduğunu 3 bin 500 teröristin de dışarıda bulunduğunu söylemişti.

Ama hiç fark etmez. Laf söylenmiştir artık. “Efendim bir hata oldu” bahanesinin arkasına sığınamaz. Çünkü kendisi başbakandır. Bu kadar önemli bir konuda hata yapılıyorsa, anlamadığımız bilmediğimiz ne hatalar yapılıyordur kimbilir.

Ancak şu noktaya da dikkat etmek gerek. Herhalde Başbakan durduk yerde 5 bin rakamını uydurmadı. Mutlaka kendisine bu konuda biri bilgi verdi.

O halde bu bilgiyi kim verdiyse Tayyip Erdoğan’ın bu ismi açıklaması ve hesabını da sorması lazım değil mi?

Tayyip Bey bunu yapmadı.

Şimdi bir tahmin yapayım. İyi niyetle baktığımda şöyle düşünüyorum. Bazı gazetecilerin yazılarından ve sohbetlerinden öğreniyoruz ki, Tayyip Bey ve kurmayları sık sık bir araya gelip dedikodu yapıyor.

Bu dedikodular bol ve kimi açık saçık fıkralarla süsleniyor, kahkahalar birbirini kovalıyor. (Özellikle uçaktan yazılmayanları bir dinleseniz) Başbakan böyle bir dedikodu ortamında askeri karalamaktan hoşlanan birinin “Canım bunlar da ne bağırıp duruyor, Türkiye’de 5 bin terörist var, daha bunları bulamıyorlar” demiş olabilir.

Başbakan da sohbette duyduğu dedikoduyu boş bulunup söylemiş olabilir.

Bu iyi niyetli tahmin idi.

Ama işin bir de aslında dünyanın da öyle kabul edeceği bir yönü var. Tayyip Bey Başbakandır ve duyduğu çok önemli bir şeyi öyle canının istediği gibi uluorta söyleyemez.

Eğer bir şey söylüyorsa, hem Türkiye hem de dünya bunu ciddiye alır. “Türkiye’de 5 bin terörist var” sözünün nereye gideceğini bir başbakanın bilmesi gerekir.

Bu sözler dedikodu ürünü ve Başbakan’ın bilgisizliğinden, deneyimsizliğinden kaynaklanan sözlerse, çok ayıp olmakla birlikte görmezden gelinebilir.

Ama bu sözler bilerek söylenmiş ve sonradan da göstermelik olarak düzeltilmişse, bunun adı faciadır.

*****

Türban yumuşamıyor başörtüsü hep vardı

Hürriyet’in Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök Başbakan’la birlikte gittiği Kayseri’den gözlemlerini yazmış. Bir yerinde diyor ki “Kadınların üçte ikisinin başında örtü bulunuyordu. Ancak bu örtü AKP milletvekillerinin eşlerininkine benzemiyordu. Onlara bakınca şunu düşüdüm. Acaba türban yavaş yavaş başörtüsüne mi dönüşüyor.”

İlginç bir saptama ama, öyle sanıyorum ki Ertuğrul Bey gençlik yıllarını yurt dışında geçirdiği için türbanın geçmişiyle ilgili gözlem yapma şansı bulamamış. Ertuğrul Bey’in Kayseri’de gördüğü manzara bin yıllık Anadolu tarihinde kadınlarımızın kullandığı örtüdür. Dinsel anlamı fazla yoktur, daha çok gelenekseldir.

Türban ilk olarak 1960’lı yılların ortasında Şule Yüksel Şenler adlı bir kadın tarafından adeta icat edilmiştir. O yıllarda başı sıkıca sarıp boynu da örten ve şimdiki AKP milletvekillerinin eşlerininkini andıran örtünme biçimine de türban adı verilmişti.

Şule Yüksel Şenler o yıllarda bu kılıkla sokağa çıkan tek kadındı. Sonra ona katılanlar oldu. O yıllarda türban lafı da pek edilmezdi, “sıkmabaş” denirdi.

Türbanın topluma mal olması ve siyasi simge olarak kullanılması ise 12 Eylül’den sonra oldu. 12 Eylül’den sonra siyasette kadının da olması gerektiğini keşfeden siyasal İslamcı kesim işe kızlardan başladı ve üniversitelere “sıkmabaşlı” kızları göndermeye başladı.

“Sıkmabaş” bir süre sonra bazı tarikatların yönlendirmesiyle üniforma biçimine büründürüldü. Bu nedenle aynı gibi görünen ama farklı bağlanan ve farklı renklerde türbanlar var. Onlar aynı zamanda tarikatların da kimliğini belirliyor.

Yani herkes türban takıyordu da şimdi baş örtüsüne geçmiyor. Ertuğrul Bey’e hatırlatmak istedim, çünkü bu konular daha sonra internet sitelerinde tabii hakaretlerle süslenerek yazılınca haklı olarak canı sıkılıyor.

*****

Kızı hamile bırakıp çocuğu aldırmak

CHP’nin ortaya çıkardığı 1 milyar dolarlık belge her nedense medyada hak ettiği ilgiyi göremedi. Çok şükür Vatan var da millet gerçeği öğreniyor hiç olmazsa.

Başka medya kuruluşlarına göre 1 milyar dolar almak için teröre boyun eğmeyi kabul etmenin demek ki fazla bir haber değeri yokmuş. Fidan gibi delikanlılarımız şehit düşebilir, yeter ki borsa düşmesin. Ancak borsa düşerse manşetlere çıkabilir.

Her neyse, bir bildikleri vardır herhalde.

Dün Bilal Çetin’in kaleminden ve üstelik Amerikan belgelerine dayanarak 1 milyar doların öyküsünü okudunuz.

Bütün bunlara rağmen anlaşmaya imza koyan Ali Babacan, öfke dolu bir ifadeyle “Bunların hepsi yalan” diyebiliyor.

Onun arkasına saklandığı da bu kredinin geçerlilik kazanmamış olması. Babacan attığı imzayı söylemiyor da “Bu krediyi kullanmadık ki” diyor. Sonra da ekliyor “Zaten kullansaydık ve Irak’a girseydik bunu iade ederdik.”

Tam şecaat arz ederken durumu.

Bakın, ben bu savunmayı şuna benzetiyorum: Delikanlı güzel kızı hamile bırakmış. Sonra da panikleyip bebeğin alınmasını sağlamış.

Bir süre sonra iş ortaya çıkmış, herkes delikanlının üzerine yürüyünce o da kendini savunmuş “Tamam da çocuk olmadı ki, ne kızıyorsunuz?”

Aynen böyle değil mi? Anlaşma yürürlüğe girmemişmiş. Siz bunu imzaladınız mı imzalamadınız mı?

*****

Ne gelmez cevapmış

Tayyip Erdoğan Silahlı Kuvvetler’in terörle mücadele konusunda Irak sınırında bir operasyon yapma isteğine bir türlü cevap veremedi hâlâ, belli ki Amerika’dan cevap bekliyor.

Ancak ne gariptir ki Amerika da Tayyip Bey’i üzüyor belli ki. Baksanıza hâlâ ses seda çıkmadı.

Oysa Tayyip Bey Amerika’dan cevap geldikten sonra Başkan Bush’u telefonla arayacaktı. Onunla da konuştuktan sonra “gereğini” yerine getirecekti.

Ne bileyim cevap gelmemesi de iyi oluyordur belki. Amerika kalkıp da “Sakın ha” derse ne olacak? Nasıl anlatacak derdini o zaman halka?

En iyisi mitinglerde gezip, doğru olmasa da konuşmak. Karşısında ne olup bittiğini anlamayan kalabalıklar bulunca da keyfinden geçilmiyordur herhalde.

Şunun şurasında ne kaldı ki, 20 gün bile değil. Ak mı kara mı, çıkacak ortaya.

DİĞER YENİ YAZILAR