Sevgili okurlar geçen haftayı her alanda hareketli geçirdik. Bir taraftan terör olayları ile Güneydoğu’daki bazı kitlesel gösteriler ve çatışmalar, bir taraftan Ergenekon davası, öte yandan ekonomik kriz ve son olarak da hem türban hem de AKP’yi kapatma davası ile ilgili gerekçeli kararlar gündemin tartışılan konularıydı.
Gerekçe bahaneleri
Anayasa Mahkemesi’nin türban ve kapatma davasıyla ilgili gerekçeli kararları bir anlamda Anayasa Mahkemesi’ne saldırının gerekçesi olarak kullanıldı. AKP bir taraftan Anayasa Mahkemesi’nin kararını alkışlarken diğer taraftan da Yüce Mahkeme’yi halkın gözünden düşürmek için elinden geleni yaptı.
Deliller daha çok olsaydı
Ancak Anayasa Mahkemesi’ne ve aslında davayı açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na saldırıya geçenler, ortaya konan delillerin büyük bölümünün kayda değer bulunmamış olmasını dillerine dolayarak alay ettiler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AKP’nin laikliğe aykırı eylemlerin odak noktası olduğunu ilerin sürerken 400’e yakın delil sunması ama Anayasa Mahkemesi’nin bunlardan 30’unu dikkate alması adeta zafer naraları ile kutlandı.
Oysa biri de yeter
Önemli olan AKP’nin veya bir başka partinin Anayasa’yı ihlal etmesidir. Bunun için yüzlerce delile gerek yok ki. Öyle bir delildir ki tek başına bile yeterli olur. 400 delil ortaya konması ama bunlardan sadece 30’unun kabul edilmesi AKP’yi laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmaktan kurtarmaz. Sadece savcının Anayasa Mahkemesi üyeleri gibi düşünmediğini ortaya koyar ki, bunun da bir anlamı yok. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin 10 üyesi 30 delile dayanarak partiyi odak ilan etti zaten.
Tartışmanın yanlış yönü
Bu arada tartışmaların dikkat çekici bir başka noktası ise özellikle AKP ve yandaşı kesimlerin gerekçeli karardaki muhalefet şerhleri üzerine yoğunlaşması. Sadece Başkan Haşim Kılıç’ın ve Sacit Adalı’nın görüşleri öne çıkarılmak istendi. Buna karşın kapatma kararı alınmasını isteyen 6 üyenin söyledikleri AKP açısından hiç de iç açıcı değil. Kısa bir süre öncesine kadar “günah” gerekçesiyle evinde televizyon bile seyretmeyen bir Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bu konudaki “şerhi”nin bir anlamı olmadığını düşünüyorum..
Bu bir son olmaz
Sevgili okurlar Anayasa Mahkemesi’nin hem türban hem de kapatma davası ile ilgili gerekçeli kararları önümüzdeki günlerde AKP iktidarının özellikle de Başbakan Erdoğan’ın canını çok sıkabilir. Anayasa Mahkemesi partiye sadece para cezası verdi ama Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP’nin odak olmasında sorumlu gördüğü kişiler için şahsi cezalar da isteyebilir. Başsavcı, Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak başta Erdoğan olmak üzere suçlanan 11 kişinin parti üyeliğinin düşürülmesini isteyebilir. AKP adına sonuç değişmez ama yeni bir siyasi sıkıntı ve tartışma yaşayabiliriz.
MHP’nin garip tavrı
Anayasa Mahkemesi kararları ile ilgili en garip tepki ise MHP’den geldi. Daha önce her seferinde AKP’ye payanda olan MHP gerekçeli kararlardan sonra yine ortaya atılarak Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerinin azaltılmasını önerdi. Kimilerine göre MHP bu kez de AKP’yi tuzağa düşürmek istiyor. Ama bu bir oyunsa, sıktı artık.
Mesafe alınıyor
MHP güya AKP’yi sıkıştırmak adına payanda oluyor ve sonuçta AKP’yi mağlup ediyor ama, alınan ya da alınamayan her karar dini siyasete alet edenlerin yolunu biraz daha kısaltıyor. MHP her seferinde dini siyasete etme politikasını öne atarak hem kendisinin de bu akımın arkasında olduğunu gösteriyor hem de zihinlerin biraz daha bulutlanmasına neden oluyor.
Öcalan’ın F tipine nakli
Hafta içindeki bir yazımda Günedoğu’da olayları körükleyen “Öcalan’a kötü muamele” dedikodularını bitirmek ve Öcalan’ın ayrıcalıklı konumdan çıkarılmasını sağlamak için artık normal bir cezaevine nakledilmesi gerektiğini yazmıştım. Bu yazıya çok sayıda okurdan destek mesajı geldi.
Olağanüstü hâl istenebilir mi?
Bugün Genelkurmay bir ilke imza atıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ilk kez Bakanlar Kurulu toplantısına katılarak hükümet üyelerine terörle ilgili brifing verecek. Başbuğ’un bu toplantıda bakanlardan gerekirse olağanüstü hâl ilan edilmesini esirgememelerini istemesi ihtimali var. İktidar böyle bir talepten çekiniyor. Ama olağanüstü hâl ilanına karşı çıkarken içine düştükleri bir çelişki var, burada anlatması uzun olur, bunu hafta içinde yazarım.
Ergenekon hâkimi
Sevgili okurlar bugün duruşmalarına devam edilecek olan Ergenekon davasında salon sorunu bir anlamda çözüldü. İlk günkü kargaşa artık yaşanmıyor. Artık işin magazin tarafı ikinci plana düşecek, davanın özüne inilebilecek. Geçen haftaki duruşmanın en flaş anı hiç kuşkusuz mahkeme hâkiminin telefon dinlemeleri şikâyeti üzerine “Hâkimlerin telef onunun dinlenmediğini ne biliyorsunuz?” sözleriydi.
Demek ki yasa dışı dinleme var
Ergenekon hâkiminin belki de boş bulunarak söylediği bu sözler aslında milyonlarca insanın korkusunu da dile getiriyor. Bugün biraz iş güç sahibi olan herkes telefonunun dinlendiğinden kuşku duyuyor. Ama eğer bir hâkim bile böyle söylüyorsa bu ülkede yasa dışı dinlemeler yapılıyor demektir. Bu da Engenekon iddianamesinin neredeyse tamamını oluşturan telefon dinleme kayıtlarının ciddiyetine gölge düşürecektir.
Artan terör olayları
Birkaç haftadır yaşadığımız bir diğer gerçek de PKK güdümlü terör olaylarının artması. Ancak bu olaylar iki açıdan gelişiyor. Birinde PKK bizzat kendi militanlarını kullanarak çeşili saldırılarda bulunuyor. Ama daha vahim olanı özellikle Güneydoğu kentlerinde sudan bahanelerle çıkarılan çatışmalar. Burada devletin güçlerine çok ağır bir sorumluluk düşüyor. Bu çirkin oyuna gelinmemesi gerek.
Ekonomik kriz büyüyor
Sevgili okurlar iktidar “bize bir şey olmaz” morali vermeyi bir kenara bırakıp nihayet “Bizi de etkileyecek” gerçeğine geldi. Dünyayı yerinden oynatan bir ekonomik tsunaminin Türkiye’ye az zarar vermesi zaten akla ve mantığa aykırı. Buna rağmen ekonominin tüm iplerini elinde tutan iktidarın alabileceği önlemler var. Umarım ve dilerim duygu ve çıkar hesaplarını bir kenara bırakıp etkili önlemler alırlar.
Para transferleri
Ancak bu noktada insanı kuşkulandıran bir takım kararlar alınıyor. Örneğin “yurt dışında ne kadar paran varsa getir, ne hesap sorarım ne de vergi alırım” kararı insanın aklına “acaba kara para mı aklanacak?” sorusunu uyandırıyor. Kim bilir belki Deniz Feneri paraları bile bu yolla Türkiye’ye getirilir. Ya da iktidar nimetlerinden yararlanıp büyük servetler kazananlar şimdi paralarını bu yolla aklayacaklardır. Sadece kuşku tabii, bilgim yok.
Ekonomi ile ilgili yazılar
Yarından itibaren sizlere krizin az dile getirilen, ama halkın canını gerçekten acıtacak yönlerini anlatmak istiyorum. Devlet krize karşı gereken önlemleri almak zorunda. ama bu krizin vatandaşı da silindir gibi ezmesi tehlikesi var. Bu nedenle herkesin kendi önlemini de alması mutlaka gerekiyor.
Geçen hafta İzmir’deydim
Sevgili okurlar geçen hafta cumartesi günü İzmir’de Ege Sanayicileri ve İş adamları Derneği’nin davetlisiydim. Onlarla yeni adı Swissôtel olan eski Büyük Efes Oteli’nde kahvaltılı bir sohbet toplantısı yaptık. Her biri kendi alanında uzman kişilerden oluşan çok bilgili ve ilgili bir topluluk karşısında konuşmak elbette çok zordu. Sohbette ve sonrasında en çok konuşulan konu AKP’nin ve CHP’nin İzmir’de kimi aday göstereceği idi. Bu hafta da çok güzel bir Karadeniz kentinde sohbete gideceğim.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
+++++
Hiç kimse duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz.
Shakspeare
30 delil az mı geldi?
Haberin Devamı

