Çok kalmadı 28 Şubat’ın yıldönümüne. Bugün yaklaştıkça özellikle siyasal İslamcı kesimde bir hareketlenme başladı. “Rövanş duyguları” içinde hepsi kendi çapında “28 Şubat dosyaları” hazırlamakla meşguller.
28 Şubat dönemindeki bazı uygulamalara karşı çıktığım için benimle de röportaj yapmak isteyenler var. Öncelikle şunu söylüyorum: “Artık 28 Şubat’ın hatırlanan isimlerinden biri olmaktan çok sıkıldım. Çünkü bu da oyunun bir parçası. Söyleyeceklerim hoşunuza gitmeyebilir.”
Ama yine de geliyorlar. Anlatıyorum. Diyorum ki “28 Şubat’la bugün arasında bir fark yok. O gün de iktidarda kalmak ve oluşturulan ranttan pay kapmak için baskıcı, dayatmacı, anayasa ve hukuk dışı, insan haklarını ayaklar altına alan uygulamalar oluyordu. Bugün de aynısı yapılıyor. Sadece aktörler değişti.”
İkinci olarak da şunu söylüyorum: “20-25 yıl sonra geçtiğimiz 20 yılın tarihi yazılırken ‘28 Şubat Türkiye’nin laik demokratik düzenini devirmeyi amaçlayan siyasal İslamcı bir kalkışmanın ilk adımıdır, o günün askeri, siyasileri, iş dünyası ve medyası el birliği ile farkında olarak ya da olmayarak bu geçişe destek verdi’ denirse ben buna karşı çıkmam. Çünkü manzara budur.”
Bunları anlattığımda bana “Yani pişmanlık mı duyuyorsunuz?” sorusu geliyor bu kez. Cevabım şu oluyor: “Hayır elbette değilim. Çünkü o gün de hukuku, demokrasiyi, insan haklarını savundum, bugün de aynı noktadayım. Karşımdaki aktörler değişti. 28 Şubat büyük bir oyundu, bugün değişik aktörlerle aynı oyun sergileniyor.”
Önümüzdeki günlerde çeşitli yayın organlarında adımın geçtiği haberler yapılırsa bu açıdan değerlendirin lütfen.
Süpermen
Adam hayli alkollü ve de bitkin üstelik gecenin üçünde evine gelir. Karısı son derece zinde, duruma kesinlikle hakim, kocasını sorgulamaya başlar.
- Söyle bakalım Süpermeeen. Neler yaptın bu akşam?
- Valla karıcım, patronla beraber müşterileri yemeğe çıkarttık.
- Eeee, sonra ne yaptınız süpermen?
- Oradan striptize gittiiik... Ben sadece seyrettim.
- Yani sen bişiyler yapmadın değil mi, süpermen?
- Ben hiç bişicikler yapmadım, ama sen niye bana iki de bir süpermen diyorsun?
- Valla, ben bir seni bir de süpermeni gördüm donunu pantolonunun üstüne giyen de ondan!
KAMYON YAZILARI
Duanla yaşamıyorum ki bedduanla öleyim
Havaalanından Ankara’ya giriş cennetten geçer gibi olacak
3 0 yılı aşkın süredir Ankara’ya kaç kere uçakla gittim hatırlamıyorum bile. Ama yıllardır bildiğim bir şey var. O da havaalanından Ankara’ya doğru gelirken, Pursak’ları geçtikten sonraki manzaranın çirkinliği.
Her iktidar ve her belediye başkanı burayı “adam edeceğine” dair söz verdi, hiçbiri yapamadı. Sadece biri evleri beyaza boyatarak hile yoluna saptı. Bir tek Melih Gökçek bunu başardı.
Ankara’da Melih Gökçek’in kullandığı makam arabasıyla geziyoruz. Gökçek beni ilk olarak işte bu haavalanı yolundaki bölgeye götürdü. “Kentsel Dönüşüm Programı” çerçevesinde yıllardır görmekten usandığımız binlerce gecekondu yıkılmış. En tepeden inşaatlar başlamış.
Gökçek ilk yapılan bloklarda bu bölgede evi olup da yıkılanların yararlanacağı evlerin inşa edileceğini anlattı. Daha sonra da hem belediyeye ve TOKİ’ye büyük para kazandıracak, ama Ankara’ya da bir cennet kazandıracak bölümün yapımına geçilecek.
Şantiyeyi gezdim. Projenin maketini gördüm, hazırlanan olağanüstü güzellikteki animasyon filmi de seyrettim. Gökçek projenin üç yıl sonra biteceğini belirtti. Proje bittiğinde havaalanından gelen yol tam bu bölgenin ortasından geçecek. Birbirinden güzel konut, kültür merkezi, otel ve sosyal tesislerin arasından geçmek herhalde bir zevk olacak.
Gökçek’e “Ancak burası bitince bu kez Aydınlıkevler göze batmayacak mı?” diye sordum. Melih Gökçek gülerek “İşte kentsel dönüşüm de bu zaten, o zaman sıra oraya gelecek herhalde” dedi.
Şimdi Ankara’yı ve Türkiye’yi daha önce yönetenler dudak bükebilir. Sadece şunu söylemek isterim; “Yıllardır bu sorun hepinizin gözünün önündeydi. Yapsaydınız kardeşim.”
Küçük insanların büyük gururları vardır.
Voltaire
Aritmetik
Öğretmen: 1 doların var ve babandan 1 dolar daha istedin.. Kaç doların olur?..
Öğrenci: 1 dolarım olur..
Öğretmen: Otur! Öğrenemedin şu toplamayı, aritmetiği bilmiyorsun.!
Öğrenci: Asıl siz babamı bilmiyorsunuz..! (Yıldırım Tuna’dan)
Türban, kara harekatı Ergenekon
Geçen hafta ülkenin gündemi her zamankinden daha yoğundu. Türbanı baskın çıkarma operasyonuna Başkomutan Gül “onay” desteği verirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta başlattığı kara harekatı eklendi. Başkomutan’ın tam da operasyonun başladığı saatlerde türbanı serbest bırakacağı ileri sürülen anayasa değişikliklerini onaylaması hoş olmadı. Gül örneği görülmemiş biçimde onayladığı değişikliğe gerekçe yazma ihtiyacı duymuştu. Belli ki içi pek de rahat değil.
Kuzey Irak’a yönelik kara harekatı doğal olarak insanı heyecanlandırıyor. Ancak daha önce de yazdığım gibi “istihbaratı başka bir ülkeden alarak ve onun çizdiği sınırlar içinde askeri bir harekat yürütmek”ne anlama geliyor bunu hâlâ çözebilmiş değilim. Bunun yanı sıra Amerika’nın verdiği bu “iznin” karşılığında ne vereceğimizi de henüz bilmiyoruz. Bu nedenle konuyla ilgili temkinli davranmaya çalışıyorum.
Haftanın önemli gelişmelerinden biri de Ergenekon adı verilen çeteyle ilgiliydi. Bu konuyla ilgili bugüne kadar hiçbir şey yazmadım. Bazıları merak ediyor. Yazmadım çünkü adı geçenlerin bırakın darbe yapmaya sıradan bir çete olmaya bile güçlerinin yetmeyeceğini düşünüyorum.
Ancak son gözaltına alınmalarda ilginç bazı noktalar var. Başbakan’ın ısrarla “nereye kadar giderse” söylemini güçlendirecek ve bazı bağlantılar kurulabilecek bir gelişme dikkatimi çekti. Bana birkaç gün daha izin verin, son gözaltılar karara bağlandığında bunu da yazacağım.
Hepinize iyi haftalar dilerim.

