Sevgili okurlar; nefes nefese yaşadığımız bir haftayı daha geride bıraktık. AKP hakkında açılan kapatma davasının yarattığı şokla birlikte herkes yeni plan ve politikalar geliştirmek için kolları sıvamış durumda.
İlk hafta bende oluşan izlenime göre Başbakan ve AKP kurmayları yaşadığımız olayların anlamını pek kavrayamamış gibi görünüyor. Bu nedenle hem söylemlerini sertleştiriyorlar hem de olayı tamamen din boyutuna çekerek ayrımcılığı körüklüyorlar.
Hafta içinde özellikle AKP ve yandaşı çevrelerde bir panik havası yaşandığını da gördük. Bunu yapılan açıklama, beyan ve yazılardan anladığımız gibi gelen mesajların da bir kısmı bu doğrultuda.
Bu çevreler her başları sıkıştığında sarıldıkları gibi yine “28 Şubat söylemine” sığınmaya başladılar. Türkiye’nin yeni bir 28 Şubat ile karşı karşıya olduğunu, demokrasinin ayaklar altına alındığını, hukukun çiğnendiğini savunarak bir tür “mağdur” edebiyatı yapılıyor.
Oysa AKP’e yönelik kapatma davası ile ne demokrasi ayaklar altına alınıyor ne de hukuk çiğneniyor. Hele yaşadığımız bu yeni süreci 28 Şubat’la kıyaslamak akıl ve mantık dışı.
Kimi okurlar bu “beyin yıkama” propagandasının etkisi altında kalarak “28 Şubat’ta karşı çıkmıştın, bugün ne oldu?” diye soruyorlar. Hiçbir şey olmadı. Daha önce de yazdığım gibi 28 Şubat’ta nerede duruyorsam şimdi de orada duruyorum. O süreç çok farklıydı. Nedenini hemen anlatayım;,
Hukuk dışılık yok
28 Şubat sürecinde oluşturulan konsorsiyum sayesinde hukuk dışı pek çok işe imza atılmıştı. Milletvekillleri üzerine kurulan baskılar, yasayı aşan yetki kullanımları, kimi bürokratların yetkilerinin üzerinde etki alanı yaratmaya çalışmaları şimdi yok. Bugün hukuk dışı tek adım atılmış değil, kimse üzerinde baskı kurulmuyor, devlet yetkilileri görevlerini aşmaya çalışmıyor. Her şey bugünkü iktidarın da oluşmasında imzası olan Anayasa’ya uygun biçimde yürütülüyor.
İktidar bekleyen yok
28 Şubat’ta iktidarın dışında bir başka ittifak kurulmuştu. Bu ittifakın içinde asker, bürokratlar, iş dünyası, medya vardı. Bu ittifak hukuk ve demokrasi dışı yöntemleri içine sindirerek mevcut iktidarın yıkılmasını ve iktidar sıranın kendilerine gelmesini bekliyordu.
Oysa bugün heves ve heyecanla ellerini ovuşturarak iktidar bekleyen kimse yok. Hatta “AKP giderse herhalde bu gelir” denilen parti bile böyle bir beklenti içinde değil çünkü onlar da bu konuda şaşkın durumda.
Rant bekleyen yok
28 Şubat’ın temel özelliklerinden biri iktidara karşı kurulan ittifakın aynı zamanda bir çıkar ve rant beklentisi içinde olmasıydı. Mevcut iktidara karşı her türlü oyuna başvuranlar aynı zamanda gelmesini umdukları çevrelerle bir menfaat ilişkisine girmişlerdi. İktidar devralındıktan sonra bu rant paylaşılacaktı.
Nitekim öyle de oldu. İktidar devrildi, bekleyen ittifak iktidara geldi ve yandaşlar inanılmaz çıkarlar elde etti.
Gerçi sonuç hüsran oldu, onlarca banka battı, yolsuzluk ve hırsızlıklar halkın öfkesini kabarttı ve AKP iktidara geldi.
Laiklik mücadelesi yok
28 Şubat’ta görünür kavga laikliğe karşı girişimlerdi, ama gerçek öyle değildi. O zaman ittifak kuran güçler aslında Refah Partisi’ni pek ciddiye almıyor ve laikliğin tehlikede olduğunu pek düşünmüyordu. Asıl savaş merkez sağdaydı, paylaşma da orada oldu. Laiklik işin tuzu biberiydi. Nitekim 28 Şubat süreci boyunca asıl darbeyi merkez sağ yedi. Demokrasi ve hukuk dışı yöntemlerle iktidar ortağı DYP milletvekilleri tek tek istifa ettirildi. Refah’a ise bir şey yapılamadı. Ne zamanki iktidar el değiştirdi, parti kapatıldı.
Bugün artık ne merkez sağ ne de merkez solda kavga yok. Tehlike gerçekten laiklik üzerinde. Ve iktidardaki parti hiçbir yıpratma ve baskıya tabi tutulmadan kapatma davası ile karşı karşıya bırakıldı.
Sonuç çok farklı olur
Bu durumda AKP’nin kapatılma sürecinin sonu 28 Şubat sürecinden çok daha farklı olacaktır. Daha önceki kapatmalardan sonra güçlendiğini düşünen Siyasal İlamcı çevreler şimdi de aynı şeyin olacağını sanıyor ve iddia ediyorlar ki oyları yüzde 60’ları da geçecek.
Bu ham hayalden başka bir şey değildir. Bunu bir başka yazımda daha ayrıntılı anlatmak istiyorum. Bu hafta içinde yazarım. Sadece şunu söyleyeyim; AKP ısrarla “kapatılırsak oyumuz artar” diyor. Bu durumda örneğin Türk halkının yüzde 60’ının laikliğe karşı olduğu sonucu çıkar. Peki şöyle bir bakın etrafınıza; gördüğünüz her üç kişiden ikisinin laikliğe karşı olduğunu aklınız alabiliyor mu?
Ergenekon olayı
Geçen haftanın son günü yaşanan en flaş gelişmelerden biri de Ergenekon çetesi adı verilen garip yapılanmanın soruşturması içine İlhan Selçuk ve Doğu Perinçe ile Kemal Alemdaroğlu’nun katılmasıydı. AKP’nin “Eğer gideceksem ortalığı yangın yerine çevireyim bari” mantığı ile yürüttüğü gerginlik politikasının bu haftaya da damgasını vuracağını söylemek yanlış olmaz.
Hepinize iyi haftalar diliyorum.
Karşı çıkmadınız mı?
Bundan yıllar sonra, yaşlıca bir adam ile torunu konuşuyorlarmış. Dede torununa, “Aah aah evladım, işte böyle, bu memleket hiç böyle olacak bir memleket miydi? Bak şimdi bu hale geldi; kadınlar çarşaflı, laiklik bitti, erkekler ucube gibi...aah aah” diye yakınmış. Torunu, “Peki dede hiçbir şey yapmadınız mı? Neden karşı çıkmadınız?” diye sorduğunda ise dedenin cevabı geçikmemiş: “Çıktık yavrum çıktık, gelen mail’leri hep forward’ladık!”
Kedinin kabahatini önüne koyarlar, öyle döverler

