2007: Her iki kişiden biri AKP’li 2009: Her üç kişiden biri AKP’li

Haberin Devamı

Bu yazının hemen başında dünkü yazıya değinmek zorunda hissediyorum kendimi, çünkü bazen nezaketten bazen de meramımı anlattığımı sanarak yanlış değerlendirilebilecek ifadeler kullanmış olabilirim.

Dün “Kimse kendisini kandırmasın” başlığı altında AKP’nin sayısal olarak fazla oy kaybetmediğini belirtirken aslında “kendisini azınlıkta görenlerin” ayağa kalkışını anlatmak istemiştim.

İşin özü şudur: AKP 2002’de “seçim sisteminin cilvesi” sayesinde gücünün çok üzerinde bir çoğunlukla Meclis’e girdi. İlk çekingenliği üzerinden attıktan sonra çok sistemli bir kadrolaşma ile devletin önemli merkezlerini tam hakimiyeti altına almaya başladı. Estirdiği güç terörü ile muhalefetin sesinin yüksek çıkmasını önledi.

AKP’nin iktidar gücünü sınırsız biçimde kullanması, yaratılan korku ortamı nedeniyle muhalefet yapılmaması ve gerçeklerin konuşulamaması halkın önemli bölümünde bir yılgınlık yarattı.

Olağanüstü popülist propaganda yöntemleri sonucu Türkiye’nin itici gücünü oluşturan milyonlarca insan kendisini yalnız hissetmeye ve azınlıkta kaldığını düşünmeye başladı.

Bu yılgınlık 2009 seçimlerinde kendisini gösterdi ve pek çok kişi sandığa gitmezken ondan daha fazlası da oylarını sağa sola dağıttı. Böylece 2007’deki genel seçimlerden sonra ortaya şöyle bir manzara çıktı:

Sokakta gördüğümüz her iki kişiden biri AKP’li.

Geldik 2009’a. Seçmen sayısına 2 milyonu 18 yaşı aşmış olmaktan 6 milyon seçmen eklendi. Bunu çok tartıştık, bir hileden kuşkulandık. Görülüyor ki 4 milyon kişi gerçekten hiç seçmen konumuna geçmemiş ve bugüne kadar üstelik bunu da dert etmemiş.

Pazar günü yapılan seçimlere büyük ihtimalle bu seçmenlerin önemli bölümü katıldı. Seçmen sayısı artınca, bir de üstüne katılım yüksek olunca, AKP eskisine yakın sayıda oy almasına rağmen yüzde hesabında ciddi kayba uğradı.

Sonuçta 2009 seçimlerinden çıkan sonuca göre artık her üç kişiden biri AKP’li.

İşte bu nedenle tekrar söylüyorum; bu seçimlerde halk AKP’ye bir uyarıda falan bulunmadı. Bu ülkenin gerçek itici gücü milli iradenin kuru kalabalıklardan oluşmadığını, sandığa ve kentine sahip çıkması halinde “azınlıkta olmadığını” göstermiştir.

NOT: Başlık fikrini yazısındaki bir satırdan verdiği için Bekir Coşkun’a teşekkür ederim.

*****

Antalya farkı

Seçimlerden önce Antalya ile ilgili yazdığım yazıda “Bu kentin halkı daha önce pragmatik davrandı ve AKP’nin hışmına uğramamak için, aslında AKP’li olmayan birini AKP patenti altında seçti” demiştim.

Gerçekten bu düşünce doğru sonuç verdi ve AKP Antalya’ya pek çok yatırım yaptı. Antalya halkı bunlara teşekkür ettikten sonra “Şimdi bundan sonrası tehlikeli, AKP bizi çantada keklik gibi görürse yaşam biçimimize müdahale başlar” dedi ve aslına döndü.

Başkanlık yarışında büyük zafer kazanan Prof. Mustafa Akaydın aslında Antalya’ya çok hizmet vermiş değerli bir bilim adamı. Hakkında pek çok gazete ve köşede, övücü, destekleyici yazılar yayınlandı. Ama sanıyorum bu analizi yaparak Akaydın’ın seçimleri kazanabileceğini yazan tek kişi benim. Bu da benim keyfim.

Mustafa Akaydın’ın kutlamak isterim. Ancak Antalya halkını adeta “nankörlükle” suçlayan AKP şimdi intikam almak isteyebilir. Akaydın Hoca’nın hep tetikte olması gerek galiba.

*****

AKP bundan sonra neleri rahat yapamayacak?

Seçim sonuçları AKP’de büyük şok yarattı. Tayyip Erdoğan’ın seçim gecesi yaptığı konuşmadaki yüz ifadesi bunun en gerçekçi kanıtlarından biri.

Oysa AKP seçimlerden önce yüzde 50’yi geçeceğine o kadar inanıyordu ki, seçim sonrası yapılacakları ayrıntılarıyla hazırlamıştı. Bu noktada AKP “milli irade benim” mantığı ile yapmayı planladığı bazı projelerden vazgeçecektir.

YENİ ANAYASA: AKP’nin özellikle kendilerine liberal diyen yandaşların en büyük hayali Anayasa’yı yeni baştan yazmak ve Cumhuriyet felsefesini tamamen ortadan kaldırmaktı. Bu sonuçlardan sonra AKP’nin “Yeni anayasa yazmaya” cesaret etmesi mümkün değil.

GÜNEYDOĞU POLİTİKASI: AKP’nin yine kendilerine liberal diyenlerin de teşviği ile oluşturduğu Güneydoğu politikasının ne kadar yanlış olduğu seçimlerde ortaya çıktı. AKP seçimlerden sonra bölgede daha atak ve “tabu yıkıcı” bir tavır almayı planlıyordu. Yeni dönemde Güneydoğu politikasında ciddi sapmalar olacaktır.

DIŞ POLİTİKA: Davos’taki şovdan sonra “dünyaya karşı dik durma” propagandası yapılmıştı. Bundan güç alan Erdoğan seçimlerde yüzde 50’nin üzerinde oy alarak Amerika, Batı ve İsrail’le ilişkileri özünde her şeyi kabul eden ama kamuoyuna kahramanlık olarak yansıtmayı amaçlayan plan ve programlar hazırlıyordu. Bu desteği alamayan iktidar dış politikada patinaj yapacaktır.

IMF İLE İLİŞKİLER: Erdoğan IMF ile anlaşmayı bilerek ve isteyerek seçim sonuna attı. “Ümüğümüzü sıktırmayız” sloganı ile seçim propagandası yapan Erdoğan, seçim sonrası imzalayacğı anlaşmayı da “Onlar bizi değil, biz onları dize getirdik” diye sunmayı düşünüyordu. Planı tutmayan Erdoğan’ın IMF karşısında şartları kabul etmekten başka çaresi kalmadı.

İMAR RANTLARI: AKP döneminde başta Ankara ve İstanbul olmak üzere güçlü olduğu belediyelerde ayyuka çıkan iddiaların başında imar rantları geliyordu. Belediye meclisinde de çok güçlü olan AKP istediğini yapabiliyordu. Oysa şimdi belediye meclislerindeki güçleri de azaldı, rant dağıtımı sıkıntıya girecektir.

*****

Doğru söylemek

Fehmi Koru, Taha Kıvanç adıyla yazdığı köşesinde seçimlerden önce AKP’nin yüzde 50’yi geçeceğini tahmin ettiğini söylüyor. Ancak diyor ki “Bana yakışan yüzde 50 demek kahramanlığını yapıverdim, sonucun öyle olmayacağını bile bile.”

Kısacası Koru, AKP’nin yüzde 50 almayacağını bile bile “Yüzde 50 alır” demiş. Ama yazının devamında “kahramanlık” adına doğruyu söylememesini işin içine biraz espri katarak düzeltmeye çalışıyor. Hani “başkası söylemeden ben söyleyeyim de kurtulayım” gibi bir üslup bu. Burada şaşırtan şu: Son zamanlarda Fehmi Koru’nun her söylediğini doğru kabul edip bunu iktidarın da bir işareti gibi algılayanlar var. Kendi ifadesine göre Fehmi Koru bazen “bile bile” doğruyu söylemiyormuş. Bu durumda acaba Koru’nun “bile bile” doğruyu söylemediği başka neler var, çok merak ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR