Perşembe günü 12 Mart’tı. Bundan 38 yıl önce 12 Mart 1971’de dönemin Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içinde hükümete bir muhtıra vermişti. 27 Mayıs askeri darbesinden 11 yıl sonra verilen muhtıra belki de Türkiye’nin bugünlere gelmesine neden olan bir dizi acı, kötü, yıpratıcı etkileriyle, demokrasi ve hukuk dışı anlayışı siyasete sokan bir dönemin başlangıcı oldu.
Nice canlar gitti
12 Mart, faşist bir dönem olarak belleklerde kaldı ve kalacak. On binlerce kişi işkencelerden, ağır hapis cezalarından geçirildi, yargısız infaz edildi. Hayatlarının baharında, devrimci bir ruhla ideallerini yeşertmek isteyen nice genç öldürüldü. Öğrenciler, aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler itildi, kakıldı, ağır hakaretlere maruz bırakıldı. Ve üç idealist genç idam edildi.
Demokrasi savaşı
1961 Anayasası’nın yarattığı özgürlük ortamında filizlenen pek çok görüşün temel ve ortak noktası demokrasiydi. Özellikle sol ve sosyalist fikirler hızla yayılıyor, çeşitli toplum katmanlarında da büyük taraftar kitlesine ulaşıyordu. Bu elbette sola ve dönemin Sovyet sistemine karşı kale gibi duran kapitalist çevreleri ciddi biçimde rahatsız ediyordu. Kapitalist kesime göre aşırı özgürlükler (!) Türkiye’de sanayinin gelişmesine engel olduğu gibi toplumda da düşmanlığa yol açıyordu.
Ordu göreve
Solun giderek gelişmesinden ciddi rahatsızlık duyan çevreler önce solun karşısına kurdukları “antisol- milliyetçi” örgütleri çıkardı. Bugünün dinci-gerici-antidemokrat ittifaklarının temeli olan Komünizmle Mücadele Derneği, Aydınlar Ocağı, Birlik Vakfı gibi dernekler bu dönemde oluştu. Ancak ilk başlarda “sağcı entelektüel” niteliği olan bu derneklerin örgütlenip mücadeleyi illegaliteye geçirmelerinin bir süre alacağı görüldü. İşte o zaman devreye asker girdi. Asker sözde artan “anarşi” olaylarını önlemek ama aslında solun önünü kesmek için müdahalede bulundu.
Sanki 60’lı yıllar
AKP iktidarı ile geçirdiğimiz yılları bir anlamda 60’lı yıllara benzetiyorum. O günün sol kesim demokrasi, özgürlükler, insan hakları konusunda ne söylüyorsa AKP’nin çekirdek kadrosu da aynı söylemi kullanıyor. Ancak arada fark var. O günün sol kesiminin söylemi bilime, akla ve mantığa uygun olduğu gibi son derece de samimiydi. Oysa bugünün iktidarı aynı söylemi Türkiye’yi dönüştüreceği güne kadar sürdürecek.
Solcuların karışan kafası
İşte şimdi “liberal” olan 60’lı yılların solcuları, AKP’nin “hedefe giden yolda kullandığı demokrasinin” baskısı altında eziliyor. AKP’yi kendi dönemlerindeki solla örtüştüren liberaller “demokrasiye aykırı düşme korkusuyla” (bilerek ya da bilmeyerek) AKP’ye payandalık yapıyor.
Bir tekzip olayı
Bu yazıya başlamamın ana nedeni 12 Mart’ın yıl dönümü. 12 Mart’ın benim için ayrı bir önemi var. O yılları biraz kıyısından olsa da yaşamışlığın dışında, meslek hayatıma da 1976’da “12 Mart’lara karşı” sloganıyla yayın hayatına atılan Vatan Gazetesi’nde başlamıştım. Bunun dışında aynı günlere denk gelen bir tekzip olayı bu yazıyı yazmamı daha gerekli hale getirdi.
AB fonlarından para
Bir süre önce çeşitli AB fonlarından yararlanan bazı kişilerin isimlerini verdiğim bir yazı yazmıştım. Neden AB fonlarının hepsi de “Ermenilerden özür dileme kampanyasını başlatan” bu isimlere yöneldiğini de merak ettiğimi sormuştum. Aslında verdiğim liste piyasada satılan bir kitaptan alıntıydı. Yazıda ismi geçenlerden bazıları hemen birer açıklama göndererek “Bu paraları kendi başımıza almadık, pek çok kişinin katkısı olan projelerde çalıştık, cebimize bir şey girmedi” dedi.
Açıklamaları yayınladım
Sonuçta benim yazım bir iddiaydı. İddiaya muhatap olanlar “Böyle bir para almadık” diyorlarsa bunu yayınlamak zorundaydım. Nitekim öyle de yaptım. Üstelik bunları koyarken hiçbir yorum yapmadığım gibi bir kuşku da dile getirmedim. Ancak bir süre sonra işin rengi değişti. Açıklamaları yeterli görmeyen bazı muhataplar bunu mahkeme kararıyla göndermek istedi.
Mahkeme reddediyor
İlginçtir ki mahkemeler bu tekzipleri reddetmiş. Açıkçası ben çok önemsemedim. Zaten adı geçenlerin çoğunun açıklaması yayınlanmıştı. Ayrıca bu yazıyla bir hata yapmış olabileceğimi de düşünerek sürdürmedim, dürüst davranarak muhatapların da rencide olmamasına özen gösterdim.
Ertuğrul Kürkçü
Bu konuyla ilgili olarak değineceğim son nokta Ertuğrul Kürkçü’den gelen tekzip. O yazıda adı geçen her ve “bu yanlış” diyen herkesin açıklamasını koyduğum halde Ertuğrul Kürkçü’nün cevabı neden önemli. Çünkü bu cevap yazısı, hayatı mücadele ile geçmiş bir gazeteci için iç yakıcı, kahredici, çok üzücü bir anlam ifade ediyor.
Ne demiştim?
O yazıda Ertuğrul Kürkçü ile ilgili aynen şunu yazmıştım: 12 Mart dönemindeki Kızıldere katliamından kurtulan tek kişi olan Ertuğrul Kürkçü, IPS İletişim Vakfı üyesi sıfatıyla AB’den 809 bin 760 euro para desteği sağlamış. Şaibeli bir kurtuluştan sonra Kürkçü’yü AKP’nin payandalarından biri haline getiren ve Avrupa Birliği’nden görülmemiş para yardımları almasını sağlayan hizmetin ne olduğunu merak ediyorum.
Kürkçü’nün cevabı
Ertuğrul Kürkçü gönderdiği tekzipte, tıpkı diğer isimler gibi paranın cebine girmediğini, Bianet adlı internet haber portalının çalışması ve habercilik eğitimi yapması amacıyla kullanıldığını belirtiyor. Cevapta benimle ilgili hakaret olarak da sayılabilecek ifadelere de yer verilmiş. Bunu duygusallığa bağlıyorum.
Ama son cümle
Buna karşın Kürkçü cevabının son cümlesinde aynen şunu söylüyor: “Kızıldere katliamında benim de öldürülmüş olmamı arzu etmenizi anlayışla karşılıyorum.” İşte bu cümleyi kabul etmem mümkün değil. Çünkü bu haksızlığın da ötesinde insanlık dışı bir duygu. O yıllarda ve 12 Eylül’e giden dönemde mücadele etmiş, bu uğurda pek çok can arkadaşını kaybetmiş ve derin hasar görmüş birine “ölümümü isterdin” gibi ilkel bir düşünceyle yaklaşmak en azından insani değil.
Şaibeli tanımlaması
Ertuğrul Kürkçü sanıyorum “şaibeli biçimde kurtulan” tanımlamasına öfke göstermiş. Bu tanım bana ait değil. Kimse ne Ertuğrul Kürkçü’nün ne de başkasının ölümünü ister ama 10 kişinin havan toplarıyla katledildiği bir olaydan kurtulmuş olmayı da sorgular ki bizzat Kürkçü’nün arkadaşları yıllarca bunu yaptılar. Artık 37 yıl öncesine dönüp olayı deşmek hiç kimsenin işine yaramaz.
12 Mart; solcu aydınların açmazı
Haberin Devamı

