1 milyar ışık yılı öteden gelen mesaj

Haberin Devamı

Amerikalı bilim adamları tıpkı Contakt filmindeki gibi uzayın derinliklerinden gelen bir mesaj yakaladıklarını açıkladılar. NASA’daki bilim adamları uzayın derinliklerine çevrilmiş dev antenlerin saptadığı mesajın dünyaya bir milyar ışık yılı öteden geldiğini ileri sürüyorlar.

Herhalde bu rakamı saptamanın bir yöntemi vardır. Ama insanın aklı almıyor değil mi? Işığın hızı saniyede 300 bin kilometre. Bir uzay gemisine biniyorsunuz, ışık hızıyla yol alıyor ve hedefe ancak bir milyar yılda varabiliyorsunuz.

Hesap yapmaya kalkacağım ama kesinlikle hata yapabileceğimden korktuğum için rakam yazmak istemiyorum. Ama merak eden oturup hesaplar.

Hesabı şöyle yapın. Dakikada 60 saniye, saatte 60 dakika var. Bunu 300 binle çarpınca ışığın bir saatte alacağı yolu bulacaksınız. Sonra bunu önce 24’le çarpıp, ışığın bir günde alacağı yolu hesaplayın. Bunu 365’le çarpınca ışığın bir yılda katedeceği yolu bulacaksınız. Bunu bir de 1 milyarla çarpın. Kaç sıfır oldu? Okuması bile zor değil mi, işte bu yüzden hata yapabileceğimi düşünerek bunu buraya yazmıyorum.

Bir milyar yıl önce acaba dünya nasıl bir yerdi, üzerinde canlı hayat var mıydı?

Bu kesin olarak bilinmiyor.

Ama eğer son mesaj doğruysa, bir milyar yıl önce dünyanın dışındaki başka bir yerde en azından hayat belirtisi olduğu kesin.

Şimdi merakım bu mesajın ne anlama geldiğinin de saptanması. Ya da bu mesaj içinde görsel öğeler bulunup bulunmadığı.

Çünkü yine Contakt filmini hatırlayanlar bilecektir. Uzaydan gelen mesajlar yazıya döküldüğünde ortaya bir mühendislik projesi çıkıyordu. Bir uzay gemisinin yapım planlarıydı bunlar.

O halde uzaydan gelen, üstelik bir milyar ışık yılı öteden gelen bu mesajın içinden de pekala görsel bir malzeme çıkabilir.

Böyle bir gerçeğin ortaya çıkarılmasının toplumlar üzerinde nasıl etki yaratacağını düşünürüm yıllardır. Herhalde benim gibi düşünen milyonlarca insan da vardır.

Öyle ya, ölüm ve yaşamı, inanç ve duyguları, fikir ve görüşleri, din ve bilimi hep üzerinde yaşadığımız dünya ölçeğinde yaşadık bugüne dek.

Belki yine milyonlarca kişi “bizim dışımızda da bir hayat var mı?” diye düşündü hep ama bunu bilmiyoruz henüz, tahmin ediyoruz sadece.

Ama günün birinde dünya dışı bir canlıdan görsel, somut bir kanıt ele geçirirsek, dünyalıların buna tepkisi ne olacak acaba?

Şu ana kadar bildiğimiz, inandığımız her şey bir anda yerle bir olabilir mi?

Ya da beynimizin yetmediği, algılama gücümüzün sınırlarını aşan yepyeni bir kavramla karşılaşır mıyız?

Bunu düşünmeye başladığınızda ucunu kaçıracağınızı söyleyebilirim. Denemesi çok kolay.

Zaman zaman bunları paylaşabiliriz.

Güney Kutbu

Gönderdiği mesajları büyük keyifle okuduğum bazılarını da sizinle paylaştığım Tarık Minkari iki kitabını göndermiş. Birinin adı “Mizah zekanın zekatıdır” diğerinin ise “Antarktik Yarımadası, Amazon Nehri, Key West gezileri.” İlk kitap Figen Şakacı’nın Tarık Minkari ile yaptığı tüm hayatını anlatan uzun bir söyleşi. Diğeri ise Tarık Minkari ve eşinin arkadaşlarıyla birlikte yaptıkları üç gezinin günlükleri.

Söyleşi kitabını henüz okuyamadım ama bir gezi kitabı bir harika. Minkari’nin kaleminden gizemli Güney Kutbu’nu okurken adeta yaşıyorsunuz. Okuması çok keyifli ve rahat, ama içi o kadar bilgi dolu ki, bir solukta bitirmek mümkün.

Kitaptaki fotoğraflar ise gezilerin ne kadar renkli ve eğlenceli geçtiğinin kanıtları.

Açıkçası kıskanarak okuduğum bir kitap oldu bu. En büyük hayalim günün birinde herşeyi bırakıp dünyanın en uçsuz bucaksız yerlerine gitmek, yepyeni insanlar tanımak, hiç bilmediklerimi yerinde öğrenmek. Kaçmak değil elbette, ama günlük yaşamın sıkıntı ve üzüntülerinden bir parça olsun kopmak, bırakın kopmayı bunu hayal etmek bile insana gerçekten büyük huzur veriyor.

Bakalım, belki bir gün...


Akla ziyan sorulara cevalar



- Ne okuyorsun?

- Mühendislik

- Bölüm ne?

- Makine mühendisliği

- Kaç tane kız var sizde??

-........

***

- Mesleğin ne evladım?

- Kimya mühendisiyim amca.

- Sabun, şampuan falan...

- Yok amca öyle değil; daha bir zor.

***


- Abi sen bilgisayar mühendisliğinde okuyordun dimi?

- Evet.

- Size hackerlik yapmayı öğretiyorlar mı, böyle bir ders var mı?

- Sizde de tarihi eser kaçakçılığı diye bir ders var mı?

***


- Bilgisayar mühendisliğini kazandığına göre çok zeki olmalısın.

- Yok ya o kadar değil

- Salak mısın yani?

***


- Hmm yazılım mühendisliği nasıl oluyor o?

- Bilgisayar yazılımı üzerine.

- Yazı mı yazıyorsun yani bilgisayarda?

- Evet yazı yazıyorum bilgisayarda. (la havle)

***


- Ahmet makine mühendisliği zor muydu?

- Tabii oğlum. Termo, mukavemet, akışkanlar..

- Helal olsun valla. Ya benim evdeki musluğa bi bakıversene, damlatıyor kaç gündür.. O da akışkan sonuçta, he ne dersin?

-Allah cezanı versin derim başka bir şey demem.

***


- Sen şimdi ne okuyordun?

- Bilgisayar mühendisliği.

- Evladım boşuna okuyorsunuz siz, şimdi çocukların hepsi bilgisayar kurdu, bizim oğlan bütün gün internet cafede.

-Tabii amca, anlıyorum..

***


- Ne okuyorsun sen?

- Peyzaj mimarlığı

- Ne yapar o?

- Doğal çevreyi bozmadan insan gereksinimlerini karşılamak için incelemeler ve planlar yapar. Kentlerdeki parkların, bahçelerin, tarım alanlarının ve yolların....

Ha yani bahçıvan olucan...


İbret veren bir eşek hikayesi


Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı, belki üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, üzerindeki toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm diye eşeği yuttu kuyu.

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.

Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek ve hayvanı kuyuya gömmek.

Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık kalakaldı.

Kıssadan hisse; Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. (Ne bazeni, çoğu zaman.) Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile!


DİĞER YENİ YAZILAR