Geri Dön
SağlıkNöroendokrin tümörlerde hedefe yönelik radyoaktif tedaviler nelerdir?

Nöroendokrin tümörlerde hedefe yönelik radyoaktif tedaviler nelerdir?

Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Türkmen, nöroendokrin tümörlerde hedefe yönelik radyoaktif ilaç tedavisi seçenekleri hakkında merak edilenleri sizler için anlattı.

Nöroendokrin tümörlerde hedefe yönelik radyoaktif tedaviler nelerdir?

Nöroendokrin tümörler, en sık mide, barsak, pankreas ve akciğerler olmak üzere vücudun birçok farklı organında gelişebilen, nöroendokrin hücrelerden kaynaklanan nadir görülen tümörlerdir. Nöroendokrin tümörler normalden çok daha yüksek miktarlarda hormon üretebildiğinden, birçok farklı bulgu ve şikayete de neden olabilirler. Bu tümörler çoğu zaman yavaş büyüyen ve çok agresif olmayan karakterdedir. Ancak vücudumuzda yavaş ve sessiz gelişmeleri tanılarının güç olması birçok hastanın teşhisinin ileri evrede olmasına yol açmakta ve tedavi seçenekleri sınırlanmaktadır.

Nükleer Onkoloji alanında teranostik yaklaşım olarak ifade edilen tümör tipine özgü geliştirilmiş radyoaktif ilaçların (radyofarmasötikler) kullanıldığı tedaviler nöroendokrin tümörlerin tedavisinde de önemli rol oynamaktadır.

Nöroendokrin tümörlerde hedefe yönelik radyoaktif tedaviler nelerdir

Nöroendokrin tümörlerde radyopeptid tedavi olarak da adlandırdığımız hedefe yönelik radyoaktif ilaçlar ile yapılan bu tedaviler tüm vücuda yayılmış, cerrahi tedavi ve ilaçlar ile yapılan tedavilere dirençli hale gelmiş nöroendokrin tümörlerin tedavisinde kullanılmaktadır. Radyopeptid tedaviler kanserin boyutunu ve ilerlemesini azaltmayı, semptomları hafifletmeyi ve bunu yaparken yaşam kalitesini korumayı veya iyileştirmeyi amaçlar.

Radyopeptid tedavi nasıl etki eder?
Vücuttaki hücrelerin yüzeylerinde vücut fonksiyonlarını koordine etmek için çeşitli maddelere bağlanan farklı türde reseptörler ve proteinler bulunur. Radyopeptid tedavi, nöroendokrin kaynaklı tümör hücrelerinde bol miktarda bulunan bir tür protein olan “somatostatin” adı verilen reseptörleri hedef alan bir radyoaktif ilaç tedavisidir. Bu reseptörleri hedef alan peptid bileşikleri ile bir bağlayıcı molekül aracılığı ile birleştirilen Lutesyum-177 gibi beta veya Aktinyum-225 gibi alfa terapi özelliği olan radyoaktif bileşikler aracılığı ile kanserli hücreleri bulup yok etmek mümkün hale gelmektedir. Hangi radyoaktif ilacın tedaviniz için daha uygun olduğu öncesinde almış olduğunuz tedaviler ve hastalığınızın yaygınlığı gibi değişkenlere bağlı olup Nükleer Tıp doktorunuz tarafından belirlenmekte ve size önerilmektedir.

231 ileri evre nöroendokrin tümör tanılı hastada yapılan çalışmanın sonuçlarına göre Lu-177 radyopeptid tedavinin hastaların yüzde 79’unda hastalık progresyonu ve ölüm riskini azalttığı gösterilmiştir. Onaylanmış bir tedavi olan propeptid tedavi, ileri evre nöroendokrin kanser tedavisinde etkin bir tedavi seçeneği sunmaktadır.

Radyopeptid tedavi için uygun olup olmadığınız nasıl belirlenir?
Radyoaktif ilaç tedavisinin sizin için uygun olup olmadığına karar vermek için tıbbi geçmişinizi ve bugüne kadar yapılmış olan tedavileriniz değerlendirilir. Bundan sonraki aşama kanserin yaygınlığını değerlendirmek ve metastazların bu tedavinin hedefinde olan reseptörleri içerip içermediğine dolayısı ile bu tedavinin sizin için uygun olup olmadığına karar vermek için Galyum-68 DOTATATE PET-BT ile görüntülemenizin yapılması ve değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme sonucunda tedaviye uygun olduğunuz tespit edilmiş ise radyopeptid tedavi, Nükleer Tıp Bölümü - Teranostik ünitesinde genellikle her altı ila sekiz haftada bir tipik olarak toplam 4 kür olarak uygulanır. Tedavi için genellikle hastanede bir günlük yatışınız yapılır. Tedavinizin toplam kür sayısı tedavi yanıtınıza ve yan etkilerine bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir.

Tedavi güvenli midir?
Nöroendokrin kanserlerin tedavisinde kullanılan radyopeptid tedavilere ilişkin klinik tecrübe 20 yılı aşkın süredir binlerce hastada uygulanmış tedavilerin sonuçlarına dayanmaktadır. Bu tedaviler hastalar tarafından oldukça iyi tolere edilmekte, tedavi sonrası hafif dereceli halsizlik, bazen bulantı kusma şikayeti ve takip eden haftalarda kan tablosunda geçici değişiklikler gözlenmekle birlikte ciddi bir sorun oluşturmamaktadır. İleri yaştaki hastalarda da güvenle kullanılmaktadır.