İletişim kurmak neden bu kadar zor?
.
Toplumumuzun iletişim kurma açısından çok becerikli olduğunu düşünmek zor. Bu nedenle gün geçmiyor ki, televizyonda, gazetede, iş yerinde, ailede sayısız iletişimsizlik örnekleriyle karşılaşmayalım. Sürekli şiddet haberleri, kavgalar, birbirine bağırıp çağıran insanlar, öfke patlamaları... Saymakla bitmez. Anne-baba-çocuk, öğretmen-öğrenci, yönetici-çalışan, karı-koca, siyasetçi-yurttaş hep bir çekişme içinde. Nereye baksan öfkeli yüzler ve çatışmacı bir üslup. Öfkeyi, bağırmayı ve kavgayı yaşam biçimi haline getirenlerin içinde bulundukları durumu açıklayacak klasik gerekçeleri de hep hazırdır:
- Kendisi haklıdır, sorun karşı taraftadır.
- Bütün belalar nedense hep kendisini bulur.
- Kendisine çatanların hepsinin ruh sağlığı bozuktur.
- Sorun çıkmasın diye kendisi elinden gelen her şeyi yapmıştır zaten.
Ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz önemli
İletişim kurmak demek, konuşmak demek değildir. Öyle olsaydı, en iyi iletişimciler laf cambazları olurdu. Oysa, çoğu zaman ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimiz daha önemlidir. Çünkü, konuşma üslubumuzu egomuz belirler. Seçtiğimiz sözcükler, ses tonumuz, beden dilimiz vb. hepsi egomuzun aynasıdır aslında. Ancak burada kastettiğimiz elbette sağlıklı olmayan egodur. Toplum olarak hepimizin anlaması gereken bir şey var. Yüksek duvarlarla koruma altına almaya çalıştığımız egolarımızla başımız beladadır. Ve egolarımız birbirine çarptığı sürece birbirimizle iletişim kuramayacağız. “Benim egom senin egonu döver” diyerek kurduğumuz ilişkilerden kimseye hayır gelmez. Aslına bakarsanız, başkasıyla yaptığımız kavgaların büyük çoğunluğu sadece kendimizle yaptığımız kavgaların yansımasıdır sadece.
Gerçek anlamda iletişim nedir?
Gerçek iletişim, hayatımıza değer katan, anlamlar dünyamızı zenginleştiren, gülümseten ve huzur veren bir paylaşmadır.
Samimi ve anlamaya odaklı iletişimden iki somut sonuç beklenir:
- Gerçeği anlama
- Sorun çözme
İletişimi başlatan şey bir soru veya sorundur. Dolayısıyla, beklenen de bu soruya cevap soruna da çözüm bulmaktır. Bütün ilişkilerde aynı dinamik çalışır. Anne-babamızla, eşimizle, çocuğumuzla, iş arkadaşımızla bir şeyi konuşuyor, paylaşıyorsak, sonucunda az veya çok bir şeylere cevap bulup bir şeyleri çözüyor olmalıyız.
İlişki ve iletişim tarzımızı gözden geçirmeyi öneriyorum. Göreceksiniz ki, aslında çok az iletişim kuruyoruz. Düşünün bakalım, en son;
- Eşinizi gerçek anlamda ne zaman anlamaya çalıştınız?
- Çocuğunuzu, sözünü kesmeden ve ona bir şeyler öğretmeye kalkmadan uzun uzun dinlediniz?
- İş arkadaşınızın bir sorununun çözümüne katkı sağladınız?
- Anne-babanızın yüzünde gülümsemelere neden oldunuz?
İletişimin büyülü yanı duygulardan geçer. Özellikle kişilerin duygusal enerjilerini doğru algılayıp yönetebilenler her zaman başarılı sonuçlar alabilirler. Çünkü, oyunun kuralı basit aslında. “İyi hisset, iyi hissettir.” Bir arkadaşımızla karşılaştığımızda ve iletişim kurmaya başladığımızda karşılıklı olarak iyi hissediyorsak iletişimimiz olumludur, hissetmiyorsak olumsuz. İnsan sanıldığı kadar akıllı bir varlık değil galiba. Nitekim, beyinle ilgili son yıllarda yapılan araştırmalar da bunun ipuçlarını veriyor. Hayatımızı aklımızdan daha çok duygularımız yönetiyor. Karşımızdakini anlamak demek, onun duygularının farkında olmak demektir diyebiliriz. Öyleyse, biraz daha empati kurmayı becerebilir ve karşımızdakinin duygularına dokunabilirsek, sanırım iletişim kurmak daha kolay olacak.






