Gazete Vatan Logo
MagazinGEN'ellikle ürpertiyor

GEN'ellikle ürpertiyor

GEN'ellikle ürpertiyor

VATAN yazarı Yüksel Aytuğ "Gen"i izledi ve yazdı: 'Vay be bizde de korku filmi yapılabiliyormuş' demek isteyenler kaçırmasın. Yönetmen harikalar yaratmış, oyunculukenfes, müzik kutlanmaya değer ve final tam bir sürpriz

Haberin Devamı

Korku filmlerini sevmem. Birincisi; korkarım. İkincisi; kötü yapılmış korku filmlerinde ya midem bulanır ya da beni bir gülme alır. Bu nedenle "Gen" filminin galasına giderken pek istekli değildim. İçimden "Korkacaksam, dibine kadar korkayım bari" deyip, bir buçuk yıl önce "Büyü" filminin galasında dumandan boğulmaktan son anda kurtulduğum salonda filmi izlemeye karar verdim. Tabii salona girer girmez ilk işim yangın çıkışlarını kontrol etmek oldu.

Filmin ilk bir kaç sahnesinde umutsuzluğa kapıldım. Zira korkutmanın en kolay ve kaba yöntemi, duvarın arkasından "Böö" diye çıkmak ya da arkadaşınızın ense kökünde kesekağıdı patlatmaktır. Filmin ilk sahnelerinde hafiften böyle bir eğilim hissettim. Ama sonra... Film beni bir içine almasın mı? Ben tırnaklarımı koltuğun kenarlarına geçirmeyeyim mi?

Bir dehşetli akıl hastanesi ki sormayın. Arada sakatatçı kedilerinin ağzım sulandıracak sahneler de ihmal edilmemiş. Bir cani var ki erkeklerin cinsel organlarını kesip, götürüyor. Sanırım, tıbbi bilgisi biraz zayıf. Zira sünnetin, "demonte" olarak da yapılabileceğine kanaat getirmiş! Hele Doğa Rutkay'ın Sahan Gökbakar tarafından tecrit hücresinde tecavüze uğradığı bir sahne var ki, Monica Bellucci'nin 11 dakika boyunca tecavüze uğradığı "Dönüş Yok" filmi, bunun yanında ilkokul öğrencilerinin mezuniyet balosu görüntüleri gibi kalır. Merakım, Sahan ile Doğa arasındaki "duygusal yakınlaşma" bu sahneden sonra mı başladı? Eğer öyleyse, ortada son derece "hastalıklı" bir durum var demektir. Bu arada filme tam olarak konsantre olamadığımı da söylemeliyim. Zira galaya beraber gittiğim ve adının açıklanmasını istemeyen, ama isminin baş harfleri Tuğçe'nin "T"si ve Baran'ın "B"si olan Vatan gazetesi yazarı arkadaşımın her dehşet sahnesinde NBA yıldızı Magic Johnson'ı kıskandıracak sıçrayışları dikkatimi dağıttı. T.B.'nin kafasının tavana vurmasını önlemek için olağanüstü çaba sarfettim. Sanırsınız ki ben parktaki çocuk, o parmağımın ucundaki uçan balon...

Gelelim işin ciddi kısmına: 21 yaşındaki yönetmen Togan Gökbakar ilk uzun metrajlı filminde harikalar yaratmış. Filmin sürpriz finali de etkileyici. Yaşı 18'in üzerindeki korku filmi severler "Vay be, bizde de böyle filmler yapılabiliyormuş" demek istiyorlarsa, bu gösteriyi kaçılmasınlar.

Tiyatro kökenli usta oyuncular bir yana, filmde "no name" (isimsiz) oyunculardan enfes oyunculuklar izledim. "Kurtlar Vadisi"nde "Psikopat Erdal" olarak izlediğimiz Sefa Zengin bu kez "Sadık" rolüyle 2006 model Frankeştayn oluvermiş. Gösterimden sonra tebrik etmek için elimi uzatırken bile çekindim. Ve bir kutlama da filmin müzikleri için: Ben en çok Taner Onat - Serkan Sönmezocak imzalı müziklerden etkilendim. Sanki her kare için ayrı bir nota düşünülmüş. Bir müzik; bir dramayı ancak bu kadar etkin kılabilir.

Ve son alkış Şahan Gökbakar'a... Kazandığı tüm parayı ve edindiği tüm şöhreti yetenekli kardeşinin emrine verdiği için... Galiba yetenek bu ailenin GEN'lerinde var...