Gazete Vatan Logo
GündemYTÜ Erciş raporunu tamamladı

YTÜ Erciş raporunu tamamladı

YTÜ Erciş raporunu tamamladı

'Hasarlar daha önceden öngörülmüştü ama..."

Haberin Devamı

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Doğa
Bilimleri Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan "Van Depremi Raporu"nda, Van
ve çevresini etkileyen 7,2 büyüklüğündeki deprem sonrası saha çalışmaları
sonucunda toplam 71 heyelanın haritalandırıldığı belirtilerek "Bu rakamın daha
fazla olduğu kanaatindeyiz. Depremin tetiklediği heyelanlar ve dağılımlarının
anlaşılması aslında gelecekte olabilecek depremlerde heyelanların muhtemel
yerlerinin kestirilmesinde büyük önem arz etmektedir" denildi.

YTÜ Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy ve
Yüksek Jeomorfolog Tolga Görüm’ün hazırladığı Van depremiyle ilgili "jeolojik ve
jeomorfolojik" rapor tamamlandı.

Raporda, 23 Ekim’de Van ve çevresini etkileyen 7,2 büyüklüğündeki
depremde, 43 binden fazla bina bulunan Erciş’teki yapı stokunun yüzde 30’dan
fazlasının oturulamayacak derecede hasar gördüğü, oturulacak bina sayısının ise
tüm yapı stokunun yüzde 25’ini geçmediği belirtildi.

Depremin, su, gaz, elektrik, haberleşme gibi alt yapı tedarik
sistemlerinde de ciddi hasarlara neden olduğu kaydedilen raporda, "Depremin ilk
günleri Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün açıkladığı artçı
depremlerin merkez üslerine bakarak olasılı fayın kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu
olduğu düşünülmüştür. Fakat YTÜ Yerbilimleri Araştırma Ekibi ile çeşitli
kurumlardan Van çevresine gelen jeoloji ekiplerinin yaptığı saha incelemelerinden
sonra, Van depreminin kabaca doğu-batı uzanımlı kuzeyden güneye doğru bindiren
bir ters fayla meydana geldiği ortaya konmuştur" denildi.

Kamuoyunda bu depremin bilinmeyen bir fayda meydana geldiği düşünülmüşse
de bu fayın, 1977 yılında Prof. Dr. İhsan Ketin tarafından 1966 ile 1945
depremlerini incelemek için gittiği Erçek gölü çevresinde bulunduğu ve "Adıgüzel
Fayı" adıyla haritalandığı kaydedilen raporda, MTA’nın çeşitli tarihlerde
yayınlanmış jeoloji haritalarında da bu fayın belirtildiği anlatıldı.

Raporda, bu bakımdan bilinmeyen bir fay olmamasına karşın, 2011 Van
depremine kadar fayın diriliği ve geometrisinin hiç bir yerde belirtilmediği
kaydedildi.

-"Fay, yüzeyde sınırlı bir kesimde izlenebiliyor"-

Raporda, depreme kaynaklık eden fayın, yüzeyde sınırlı bir kesimde
izlenebildiği belirtilerek, şöyle devam edildi:

"Fay, kör bir bindirme niteliğine sahip olmakla beraber kırılan
kesimlerinin büyük kısmı derindedir ve dolayısıyla örtülü bir kırık özelliği
göstermektedir. Kaynak fayın ortalama atım miktarı 8-10 santimetreler arasındadır
ve tavan bloku kuzeyde yer almaktadır. Bu bakımdan hareket eden blok kuzeye
eğimlidir. Deprem sonrasında ağır hasarlı yapıların ve heyelanların yüzde 95’lik
bir kısmının tavan blok üzerinde yer alması tamamen bu fayın tipolojisiyle
ilişkilidir. Buna karşın Erciş gibi kaynak faya uzak olmasına rağmen ağır hasar
gören bir bölge olması yerel zemin koşulları ile ilişkilidir."

Erciş’in, Van Gölü kenarında Zilan ve İrşat çayının suya doygun çakıl,
kum, silt, kilden oluşan Van Gölü Formasyonu olarak adlanan kuvaterner yaşlı
pekişmemiş alüvyon çökelleri üzerinde yapılandığı anlatılan raporda, yapı
stokunun büyük bir kısmının alüvyon üzerinde bulunduğu Erciş ilçesinin, depremin
en fazla zarar gören yerleşim alanı olduğu belirtildi.

Kuvaterner yaşlı alüvyon çökellerinin, bölgenin en genç ve en üst birimi
olduğu, temelde ise alt miyosen yaşlı Adilcevaz kireçtaşı, pliyosen-pleyistosen
yaşlı Hacıali volkaniklerinin yer aldığı kaydedilen raporda, "Erciş ilçesinin
etrafındaki tüm yükseltiler temel kayaçlarından oluşur. Bu kayaçların üzerinde
inşa edilen yapılarda ilçenin merkezinde alüvyon üzerindeki yapılara göre daha az
hasar gözlenmiştir" denildi.

-"Sonuç kaçınılmaz olmuştur"-

Raporda, Erciş’in bundan önce 1945 Erciş-Kocapınar Depremi ile 1976
Çaldıran Depremi’nden de etkilendiği anımsatılan raporda, Erciş’in bir deprem
bölgesi olduğunun daha önceki pek çok jeolojik ve jeofizik çalışmalarda
vurgulandığı kaydedildi.

Raporda, Çukurova Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünden Ali Özvan,
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünden
Alper Şengül ve ABD Syracuse Üniversitesinden Mucip Tapan’ın 2000’de
yayımladıkları "Van Gölü Havzası Neojen Çökellerinin Jeoteknik Özelliklerine Bir
Bakış: Erciş Yerleşkesi" makalesine de atıfta bulunuldu.

Makalede, "Havza içerisindeki düz, ovalık, yeraltı suyunun yüzeye yakın
ya da yüzeyde olduğu, güncel göl ve akarsu çökellerinin örttüğü alanlar yerleşim
açısından en çok tercih edilen yerlerdir. Kuvaterner yaşlı bu birimlerin yeraltı
suyuna doygun bölümleri bu yerleşimlerde jeoteknik sorunları da beraberinde
getirmektedir. Bölgenin depremselliği, aktif faylara yakınlığı, hızlı gelişen
yüksek katlı yapılaşma göz önünde bulundurulduğunda, olası depremlerde başta
sıvılaşma olmak üzere zeminlerde oturmaya bağlı deformasyonlar beklenmelidir"
ifadelerine yer verildiği anımsatılan raporda, "Yani kısacası Erciş ilçesinde 23
Ekim 2011 tarihinde meydana gelen hasarlar daha önceden öngörülmüştür. Ne yazık
ki bu öngörülere rağmen Erciş’te ne şehir yerleşim planlarına, ne yapılaşmaya, ne
de gerekli jeolojik zemin etütlerine dikkat edilmiştir. Dolayısıyla sonuç ne
yazık ki kaçınılmaz olmuştur" denildi.

Deprem sonrası saha çalışmaları sonucunda toplam 71 heyelanın
haritalandırıldığı belirtilen raporda, "Buna karşın bu rakamın daha fazla olduğu
kanaatindeyiz. Bu bakımdan bu depreme ilişkin heyelan envanterinin tamamlanarak
ortaya konmasında olay öncesi ve sonrası yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri
büyük önem taşımaktadır. Depremin tetiklediği heyelanlar ve dağılımlarının
anlaşılması aslında gelecekte olabilecek depremlerde heyelanların muhtemel
yerlerinin kestirilmesinde büyük önem arz etmektedir" ifadesine yer verildi.