Geri Dön
Gündemİstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’da neler oldu? Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya Vakfiyesi ne anlatıyor? Fethiye Camii ne demek?

İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’da neler oldu? Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya Vakfiyesi ne anlatıyor? Fethiye Camii ne demek?

İstanbul'un fethinin en önemli sembollerinden biri olan Ayasofya Cami, bir geleneğin de sembolüdür. Osmanlı’da asırlar boyu sürdürülen bir gelenek, fethedilen bir şehrin en büyük mabedinden ezan okunması ve ilk Cuma namazının bu mabedde kılınmasıdır. İstanbul’un fethinden sonra ilk namaz da Ayasofya’da kılınmıştır. Peki, İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’da neler oldu? Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya Vakfiyesi ne anlatıyor? Fethiye Camii ne demek? İşte detaylar…

İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’da neler oldu? Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya Vakfiyesi ne anlatıyor? Fethiye Camii ne demek?

İstanbul'un fethi Türk ve İslâm tarihi açısından büyük bir dönüm noktası olmuştur. Çağ kapatıp, çağ açan İstanbul’ın fethi, İslam dini açısından da büyük önem taşır. İstanbul, Hz. Peygamberin hadisine nail olabilmek için tarihte pek çok kez kuşatılmış ancak alınamamış, İstanbul’un fethi Fatih Sultan Mehmet’e nasip olmuştur. Osmanlı’da asırlar boyu sürdürülen bir gelenek gereği de fetih gerçekleştikten sonra İstanbul’un en büyük mabedi olan Ayasofya’da ezan okunup, ilk Cuma namazının bu mabedde kılınmıştır. İstanbul’un fethi pek çok açıdan önem taşıyan, efsaneleri dilden dile dolaşan büyük bir zaferin hikayesidir. Peki, İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’da neler oldu? Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya Vakfiyesi ne anlatıyor? Fethiye Camii ne demek?  İşte detaylar…

FETHİYE CAMİİ NE DEMEK?

Osmanlı’da asırlar boyu sürdürülen bir gelenek, fethedilen bir şehrin en büyük mabedinden ezan okunması ve ilk Cuma namazının bu mabedde kılınmasıdır. Böylece, o şehrin fethedildiği tescillenmekte, ilgili mabed “Fethiye Camii” olarak anılmakta ve şehirdeki diğer mabedlere gerekli olmadıkça dokunulmamaktadır.

İSTANBUL’UN FETHİNDEN SONRA AYASOFYA’DA NELER OLDU?

Fatih Sultan Mehmed Han, fetih sembolü olarak sancağını Ayasofya’nın ortasındaki mihrabın bulunduğu yere dikmiş, kubbeye doğru bir ok fırlatmış ve ilk ezanı kendisi okuyarak, İstanbul’un fethini tescillemiştir. Ardından, şükür secdesi yaparak, iki rekât namaz kılmıştır. Bu davranışıyla da Ayasofya’yı camiye çevirdiğini göstermiştir.

Fetihin üçüncü gününde ilk Cuma namazı da fetihin manevi mimarı Akşemseddin’in imametinde Ayasofya Camii’nde kılınmıştır. Üç günlük süre içinde gece gündüz süren hazırlıklarla Ayasofya’ya mihrap ve minber konulmuş, ayrıca tahtadan bir minare dikilmiştir. Ayasofya içerisindeki taşınabilir heykel ve ikonaların caminin dışına alınmasını, duvarlardaki mozaik resimlerin ise kireç tabakayla örtülmesini emreden Fatih Sultan Mehmed Han, bu ilk Cuma namazında ordusuna bir hutbe irad etmiştir.

İstanbul’un fethinin hemen ardından Fatih Sultan Mehmed Han uzun süredir iyi bir idareden mahrum kaldığı için fakirliğe ve yıkıma mahkum olmuş İstanbul’u ve Ayasofya başta olmak üzere barındırdığı eserleri hızla yeniden yapılandırma gayreti içerisine girmiştir. Bu yeniden yapılandırma gayreti ise, Türk-İslam Medeniyeti’nin toplumsal yapısında merkezi bir öneme sahip olan vakıflar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, İstanbul’un fethiyle, Roma İmparatoru unvanını alan ve Bizans hanedanı üzerine kayıtlı bulunan tüm mülklere sahip olan Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’da kılınan ilk namazla birlikte camiyi vakfetmiş, “Fatih Külliyesi ve Ayasofya-i Kebir Vakfı”nı kurmuş, Ayasofya’nın ilelebet muhafazasını vasiyet etmiş ve cami hüviyetinin devamlılığını şart koşmuştur.

İŞTE FATİH'İN AYASOFYA VAKFİYESİ

"Allah'ın yarattıklarından Allah'a ve O'nun rüyetine iman eden, ahirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hâkim veya mütegallib (zâlim ve diktatör) olsun, özellikle zâlim ve diktatör idareciler tarafından tayin olunan, fâsid bir tahakküm ve bâtıl bir nezâret ile vakıflara nâzır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyir ve tebdil eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve fonksiyonlarını ortadan kaldırmak asla helal değildir!

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek (temel müesseselerden birinden taviz vermek) ve vakfın bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse; veya şer'i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeriata ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey talep ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikâb eylemiş olur. Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti üzerlerine olsun. "Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir."