Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in 1995'te savunduğu görüş 'Cumhuriyet'in kuruluşunda Bediüzzaman dinlenseydi ülke böyle olmazdı. Cumhuriyet'in resmi ideolojisi dinden neredeyse tamamen soyutlanmıştır'
Yıl 1995... Tarih ise 24 Eylül. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in henüz "Yard. Doç. Dr." olduğu zamanlar. O dönemde, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı olan Çelik, bu sıfatla İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ve Akgün Otel'de düzenlenen 'Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu'na bildiri sundu. Bildirisinin adı da, "Bediüzzaman Said Nursi ve ittihad-ı İslam Mevkuresi" idi... Çelik, o dönemde, "Cumhuriyet'in başında Bediüzzaman dinlemeydi ülkenin durumu böyle olmazdı" görüşünü savundu. "Yaygın olan kanaatin aksine Abdülhamid döneminde İslamcı aydınlara göz açtırılmamıştır" gibi radikal bir görüş de ortaya koydu. Çelik'in o dönemki görüşleri:
* Henüz Cumhuriyet kurulmamışken Bediüzzaman Atatürk'ün daveti üzerine Ankara'ya gelir. Kuva-yı Milliye'yi destekleyen Bediüzzaman, havayı teneffüs etmiş ve vekillerin bir kısmının dine karşı aldırışsız olmasını tehlikeli bulmuştur. İslamiyet hayatın dışına itilmiştir.
* Bediüzzaman, Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra, milli mücadelenin birçok manevi veya maddi mimarı gibi yeni rejimle barışık olmamıştır. Van'da inzivaya çekilmiştir. Şeyh Said isyanına katılmadığı gibi kardeş kanının akmasına yolaçan bu harekete birçok nüfuz sahibi kimsenin de katılmamasını sağlamıştır. Buna rağmen Burdur'a sürülmüştür. Hayatının sonuna kadar devam edecek iman ve Kur'an mücadelesine kendisini adamıştır.
* Bütün bir Osmanlı, Selçuklu ve diğer Müslüman Türk devletleri ve bunların meydana getirdiği medeniyeti adeta elinin tersiyle kenara iten Türk milletinin kökünü Anadolu'daki antik medeniyetlerde veya İslamiyet öncesindeki Türklüğü'nde arayanları, cengiz ve Hülagu hayranlarını asla affetmez. Ezan-ı Muhammedi'nin Türkçeleşmesi'ne karşı çıkmasının bir sebebi de ayrımcılığa sebep olması mülahazasıdır. Kuran'ın Türkçeleştirilmesinin İslam lisanı olan Arapça'ya karşı olan antipatiden kaynaklandığını ve ırkçı yaklaşımların sonucu olduğunu söyler.
* Kendisine 'Kürtçü' demek insafsızlık. Bediüzzaman, Cumhuriyet'ten sonra bir yandan Türkiye'deki İslam kardeşliğini tahripçi faaliyetlere rağmen, korumaya gayret ederken öte yandan Türkiye'nin Müslüman Arap alemi ve diğer islam ülkeleri ile en ufak yaklaşmasını sevindirici bulmuş özellikle Demokrat partisini bu yöndeki çabalarından dolayı Menderes'i desteklemiştir Doğu meselesinin çözümü de İslam kardeşliğindedir. Eğer Cumhuriyetin başında Bediüzzaman resmi makamlarca dinlenseydi bugün ülkenin durumu şüphe yok ki böyle olmazdı. Maneviyattan yoksun yetiştirilen Doğululular'ın Kürtçü, Batılılar'ın da Türkçü olmamalarını beklemek iyimserlik olur.
Said-i Nursi Kimdir?
Nurculuk hareketinin önderi Said-i Nursi 1873'te Bitlis'in Hizan ilçesinin Nurs köyünde doğdu. Bugünkü anlamda akademik kariyeri olmayan Said-i Nursi medrese eğitimi gören, kendisini kabul ettirmiş bir İslam alimi. "Bediüzzaman" yani "çağın eşsiz güzelliği" unvanını alan Said-i Nursi 1907'de İstanbul'da çeşitli gazetelerde yazdığı yazılarla hürriyet ve meşrûtiyet tartışmalarına katıldı. 1909'da çıkan 31 Mart olayına adı karıştı ve mahkemeye çıkarıldı. İstanbul'dan ayrıldı. 1'inci Dünya Savaşı sırasında Van'da bulunan Nursi, öğrencileri ile birlikte gönüllü olarak savaşa katıldı. Bitlis savunması sırasında esir düştü, üç yıl Rusya'da esir hayatı yaşadı. 1922'e Şeyh Said isyanında Burdur'a, oradan da Isparta'ya sürgüne gönderildi. 1960'da Şanlıurfa'da hayatını kaybetti.




