Yenidoğan çetesi hakim karşısında! Bebek katillerinden ilk itiraf geldi
Yenidoğan Çetesi davası başladı. Para uğruna bebeklerin yoğun bakımda ölümlerine neden olmakla suçlanan çete üyeleri ilk kez hakim karşısına çıktı. Yenidoğan çetesinden ilk itiraflar gelmeye başladı. İşte tüm detaylar...

Yenidoğan çetesi hakkındaki iddianame, Bakırköy 22'nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti. 22’si tutuklu 47 sanık, bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.Şebeke tarafından ölüme sürüklenen 10 bebek "maktul", 5 kişi ise "müşteki" sıfatıyla soruşturma dosyasında yer aldı.Bunun yanı sıra SGK İstanbul İl Müdürlüğü "suçtan zarar gören", 19 özel hastane ve sağlık şirketi de "malen sorumlu" olarak iddianameye girdi.

DURUŞMA BAŞLADI
Yenidoğan çetesinin yargılanmasına başlandı ancak duruşma başlamadan tansiyon yükseldi. Yenidoğan Çetesi”ne ilişkin tartışmanın uzaması sonucu mahkeme başkanı duruşmayı başlatmadan ara vererek salonun boşaltılması istedi. 'Yenidoğan Çetesi”ne ilişkin tartışmanın uzaması sonucu mahkeme başkanı duruşmayı başlatmadan 15 dakika ara vererek salonun boşaltılması istedi. Verilen aranın ardından 22'si tutuklu toplam 41 sanık duruşma salonuna alındı. Sanıkların kimlik tespitlerinin yapılmasının ardından davanın ilk celsesinin görülmesine başlandı.

AYLIK GELİRİNİ AÇIKLADI
Sarı, kimlik tespitinde bekar ve 2 çocuk babası olduğunu söyledi. Klinik doktoru olduğunu söyleyen Sarı aylık kazancının ise 400 bin lira olduğunu söyledi.
Duruşmada mağdur olduğunu belirterek dilekçe sunan başka vatandaşların olduğu da belirtildi. Gelen yeni dilekçelerin savcılık makamı tarafından değerlendirileceği öğrenildi.

Öte yandan duruşma devam ederken mağdur ailelerden Ahsen Açıkyürek, CNN TÜRK Muhabiri Ümit Uzun'a yaptığı açıklamada çarpıcı bilgiler paylaştı.
Açıkyürek, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: Şu an sağlık durumu çok iyi, yapılan eksiksiz müdahaleler var çocuğumda. Bir ay boyunca hiç olmayacak hastalıklar çıkardılar. Hipertansiyon dendi, böbrek yetmezliği dendi, çocuğunuz ölecek dendi. Bebeğimi kucağıma dahi vermediler, alamadım çocuğumu. Hemşire beni kolumdan tuttu, beni rezil etme dedi. Bebeği gördüğümü bile hatırlamıyorum bayılmışım. Süt veriyordum çıkartıyorlardı. 5 dakika bile dolmuyordu. Bir şey soruyorduk, ‘bana sormayın’ diyordu. Oradaki başhekimin yatacak yeri yok.

'ONCA ÇOCUK SAHİPSİZ GİBİYDİ'
Her gittiğimde sütümü götürüyordum. Sonradan sütü alamadı, midesi bulanıyor dedi. Bizden pahalı mamalar, bezler istediler. Biz onları aldık hiçbir şekilde bebeğin kafasını bile yıkamamışlar, bebeğimin kollarında ayaklarında morluklar meydana geldi. Hiçbir cevap alamadım ben. Neden ayaklarında morluk var dedim. Bizi çok azarladılar. Sahipsiz gibi onca çocuk sahipsiz gibiydi.Her gitmemde karşımdaki Semra Yavuz gülüyordu, senin bebeğin ölecek diyordu.Çocuğumu ölüme terk etmişler. Yetişkinlerin kullandığı ilaçlarla takviye vermişler. Bunu inkar ediyorlar. Tüm bunlar yaşanırken benim çocuğumun sağlık durumu iyiydi.O kadar vicdansızlar. Sürekli çocuğun ölecek diyordu. Başhekime çıktık. Semiha Yavuz’a ben çocuğumu aldıracağım deyince Semiha Yavuz’un eli ayağı titredi.Öte yandan mağdur anne bebeğinin 1 ay boyunca işkence gördüğünü belirtti.

CNN TÜRK Muhabiri Merve Tokaz ise duruşmadan şu bilgileri aktardı:Yağız Karan bebeğin babası da davaya katılmak istediğini belirtirken, ‘Benim oğlum sapasağlam doğdu. Ardından hastanede çocuğumuzun kalbi bile durdu. Çocuğumuz yüzde 90 engelli kaldı, davaya katılmak istiyoruz.’ dedi.Sanıkların başlarını hiç kaldırmadığı görülüyor. Herkes sanıklara tiksinerek bakıyor. Sanık savunmalarına geçilebilmiş değil. Davaya yoğun katılım var. Türkiye’nin dört bir tarafından gelen baro başkanları davaya katılmak istedi. Mahkeme başkanı sözlü olarak taleplerini yinelemelerini istedi. Kamuoyundaki haberleri izleyip mağdur olduğunu belirten aileler de var onlar da davaya dahil olmak istedi.

MAHKEME BAŞKANINDAN AVUKATLARA UYARI
Mahkeme dosyasına duruşma öncesi verilen dilekçelerin okunduğu sırada izleyici sırasında olan avukat Ömer Kavili, “Okundu diyerek tutanağa geçemezsiniz. Hepsini okumanız lazım” diyerek tepki gösterdi.İlk olarak avukatı uyaran mahkeme başkanı avukat yeniden bağırınca duruşma salonundan çıkarılmasını istedi. Avukatın duruşmadan çıkarılmasının ardından mahkeme başkanı avukatları uyararak, “Söz almadan konuşan herkes dışarı çıkarılacak” uyarısında bulundu.

ÖRGÜT YÖNETİCİSİ İLKER GÖNEN'DEN SAVUNMA
İlker Gönen ise kimlik tespiti sırasında, evli ve üç çocuklu olduğunu belirtti.

Saat 12.00 sıralarında gecikmeli olarak başlayan duruşmaya savunmalar alınmaya başlamadan önce mahkeme başkanı tarafından ara verildi. Duruşma 45 dakikalık aranın ardından yeniden başladı.

YENİDOĞAN ÇETESİ ADLİYEDE
Türkiye’nin gündemine oturan “Yenidoğan Çetesi”ne ilişkin soruşturma kapsamında iddianame hazırlanmıştı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede, ölen 10 bebek maktul, 5 kişi müşteki, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İstanbul İl Müdürlüğü suçtan zarar gören, 19 hastane ve sağlık şirketi malen sorumlu, 47 kişi de şüpheli olarak yer almıştı. Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada yoğun güvenlik önlemleri alındı. Adliyenin büyük duruşma salonunda yapılan duruşmaya Türkiye Barolar Birliği de dahil olmak üzere çok sayıda ilden baro gözlemcileri katıldı. Salonun yetersiz kalması avukatlar ve mahkeme başkanı arasında tartışmalara sebep oldu. Tartışmalar sebebiyle duruşma henüz başlayamadı.

CEZA İSTEMLERİ
Şüpheli Gıyasettin Mert Özdemir hakkında ise, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından 180 yıldan 589 yıl 9 aya kadar hapis talep edildi.

Diğer şüpheliler hakkında da benzer suçlardan hapis cezaları öngörülen iddianamede, ayrıca, malen sorumlu olarak belirtilen hastaneler ve hastanelerin bağlı olduğu şirketler lehine dolandırıcılık suçu işlenerek maddi menfaat temin edildiğinden, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri uygulanması, hastanelerin ve şirketlerin kapatılıp mal varlıklarına el konulmasına karar verilmesi talep edildi.

350 AİLE SAVCILIĞA BAŞVURDU
Sabah'ta yer alan habere göre, 100'ü CİMER kanalıyla 250'si ise yüz yüze olmak üzere toplamda 350 mağdur olduğunu iddia eden aile Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulundu.

Ailelerin yenidoğan ünitelerinde vefat eden bebeklerinin ölümlerini şüpheli bularak, araştırılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını istediği öğrenildi. Şikayetler incelemeye alınarak her biri için ayrı dosya oluşturuldu. Tüm şikayetlerin soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Yavuz Engin tarafından incelenmeye başlandığı öğrenildi.

“ŞAHSEN YAPTIĞIM BAZI İŞLEMLERİ KENDİM ANLATTIM”
Savunmalara geçilen duruşmada ilk olarak tutuklu sanık hemşire Hakan Doğukan Taşçı dinlendi. Verdiği ifadede şahsen yaptığı birkaç işlemi kendisinin anlattığını söyleyen Taşçı, “Soruşturma aşamasında ifadelerimi verdim. Bazı konularda üzerime atılı suçları kabul etmiyorum. Özellikle ihmali davranışla kasten öldürme suçunu asla kabul etmiyorum. Sadece telefon tapelerinden hakkımda bilirkişi raporu düzenlenmiş” dedi.

“DAHA FAZLA PARA KAZANMAK İÇİN YILLARDIR EVRAKTA OYNAMA YAPILIYOR”
Diğer sanıklardan çoğunu sağlık sektöründe birlikte çalıştıkları için tanıdığını söyleyen Taşçı, “Dava birçok eylemden oluşuyor. Birçok suçlama var. Yapılan bazı usulsüzlükler var. Sadece bu hastanelerde yapılan şeyler değil. Ben 10 senedir bu sektördeyim. İlk işe başladığımda da sistem böyledir. Daha fazla kazanmak için evrakta oynama yapılıyor. Bu kurumların hepsi senede 10 kere denetleniyor. Nasıl oluyor da her denetlemeden geçiyor. Sisteme bakılırsa birçok hemşirenin, sekreterin bile şikayeti vardır” dedi.

“DOKTOR YOKKEN BEBEĞİN İYİLİĞİ İÇİN MÜDAHALE EDİYORUZ”
Bebek yoğun bakımlarında çoğunlukla doktor durmadığını söyleyen Taşçı, “Yıllardır bu yine böyle. Doktor olmadığında biz çocuğa müdahale etmek zorunda kalıyoruz. Ettiğimizde, ‘Neden ettin’ deniliyor. Biz o çocuğun iyiliği için müdahale ediyoruz” dedi.

“BENİM AİLELERDEN ALDIĞIM TEK KURUŞ YOK”
İddianamedeki tapelerdeki konuşmaları sorulan Hakan Doğukan Taşçı, “Benim ailelerden aldığım tek kuruş ücret yok. Parayı Hasan Basri alıyor. Olduğu gibi parayı Fırat Sarı’ya veriyor. O da kendi komisyonunu alıp gerisini hastaneye veriyor” dedi. Ölmek üzere olan bir bebeğin başka hastaneye sevki ile ilgili yapılan konuşmaya ilişkin ise Taşçı, “O hastanın sigortası yoktu. Kalp doktoru çocuğun ameliyat olmazsa yaşamayacağını söyledi. O konuşmada çocuğun acilen sevk edilmesi gerektiğini söyledim” dedi.

“DENETİMDE DOKTOR YETERSİZ OLDUĞU İÇİN BENİMLE KONUŞTULAR”
Hastaneye yapılan bir denetleme ile ilgili yaptığı telefon konuşması sorulan Hakan Doğukan Taşçı, “Eş zamanlı bir denetim oldu. Denetim sırasında ben kimseden talimat almadım. Denetim sonrası arkadaşımla yaptığım bir konuşmaydı. Ben hallettim dediğim kısım sözel olarak ikna etmeye çalıştığım olaydı. Yoksa her şey evrakta bellidir. Doktor yetersiz olduğu için hastalarla ilgili benimle konuşmayı tercih ettiler” dedi.“Yoğun bakım sayılarında hep oynama yapılırdı. Maksimum hasta sayısı neyse evrağa da o kadar hasta olduğu yazılıyordu. Bunun her hastanede de böyle olduğunu duyuyordum”

“Hasta 5 gün entübe kaldıysa 10 gün kaldığını yazıyorduk. SGK’dan daha fazla para almak için SGK’nın karşıladığı ve yenidoğan bebeklere verilmesi gereken bir ilacı sattıklarını kabul eden Taşçı, “Düşük haftalık bebeklerin kullanması gereken bir ilacı SGK karşılıyor. İhtiyacı olan hastaya vermemek gibi bir durum zaten olmadı. Onların fazlası ima ediliyordu. SGK bu ilaç için 8 bin 900 gibi para veriyor. Toplu alındığında indirim yapılıyor. Sağdan soldan bu ilaçların satıldığını duyduk. Fırat Sarı ile onu konuştuk. Sonrasında ilaçlar çöpe gitmesin diye Hasan Basri Gök hastanelerden bu ilaçları toplayıp bana getiriyordu. Ben de satışını yapıyordum. Komisyonumuzu alıyorduk. 3 kere bu satışı yaptık. 600 liraya satıyorduk." Benim SGK’yı dolandırmak gibi bir amacım yoktu” diyen Taşçı, “Sattığımız ilaçların çoğu arttırma yöntemi ile arttırıyorduk. Sonrasında ortaya çıkınca Fırat Sarı durdurdu” dedi.Sigortası olmayan kalp hastası bir bebekle ilgili yaptığı telefon konuşması sorulan Hakan Doğukan Taşçı, “Ailenin parası yoktu. Kalp doktoru ameliyat olmazsa ölecek dedi. durumu aileye bildirdim. Aile, ‘yapacak bir şey yok paramız yok ameliyat yaptıramayız’ dedi. şansa çocuk 45 gün yaşadı. Hastane yönetimi de bana, ‘Bu çocuk çok masraflı zaten ailesinin parası yok neden yaşatmaya çalışıyorsun’ dediler. Ben de ilaç vermeye devam edeceğimi söyledim. Çocuk öldükten sonra da babaannesi beni aradı çocuğun cenazesinin verilmediğini söyledi. Yönetime sorduğumda para vermedikleri için cenazeyi vermediklerini öğrendim. Şok oldum ilk kez böyle bir şey duydum. Yönetimle konuştum. Bebeğin cenazesinin ailesine verilmesini sağladım” dedi.

'HAKKIMDAKİ SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUM'
Sanık Hemşire Hakan Doğukan Taşçı savunmasında, "Savunmamı yapacağım. Öncelikle tutuklandıktan sonra kendimi bizzat yaptığım bir iki işlemi söyledim, kabul ettim. Soruşturmanın başından itibaren tüm dürüstlüğümle cevap verdim. Doktor istemi olmadan ilaç istediğim yönündeki iddia doğru değil, talepleri de kabul etmiyorum. Sağlık meslek lisesi mezunuyum ve 10 yıldır yenidoğan bebek ünitesinde çalışıyorum. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Birinci hastanesine başladım. 5-6 ay orada çalıştım sonra Florya Hastanesinde başladım sonra tutuklama oldu. Diğer sanıklardan, hepimiz sağlık sektöründe olduğumuz için çoğumuz birbirimizi tanıyoruz. Whatsapp grubu bile var sağlıkla ilgili. Can Polat yıldırımı Reyap Hastanesinden tanıyorum. Ceylan Çetin'i tanımıyorum. Deniz Korkmaz’ı tanıyorum kendisi arkadaşım olur. Fırat Sarı'yı Reyap Hastanesinden tanıyorum. Evrak üzerinde daha fazla para alınmak için oynamalar yapılıyor. Her sene bu hastaneler denetleniyor. Benim bir kuruş fazla para kazandığım yoktur. Yoğun bakımda gece bilakis doktor durmuyor. Acil müdahale olması gerektiğinde biz müdahale ediyoruz. Etmediğimiz zaman da 'Sen nasıl müdahale etmezsin' diyerek suçlamalar var dosyada" ifadelerini kullandı.

'FIRAT SARI KOMİSYONU KENDİSİ ALIYOR'
Taşçı, "Her hastane sahibi para kazanmak ister. 20 hastadan bahsettikleri, daha fazla para kazanmak istedikleri için Fırat Sarı'dan bahsediyorlar. Sevkiyatı yapılan bebek, sevkiyatı doktor Sarı'nın yaptığını biliyorum. Yoğun bakımdan birimim gelene kadar kayıt açılmayacağını söyledim. Aileden fazla para alınma muhabbeti oldu. Fırat Sarı aileye, total fiyat 30 bin TL demiş hastaneye 20 bin lira ödüyor komisyonu Sarı, kendisine alıyor. Olay duyulduğunda Fırat Sarı, 'Olay üzerime kalmasın, hastane yönetimi duymasın' şeklinde talimat verdi. 'Ölürse başımıza sıkıntı olacak' mesajlaşmalarına karşı şunu söylemek isterim, gelen hasta bebek yabancı uyrukluydu ve doğuştan kalp rahatsızlığı vardı. Bu nedenle, hastanın sevk edilmezse öleceğini belirttim. Mesajlaşmada bu durumdan bahsediyordum. Denetim sırasında kimseden emir ve bir talimat almadım. Orada arkadaşımla sohbet ediyordum olay bu şekilde" dedi.

'İLAÇLAR DOLAPTA BİRİKİYORDU HASTAYA VERİLMİYORDU'
Taşçı savunmasında "Buradan kafamıza göre bir hasta listesi belirledik, 'Bu çocuk nasıl birşey' mesajı üzerine, basamak listesi hasta şablonu ve kötü hasta şablonu var bizden yazılı istemiyorlardı bunlar gerçeğe aykırıydı. Biz sadece çarşaf liste yapıyorduk. SGK'ya bildirmiyorduk. Hasta 5 günlük entübeyken 10 günlük gösterilmiş. Hasta 3 günlük entübe ise SGK daha fazla para öder. O yüzden SGK’dan para almak için daha fazla entübe yazıyorduk. Bebeklerin kullandığı bir ilaç. Akciğer gelişimi sağlamak için kullanması gerekiyor. Bu ilaçların fazlalığı oluyordu. Bu ilaçları hastaya vermemek gibi birşey olmuyordu. Bu ilaçlar için SGK 9 bin 500 lira ödeme yapıyor. Toplu alınca daha fazla para kazanıyor hastane. Bu ilaçlar dolapta birikiyordu, hastaya verilmiyordu. İlaçların çöpe gideceğine satılması konusunda Fırat Sarı ile konuştuk. Hasan, hastaneden paraları topluyordu biz de satışları yapıyorduk. Reyap Hastanesi, TRG Hastanesinden alındığını söyleyebilirim ama özellikle şu kişiden alınıyordu diyemem. SGK’yı dolandırmak gibi bir amacım yok" cümlelerini de kullandı.Şablonlar varsa ben hemşireye sadece çarşaf listesi yazarım. Aile, doktor ya da muhatap bulamayınca, aileye kendimizi doktor olarak tanıtıyorduk bilgi veriyorduk." ifadelerine yer verdi.

‘BORÇ YÜZÜNDEN ÖLEN ÇOCUĞUN NAAŞI VERİLMEDİ’
Mahkeme başkanının '14 hastam var. Biraz hasta mı beklesek diye konuşmuşsun' sözü üzerine, Taşçı, “Bekleyen kişi ben değilim. Birim sorumlusu olduğum için söylüyorum. Yoğun bakıma bir hasta geldiğinde, aileye doktor olmadan bilgi veriyordum. Aile de bana doktor diye hitap ediyordu. Ben de doktor değilim demiyordum. Türkmen hastaydı. 500 bin lira ameliyat parası vardı. Aile, para olmadığı için ameliyatı kabul etmedi. Bir hafta yaşardı, ama şans eseri 1 haftadan fazla yaşadı. Hastanın kullandığı ilaçlar ve hastane yönetimiyle Fırat Sarı, ‘Bu çocuk zaten ölecek, bu kadar ilaç kullanmaya ne gerek var?’ dedi. Ancak 44 gün yaşadı. Çocuk öldükten sonra, çocuğun babaannesi aradı, ‘Bebeğin naaşını vermediler’ dedi. İçeride ödeme olduğunu, ödenmedikçe naaşını vermeyeceklerini söylediler. Ben de şok oldum, hastane yönetimiyle konuştum ve onlara yardımcı oldum. Çocuğun naaşını verdiler." dedi.



