
Türkiye vergisel açıdan en rekabetçi 35 ülke arasında 10’uncu sırayı aldı. Listede, İngiltere 16, Almanya 20, ABD 31’inci olurken, gelecek dönem mevzuat iyileştirmeleriyle daha üst basamaklar hedefleniyor
Türkiye vergide oran indirimleri, yatırıma, üretime ve istihdama sağlanan vergisel destekler ve yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik düzenlemeler sayesinde vergisel açıdan dünyadaki en rekabetçi ülkeler sıralamasında ilk 10’daki yerini kaybetmedi. Ülkelerin vergi rekabetini ve tarafsızlığını ölçen Uluslararası Vergi Rekabeti Endeksi verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye 2016 yılında 35 ülke arasında en rekabetçi 10’uncu ülke konumunda bulunuyor. 2014 yılında da 10’ncu sırada yer alan Türkiye, geçen yıl 9’unculuğa yükselmişti.
Fransa son sıralarda
Uluslararası Vergi Rekabeti Endeksi’nin ilk sırasında Estonya var. Bu ülkeyi Yeni Zellanda ve Litvanya izliyor. Sıralamada 4’üncü sırada yer alan İsviçre’yi, İsveç, Hollanda ve Lüksemburg takip ediyor. Avustralya endeksin 8’inci, Slovakya ise 9’uncu sırasında yer alıyor.
Söz konusu endekste gelişmiş ülkeler arasında yer alan İngiltere 16, Almanya 20, ABD ise 31’inci sırada bulunuyor. Endekste Yunanistan, Portekiz, İtalya ve Fransa son sıralarda yer alıyor.
Son dönemde gerçekleştirilen önemli düzenlemeler çerçevesinde Türkiye vergisel açıdan dünyadaki en rekabetçi ülkeler sıralamasında ilk 10’a girerken, gelecek dönemde vergi mevzuatının daha basit, etkin ve mükellef uyumunu gözetecek şekilde iyileştirme noktasında atılacak adımlarla yerini daha da üst sıralara taşımayı hedefliyor.
Büyümeyi etkiliyor
Endeks ülkelerin vergi sisteminde vergi politikasının iki önemli unsuruna ne kadar önem verdiğini değerlendiriyor: rekabet ve tarafsızlık. Vergi tarafsızlığı, ‘ekonomiye en az zararla en çok gelir sağlayan vergilendirme’ olarak tanımlanıyor. Vergi rekabetiyle de şirketler ve yatırımlar üzerindeki vergiler sınırlandırılıyor. Vergi Kuruluşu, sermaye serbest olduğu için ve şirketler nereye yatırım yapabileceklerini kendileri seçebileceğinden çok yüksek olan vergilerin yatırımları başka bir yere yönlendirdiğini ve bu durumun da daha yavaş ekonomik büyümeye yol açtığını savunuyor.






