Türkiye’de tablonun değerini metreyle ölçüyorlar
Antika piyasasının piri Duran Tantekin, 1957’den beri alıyor, satıyor ve koleksiyonunu genişletiyor.
1990 yılında kurduğu Tantekin Antika ile de pekçok koleksiyoncuya hizmet ediyor. Müşterileri arasında Engin Demirören de, Levantenler de var. Tantekin, “Asla küçük resim satamazsınız. Çünkü resmi metreyle almak isterler” diyor.
Hukuk okuyan Duran Tantekin, 1960 yılında Roma Büyükelçiliği’ne basın ateşesi muavini olarak atanmış. Ancak yabancı bir bayanla evlendiği için o günün yasaları gereğince devlet memurluğundan ayrılmak zorunda kalmış. Daha sonra Yapı Kredi Bankası reklam ve neşriyat müdürlüğü yapmış. O dönem bankanın icra müdürü olan Kazım Taşkent’le tanışmış. 1957 yılından beri tablo alıp satan Tantekin, büyük koleksiyoner Kazım Taşkent’inden bu işin inceliklerini de öğrendi. 1990 yılında ise “Ne de olsa antikaya meraklıyım ve koleksiyoncuyum. Bir antika dükkanı açayım. Bana yaşlılık uğraşı olur” demiş ve Çukurcuma’da Tantekin Antika’yı açmış. Ama Tantekin’in yaşlılık planlarında biraz değişiklik olmuş. Çünkü Bologna Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Mehmet Tantekin ve Yapı Kredi Bankası kredi pazarlama bölümünde uzman yardımcısı olarak çalışan kızı Jale Tantekin Yalçın, işlerini bırakıp babalarıyla çalışmak istemişler. Mehmet Tantekin bugün şirketlerinin yurtdışı sorumlusu. İyi parçalar bularak Türkiye’ye getirtiyor. Jale Tantekin Yalçın ise yöneticilik yapıyor. Teşvikiye’deki dükkanlarında İtalyan ressam Zonara’nın tam 14 parçalık bir koleksiyonu var. Duran Tantekin, dünyadaki üçüncü Zonara koleksiyoncusu. Antika sektörünün en çok bilinen isimlerinden Duran Tantekin’le Teşvikiye’deki galerisinde buluştuk ve sektör hakkında konuştuk.
Antika piyasasının durumu nedir?
Antika Türkiye’de kültür yapısı bozuk bir sektör. Çünkü kısa bir süre öncesine kadar eskiciler büyük antikacı olarak ortaya çıkarlardı. Bir malı gördükleri zaman hafızalarına iyi kaydederlerdi ama asla karşılaştırma yapamazlardı. Artık sanat tarihi, arkeoloji, güzel sanatlar mezunları bu işe giriyor. Devlet bu konuda muhafazakâr. Pırlanta ithalatını, Hermes çantanın geçişini serbest bırakıyor ama bir antikayı gümrükten geçiremiyorsunuz. AKP iktidara gelmeden önce kıymetli taşların vergisi yüzde 25’ti. Bugün yüzde sıfır. Ama sanat eserlerinin vergisi yüzde 18. Bugün Türkiye’de Picasso veya Botero, Halil Paşa gibi satılmalıydı. Ama vergi çok ağır geliyor.
Peki vergi oranları neden düşürülmüyor?
Çünkü devlet sanatla ilgilenmiyor. Türkiye’nin eğitim sistemi aydın insan yetiştiremiyor. 20-30 sene önce daha çok koleksiyoncu vardı. ’Benim duvarımda şu resim olsun değil, benim koleksiyonumda şu resim olsun’ diyen insanlardı bunlar. Bugün koleksiyoncu sayısı çok az. Ali Koçman, Kazım Taşkent, Vedat Nedim Tör, Ahmet Dallı gibi bu işi teşvik edenler yok. Şimdi Can Has hakikaten çok araştırmacı bir koleksiyoncu, kişisel koleksiyonu var. Devletin yapamadığını özel kişiler yapıyor. Mesela Erdoğan Demirören yurtdışına gidecek en az 5 bin parça kurtarmıştır. Hüseyin Kocabaş’ın aslında heykelinin yapılması gerekiyor. Dünya çapında yaşadığı çağın ikinci büyük koleksiyoncusuydu. Bugün koleksiyoncu sayısı az ama alıcı ve paralı insan sayısı çok.
Bir sanat eserinin fiyatını neye göre belirliyorsunuz?
Mesela Namık Ziya, Namık İsmail, Mehmet Ali Laga çok resim yapmış ama satamamış. Van Gogh da öyle. Yaşarken hiç resim satamamış. Bu iş biraz arz talep işi. Türkiye’de resim alıcılarının iki ölçüsü var. İlki, onlara asla küçük resim satamazsınız. Çünkü resmi metreyle almak isterler. Düşünün tablo alırken metresini soruyorlar. Türkiye’de tablonun değerini metreyle ölçüyorlar. Oysa dünyanın her yerinde ressam resmini küçük boyutta yapar ve sonra çizdiğine bakarak büyüğe resmeder. Buna ‘dapre nature’ denir. O nedenle Batı hep küçük resim alır. Ama bizde sat satabilirsen. İkincisi de portre resim satmaktır. Dünya’da en kolay satılan portre Türkiye’de kabul görmez.
Uzanlar’ın koleksiyonu müze olabilirdi
Çok iyi parçalar var elinizde. Bunları nasıl buluyorsunuz?
Zonara’nın meşhur Hamam Üçlemesi tablosu bizdedir. Zonara’nın en güzel tablosudur. Kendi ailesi bile gazetelere 2 yıl boyunca ilan vermesine rağmen tabloyu bulamadı. Oğlum onu Milano’da bulmuş. Orada bir gece kulübünün dekoruymuş. Ancak 20 senedir kapalıymış. Orayı yıkacakları zaman satışa sunmuşlar. Oğlum da almış.
Daha çok kimler alıyor?
Hakikaten Türkiye’de iyi alıcılar da var. Antakya’da bir doktor var. “Bir resim var” diye haber verdiğim anda en önemli işini bırakır. İzmir’de yaşayan bir levanten müşterim var. Ama ben müşterinin peşinden fazla koşmam. Erdoğan Demirören büyük koleksiyoncudur. Desem ki elimde bir parça var. İşini gücünü bırakır gelir. Uzanlar iyi antika alıcısı ve seçicileriydi. Eğer dağılmasalardı bir müze açabilirlerdi. Ayrıca bugün kendilerine çok katılmasam bile İnan Kıraç’ı çok takdir ediyorum. Çünkü babalar gibi müze yaptı. Eczacıbaşı, Koç ve Sabancı da öyle.
Resimde Ömer Uluç moda
Resimde de bir moda olduğunu söylüyor Tantekin ve ekliyor: “Alıcı çoksa resim pota oluyor. Ama satıcı çoksa rağbet azalıyor. Müzayede de bir ressam fahiş bir fiyata gidiyorsa, onun resimleri piyasaya dökülüyor. Dolayısıyla bir müzayede de 100 bine satılan bir ressamın tablosu, başka bir müzayede de 20 bine satılamıyor. Ama bu yıl resimde Ömer Uluç modası var. Akademik yapısı sağlam bir ressam Uluç. Keşke daha önce bulsaydı bu fiyatları. Türk ressamları arasında tek oryantalist ressam Halil Paşa’dır. Ama Burhan Uygur ve Ömer Uluç’un da günün birinde evrensel ressam olacağını düşünüyorum.”










