Kundera’nın hafif Kafka’nın hüzünlü kenti

Milan Kundera için var olmanın dayanılmaz hafifliğinin kenti Prag, Franz Kafka için, hayatın çoğunlukla kabusa dönüştüğü hüzünlü bir kent. Karda ise bir başka güzel...
Kuleleri, köprüleri, kuklaları ile Avrupa’nın en ünlü kentlerinden olan Prag bu özellikleriyle öylesine ilgi çekiyorki turizm denilince ilk akla gelen kentlerden biri olmaktan kurtulamıyor. Prag asla sadece bir turistik kent değil. Yüzlerce yıllık geçmişin izlerini taşıyan sokakları, meydanları ile istemeyenleri ve hatta düşünmeyenleri bile geçmişin tozlu sayfaları arasında dolaşmaya ikna ediyor.
Prag tarihi; Bohemya Krallığı ve devamında da Çekoslovakya’ya dayanıyor. 1918 yılında bağımsızlığını ilan eden Çekoslavakya’nın başkenti olan Prag, Doğu Avrupa’nın savaşlardan bozulmayan kentlerinden. İkinci dünya savaşında sosyalist rejime entegre olan ülke sosyalist rejime karşı ilk ayaklanmaların yaşandığı kent oldu aynı zamanda. Prag’a hangi mevsimde giderseniz gidin o hüzünlü köprüleri ve kulelerinden kendinize doğru uzanan bir yol bulacaksınız. Tam 100 tane kule var Prag’da. Eğer sadece alışveriş için gezmeyenlerdenseniz Prag size uygun. Çünkü kışın 20’lerde seyreden hava sıcaklığı zaten avare avare dolaşmaya doğal bir engel. Böylesine gezintiler yerine bir meydanda bulunan kafede oturup Kafka’nın neden yabancılaşmayı böylesine içten yaşadığını düşleyebilirsiniz. Ya da Kundera’nın ateşli aşklarını.

Avrupa’nın küçük Paris’i
Köprüleriyle ünlü Vltava nehri ve Karluv Köprüsü kentin en önemli iki ismi. Köprüden Prag’ın kalbi Stare Mesto’ya ulaşılıyor. Burada kukla satıcıları, sıcak kahvelerle sizi büyüleyen kafeler, köprülerin üzerindeki yaşlı evsizler Prag’ın karlı gecelerinde bir kar tanesinin üzerindeki yıldız gibi gülümsüyor ama üşütüyor...
Yaz-kış hiç fark etmiyor. İki günlük hafta sonu tatilleri’ için tercih edilen Avrupa şehirleri arasında Londra ve Paris’ten sonra, Prag üçüncü sırada belki de kışın ilk sırada. NATO’ya yeni girmiş olan Çek Cumhuriyeti tarihi, turistlik ve doğal güzellikleri ile tüm dünya ülkeleri arasında önemli yer tutuyor. Avrupalı birçok kişi tarafından ‘Küçük Paris’ diye tanımlanıyor Prag. Ancak müziğin yaşamla içiçe olması açısından da Viyana ile benzetilebilir. Sıradan turistik ziyaretler açısından bakıldığında ise oldukça ucuz olması gerçek bir avantaj sağlıyor Prag kentine.
Savaşların bile dokunmadığı kent, hayatın neresinde durduğunuz sorusunu anlamsız kılıyor.
Düşlerini kaybedenlerin kenti
Prag’a gittiğiniz ilk günden itibaren bu kent hakkında yazılan birçok kitap bir gerçeklik olarak karşınızda duracak ve siz bu kentte kendi öykünüzü yazmaya başlayacaksınız. Burada herkesin bir düşü var ve simsiyah giysili kuklalar o düşleri köprülerin üzerinden nehirlerin soğuk sularına bırakıyor. Bu kentte düşlerini kaybedenler, insanların düşlerine yerleşenler bir arada yaşıyorlar. Tıpkı Viyana’da olduğu gibi Prag’ta da dünyaca ünlü sanatçıların ayak izlerinde yürümenin dayanılmaz çekiciliği yaşanıyor. Kafka’nın yaşamı boyunca adımladığı Sokaklar, müze haline getirilmiş evi, Milan Kundera’nın kadınları ve kuleler, köprüler, kuklalar.






