Gazete Vatan Logo

Hayatımın kontrolünü elime aldım

Rol aldığı Umutsuz Ev Kadınları ve sunduğu Doktorum programıyla ekranlarda sıkça gördüğümüz Ceyda Düvenci şu sıralar en çok verdiği kilolarla konuşuluyor

Beş beden birden incelen Düvenci kendine güveninin arttığını anlatıyor: “Geçen yıl yani 35 yaş, hayatımın kontrolünü elime aldığım bir yaş oldu. Artık hayatımı benim isteklerim yönlendiriyor. Yeni yerler, yeni mekanlara gidiyor; istemiyorsam son dakika bile planlarımı değiştiriyorum” diyor.

Hayatınızın “artık daha bilinçliyim” dediğiniz ikinci 35 yaş dilimi nasıl geçiyor?

Çok güzel; artık kendim ve kızım odaklı yaşıyorum. Şimdi daha çok kendi isteklerimi yerine getiriyorum; o an nerede olmak istiyorum, kiminle görüşmek istiyorum, kimler bana iyi geliyor, kimler gerçekten bana kıymet veriyor... Bunlar öncelikli. Tabii böyle düşündüğünüzde etrafınızdaki insan sayısı da çok azalıyor; elediklerimle devam ediyorum. Hayatımın kontrolünü elime aldım; artık benim istek ve mutluluklarım hayatımı yönlendiriyor... En mutlu olduğum, en çok aşk duyduğum kızım olduğu için; kızım ve hayatla ilgili kararlar aldım.

Hayatın tadını mı çıkarıyorsunuz?

Evet, enteresan bir şey bu benim için. Çünkü geçen yıla kadar belli bir saatte evde olurdum, arkadaşlarımla geceleri pek vakit geçirmezdim. Otokontrolü çok yüksek bir kadındım. Şunu fark ettim ki; ben zaten kontrol edilmesi gereken bir kadın değilim ki. Dolayısıyla da hayatımın içine farklı keyifler girmeye başladı. Örneğin, arkadaşlarım yemek yedikten sonra “Haydi şimdi de şuraya gidelim mi” dediklerinde, “Yok, benim eve gitmem lazım” derdim. Ancak şimdi “Tamam gidelim” diyorum. Yeni mekanlara gidiyorum, yeni yerler görüyorum. Ya da mesela o gün bir arkadaşımla randevum var ama evimde kızımla olmak istiyorum. “Ben gelmeyeceğim” diyorum; son dakika bile iptal edebiliyorum. İsteksiz gitmektense hiç gitmiyorum. 35’imden sonra daha önce engellediğim keyiflerimi yapmaya başladım. Bu biraz insanın kendini tanıması ve kendine şans vermesiyle alâkalı. Hayat çok kısa; en çok istediğiniz şeyleri yapın.

CEYDA DÜVENCİ FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYINIZ


Ünlü olarak canınızın istediğini yapmak zor değil mi?

Benim ünlülüğüm, toplu taşıma aracı kullanamaz, kalabalık bir yerde linç edilir ünlülüğü değil ki; özellikle deniz ulaşımını çok kullanırım. Benim mesafem gayet güzel; herkes gelip benimle konuşabilir. Ne rahatsızlık boyutunda bir tavır ne de fısır fısır aralarında konuşmalar oluyor. Sadece gelip iyi dileklerini iletiyorlar.

Ceyda Düvenci’den kilo verme tüyoları

‘Acı pul biber olmadan yemek yemem’

-Diyet konusunda yapılan en büyük hata başkalarının diyetini yapmak. Gerçekten kilo vermek istiyorsanız bir uzmana gidin.

-Şeker hayatımda hiç yok; tatlı yok! Günde bir parça bitter çikolata yiyorum o kadar.

-Soframdan ayrılmayan baharatlar; kimyon ve acı kırmızı biber. Bunlar vazgeçilmezim; acı pul biber olmadan yemek yemem. Tarçın ve karanfil de aynı şekilde.

-Tuzu hayatımdan kaldırdım; gerekirse deniz tuzu kullanıyorum.

-Katı yağ yok; her yemeğim zeytinyağıyla yapılıyor.

-Her sebzeyi ve meyveyi mevsiminde tüketmek gibi bir takıntım var.

-Günde 2 dilimden fazla ekmek yemiyorum.

-Pilav tüketmiyorum; illa yiyeceksem bulgur pilavı yerim.

-Pilates yapıyorum. Ancak bundan sonra daha ağırlaştırılmış, nabzımın daha hızlı attığı sporlar yapacağım. Karnımı ve üst bacaklarımı sıkılaştırmak istiyorum.

‘Kendimi aynada seyretmeyi seviyorum’

Tüm kadınların merakla beklediği soruyu sorayım; nasıl zayıfladınız?

Kızım doğduğunda bir süre yoğun bakımda kaldı. O dönemde 12 kilo aldım. Hamileliğimde ise sadece 8 kilo almıştım; doğum sonrası da 5 kilom kalmıştı. Ancak kızım bir buçuk ay yoğun bakımda kalınca o arada sıkıntıdan kendimi yemeye verdim. Onun üzerine bir de emzirme telaşına düştüm. Süt yapar baklava ye, yok tatlı ye diyenleri dinleyerek daha da kilolandım; 44-46 bedendim. Her şey yoluna girdiğinde ise kilomdan çok mutsuz oldum ve diyetisyen Yelda Kahvecioğlu’na gittim. Yelda ile bir yıl çok sıkı çalıştık ve ben 65 kiloya kadar indim ama orada kaldım (yıllardır bu kiloda kilitliydim zaten). Ancak bu yaz başında nasıl oldu bilmiyorum; o kilit çözüldü ve ben 57 kilo oldum. Aslında hâlâ, fazlalıklarım var, diyorum ama bundan sonrası takıntı oluyor biraz da. En formda, en fit olmak istiyor insan. “Olabiliyorsa neden olmasın”; “hadi daha da vereyim de nasıl olduğumu göreyim” gibi bir duygu geliyor. Şimdi minicik bile karnım çıksa rahatsız oluyorum. Hedefim bu kiloda kalmak ama vücudumu sporla bir tık daha toparlayacağım.

Yani siz iki yılda 25 kilo mu verdiniz?

Evet... 46 bedenden 36 bedene indim.

Aynaya bakınca ne diyorsunuz?

“Çok iyi oldum; aferin bana” diyorum. Kendimi aynada seyretmeyi seviyorum. Çünkü bir başarı bence bu. Zaten her kadın istediği kiloya geldiğinde kendini seyretmekten keyif alır.

‘Lise son sınıfta giydiğim kotları giyiyorum’

“Gençleşmişsiniz” lafını çok duyuyor musunuz; bir de gardırop yenilemek gerekti tabii değil mi?

Evet, çok duyuyorum gençleşmişsin diyenleri; 36 yaşımı güzel karşıladım... Kıyafetlerimin çoğu daraltılmaya gitti. Lise sonda giydiğim kotlarımı giyiyorum şimdi.

Bu kiloların gidişi kendinize güveninizi nasıl etkiledi?

Çok etkiledi. Artık ne giysem üstümde güzel durduğunun farkındayım; sokakta yürürken insanların dönüp baktığını; iyi göründüğümü biliyorum. Bu da aslına bakarsan tavrımı değiştirdi. Kendimle daha barışık olmamı sağladı.

Daha farklı hissediyor musunuz?

Evet. 36 yaşındayım ve 40’a yaklaştıkça kadınlarda “Ne oluyoruz acaba” duygusu olur ya; ondan uzaklaştım. “40’ıma böyle girersem şahane olur” diye düşünüyorum.

Türkiye güzeli seçildiğiniz zaman mı yoksa şimdi mi kendinizi daha güzel hissediyorsunuz?

Bütününe bakarsan şimdi. 36 yaşındayım ve kendimi en güzel, en iyi, en bilinçli hissettiğim yaşımdayım diyebilirim.

‘Star olduğumuzu düşünmüyorum’

Hiç mi star havalarına girdiğiniz bir dönem olmadı?

Olmadı. Çünkü ben mesleğime o gözle bakmıyorum. Star olduğumuzu düşünmüyorum açıkçası. Ne bizim sektör öyle bir sektör, ne yaptığımız öyle bir meslek, ne de şartlar öyle... Sadece dizileri uzun zaman çok reyting almış, her dizisi 3-4 yıl süren oyuncunun başka kıymeti var.

Yani ülkemizde gerçek star yok mu?

Var ama kıymeti bilinmiyor. Star dediğimiz kavram Angelina Jolie’ye denkse o standartlarda bir hayat olmalı. Ülkemizdeki kişilerin ne kazandıkları para, ne de yaptıkları işler star denilen kavrama ulaştırılmıyor. Brad Pitt 20 kişilik ekibiyle geldiğinde; “Vay be, adam star işte” deniyor; oysa bizim ünlülerimizden biri 5 kişiyle bir yere gitse, “Amma da havalı; yedik mi sanki biz bunu” deniliyor.

‘Oyunculuk ömür boyu sürecek’

“Ben sadece başrol oynarım” deme lüksünüz olduğu halde bu tarz bir takıntınız olmaması neye bağlı?

Oyuncuyum çünkü ben. Sadece bir dönemin oyuncusu değilim. “Üç sene oyunculuk yapacağım, kenara çekileceğim” demiyorum; bu işi ömürlük yapıyorum. Zaten kadın olduğum için belli bir yaştan sonra meslek beni geriye atacaksa, daha başından “her rolü oynarım“ demeyi tercih ediyorum. Oyunculuk son sürat keyifle devam ederken neden Doktorum programını sunmayı kabul ettiniz?

Aslında ben 18 yıl önce sunuculuk ve oyunculuğa beraber başlamıştım. Sonra öyle bir dönemece geldim ki, ikisi birlikte gitmemeye başladı. Seyirci, ‘sunucu Ceyda’ya çok alışmıştı ve ‘oyuncu Ceyda’nın karakterlerine ikna olmuyordu. Menajerimle 8 yıl önce bir toplantı yaptık ve önce oyunculuğu sağlam zeminlere oturtmaya karar verdik. Ne zaman ki “Evet Ceyda iyi oyuncudur” cümlesini kabul ettirdiğimde de sunuculuğa tekrar devam edecektim zaten... Fakat bu yıl düşüncem, Umutsuz Ev Kadınları dizisinin yanı sıra tiyatro yapmaktı. Ancak Kanal D’den Doktorum programı için teklif gelince hayır diyemedim.

Biraz fazla yoğun olmadınız mı bu durumda?

Oldum. Haftaiçi her gün canlı yayınlanan programın ardından saat 12.00’de dizi setine gidiyorum. Tek boş zamanım Cumartesi akşamlarım... Tabii ben bununla da yetinmiyorum ve illa arada sunuculuğa, sosyal sorumluluk projelerine de zaman ayırıyorum.

Yeniden evlilik olabilir

Bir süre önce boşanmış bir kadın olarak evlilik kurumu için ne düşünüyorsunuz?

Ben inandığım hiçbir şeyden vazgeçmem; sonu nasıl olursa olsun. Evliliğe tövbe değil yani... Yok canım, neden olmasın...

‘Kızımın günde sekiz saat fizik terapisi var’

Kızınız Melisa’nın erken doğumu nedeniyle zor günler geçirdiniz. Şu an ne durumda; sağlığı nasıl?

Şu anda günde 8 saat fizik terapisi var ama mucizelerimizi yaşamaya başladık. Son 10 gün anne baba olarak en mutlu olduğumuz günler oldu. Artık kızım ayağa kalktı ve kendi kendine adım attı. Bunda onun ablası Gül’ün (bakıcısı demek istemiyorum) katkısı çok büyük. Babası da ben de çok çalışıyoruz; maalesef sadece öpmeye koklamaya vaktimiz kalıyor. Gül ve Melisa’nın yaşam azmi bize mucizeyi yaşatıyor... Arkadaşlarımın dertlerini dinlediğimde onlara da söylüyorum; “Tüm dertler aşılır. Hele ki ben evladımla böyle bir süreç yaşayıp, onun artık yürüdüğünü gördüm ya, bu hayatta hiç bir şey bizim belimizi bükemez; tabii hastalık dışında.” Kızımla çok büyük bir hayat dersi aldım ben; onun yanında güçsüz olamam; hep dimdik durmayalım.

Anne olmak aşka bakışımı değiştirdi, demişsiniz. Nasıl yani?

Kızımın mücadelesi, annesine, babasına ve hayata olan aşkıyla olan bir mücadeleydi; bizimle kalmak istedi. Onun için gerideki tüm zorluklar teferruattı... Bizler ise aşık olduğumuzda hep küçük dertlerin içinde boğuluruz; aramadı, sormadı gibi... Oysa aşk çok kutsal bir şey.

Haberin Devamı