Gazete Vatan Logo
ArşivCem Yılmaz mı komik Arif mi?

Cem Yılmaz mı komik Arif mi?

Cem Yılmaz mı komik Arif mi?

Bu yazı yazıldığı dakikalarda A.R.O.G.’un seyirci sayısı bir buçuk milyona ulaşmıştı.

Haberin Devamı

Türk sinema tarihindeki en büyük gişe başarısına doğru hızla gidilmekte belli ki... G.O.R.A.’dan tanıdığımız Arif, A.R.O.G.’da da marifetlerini sergilemekte.

‘Cem Yılmaz filmi’ izlemek her Türk vatandaşının görevi olduğu için, tat kaçmasın diye film hakkında tek bir cümle etmeyeceğim.
Ve lakin düşünmeden edemiyorum. Cem Yılmaz’ın sahne gösterilerini koltuklardan düşercesine, gülmekten çatlarcasına, üstelik defalarca izlemişken; neden filmlerinde benzer bir duruma girmiyorum? Gösterilerindeki esprileri bana taptaze gelirken neden filmlerindekiler bayat geliyor? Niye arada bu kadar fark var?
Sonunda şöyle bir sonuca vardım: Ben o Arif’i sevmiyorum.

Newsweek Türkiye’ye Kürşad Oğuz’a verdiği röportajda şöyle demiş Cem Yılmaz: “Ben uyum sağlamaktan hoşlanmam. Negatif bir şeyi avantajıma çevirmekten de. Sen, ben olsak, 1 milyon yıl öncesine gönderildiğimizde oturur kara kara düşünürüz. Sonunda kafamıza taş vurup kendimizi öldürürüz. Onunki (Arif) sinir bozucu bir adaptasyon. Ama işte benim için komik olan bu.”

Demek ki benim için komik olmayan da bu. Cem Yılmaz’ı ne kadar seviyorsam Arif’i o kadar sevmiyorum. Cem Yılmaz’a ne kadar gülüyorsam, Arif’e o kadar sinir oluyorum.
Ben Cem Yılmaz’ın “Arifler”le dalga geçme ihtimalini seviyorum, olma ihtimalini değil.

Sahnedeki Cem Yılmaz ile filmdeki Arif arasındaki on fark

1 Sahnedeki Cem Yılmaz dokunulabilir, gerçek, az evvel yanımızda oturan, yeniden oturmasından da sıkıntı duymayacağımız adam. Aynı dolmuşa binmiş olabileceğimiz, aynı okula gitmiş olabileceğimiz, aynı şeylere sinir olabileceğimiz, aynı şeylere ağlamış olabileceğimiz adam.

Karşımızdaki değil, yanımızdaki. Arif ise sopalamak istediğimiz adam. Almanya’ya (veya uzaya veya taş devrine) gidip bizi “rezil” eden adam. Adapte olmayan, adapte etmeye çalışan. Sohbet etmek istemeyeceğim, sohbetinden zevk almayacağım, bir yere gitmek istemeyeceğim biri. Ne öğrenir, ne öğretir.

2 Cem Yılmaz zeki, Arif ise sadece uyanık. Cem Yılmaz’ın zekası yakıcıyken Arif’in uyanıklığı son derece rahatsız edici.

3 Cem Yılmaz’ın şovunda yapmadığı, yapmayacağı düşük esprileri (viagra, maymun) Arif filmlerinde rahatlıkla yapabiliyor. Cem Yılmaz esprileriyle keskin ama kırıcı değil. Arif ise kaba ve kırıcı.

4 Cem Yılmaz sakin, arada durup soluk alıyor, Arif’in sinir bozan bir hiperaktif olduğu ortada.

5 Cem Yılmaz sahnede de hayatında da konuyu nereye vardıracak bilmiyorsun, sürprizlerle dolu. Ancak Arif’in ne yapmak istediği neredeyse bin yıldır belli.

6 Cem Yılmaz şaşırtıyor, buna karşın Arif şaşırtmıyor.

7 Cem Yılmaz “Arifler”le dalga geçen adam ama Arif, Arif olduğunun bile farkında değil.

8 Cem Yılmaz derin ve katmanlı, ama Arif sığ ve duyarsız.

9 Cem Yılmaz hem herkes hem hiç kimse; aşağıdan da bakıyor tepeden de bakıyor, bu yüzden heyecan verici, Arif sadece Arif. Bu yüzden de çok sıkıcı.

10 Cem Yılmaz etrafında neler oluyor farkında, dikkatle izliyor, sevebilir de tiksinebilir de... Arif etrafında ne olup bittiğinin farkında bile değil, kısa günün kârı dışında bir derdi yok, sevgi-nefret gibi duyguları yok.

Hasankeyf’i kurtaran globalizasyon

Geçen hafta bu köşede yerimiz kalsaydı “Hasankeyf’e veda” yazısını okuyacaktınız. İlan geldi, yer daraldı, yazı çıktı ama bu arada çok acayip bir şey oldu: Hasankeyf bir ihtimal kurtuldu!

Hasankeyf, Dicle’nin kıyısında, Batman il sınırları içinde çok çarpıcı bir antik şehir. Esas adı Hısn-ı Kifa. Kifa Kalesi demek. (Hasan diye biri yok) Yıllardır, Devlet Su İşleri’nin yaptırmak istediği Ilısu Barajı’nın altında kalacağı günleri bekliyordu üzgün ve süzgün. ’Ha yapıldı ha durdurulacak’ derken geçtiğimiz hafta birden barajın inşaatına başlandı. Halbuki inşaatın başlaması için gerekli çevre, kültürel miras ve insan hakları konularını içeren 153 şartın henüz hiçbiri yerine getirilmemişti daha. İşte bu noktada küreselleşme devreye girdi. Madem Türkiye duyarsız, o vakit Avrupalıların duyarlılıklarına hitap etmek gerekiyordu. Zira barajın yapımı için kredi veren bankalar, Avrupa bankalarıydı. Türkiye Doğa Derneği, Avrupa’daki muadil çevre ve doğa derneklerini işbirliğine çağırdı.

Çarşamba günü eylemler başladı. Barajın finansörlerinden Viyana’daki Kontrollbank binası çevrecilerce işgal edildi. Aynı gün Berlin’deki finansör bankanın önünde de eylem yapıldı. Akşama doğru Avusturya Ekonomi Bakanı televizyona çıkıp “Biz barajdan desteğimizi çektik” şeklinde bir açıklama yaptı. Aynı açıklama Almanya’dan da bekleniyor. Çok acayip ama bir hafta içinde işler tam tersine döndü. Küreselleşmenin faydaları da olabiliyormuş...

Yumurtasız bayram

Bu bayram şaşırtıcı bir şekilde renksiz geçti bilmem farkında mısınız. KİMSE BİR ŞEY YUMURTLAMADI! Ne başbakan, ne Hülya Tavşar, ne bir başka ünlü-olmak-istiyorum-şahsiyeti... Nerede “Tatile çıkmayın”, “Kurban kesmeye karşıyım”, “Bir değil üç tane kesin”, “Nedir bu hayvan katliamı?”, “Efendim böyle kan akıtmalar hoş mu?”, “Kan görmek faydalıdır, renk yapar”, “Ay şimdi bayılıciim”, “Çocuklar bitti, gitti, yandı kül oldu”, “Yok yok çok iyi oldu, savaşa hazırlar” diyenler? Nerede kolesterol uyarıcıları? Nerede bayram yücelticileri? Başbakan’ın geçen bayram verdiği ayarın etkisi bu bayrama kadar sürdü mü? Sivri diller ve sivri kalemler mi azaldı basınımızda? Yılda bire mi düşürüldü bayram polemikleri? Yoksa sıkıldık mı? Kendi haline mi bırakmaya karar verdik toplumu?
Olmaz ki böyle...