Böyle bir sonbaharda insanın canı daha çok kahve içmek, sohbet etmek ve kitap okumak istiyor.“Erkek Dediğin Zavallılar!”Hülyanida Şahin’in kişisel gelişim türünde kaleme aldığı “Ah Zavallı Erkekler” erkeklerden çok çekmişlerin, onlara güvenmeyenlerin, onları anlamayanların, yine de onlardan vazgeçemeyenlerin kitabı… Bu kitap bir erkek kitabı değil. Onları daha iyi anlamak, zavallılıklarına yakından bakmak, yarın baba olacak, evlat olacak erkekleri daha iyi tanımak için. Belki de onları daha iyi yetiştirmek ama en çok da onların elinden daha az acı çekmek için… Vur abalıya gibi bir durum olsun istemem bu tanıtımın. Neticede biz kadınlar, erkekler olmadan yaşayamayız, erkekleri yetiştiren büyüten, hayata hazırlayan anneler de biziz, onları seven, onlara aşık olan kadınlar da… Ama bir kadın çıkıp onlara bizim yerimize biraz daha bilimsel, toplumsal bakmış fena mı! Belki hayatımız kolaylaşır.“Macera Dolu Amerika”“Bir “kaçak göçmen rehberi!..”ABD’ye kaçak yollarla giren Giresunlu Sadık’ın tutunma, var olma mücadelesi, askerlik arkadaşından yediği kazıklar ve hayatının aşkını bulması...Göçmen gözüyle 80’li yılların Amerikası…Ayrıntılı gözlemler… Sürükleyici bir serüven…” Bir zamanlar herkes oraya gitmeyi düşlerdi. Hayallerinin gerçek olacağı, umutlar ülkesi Amerika’ya! Dünyanın bir ucundaki bu ülke, dünyaya her konuda ağabeylik edecek kadar kendine güvenli, başka ülkelerde olmayan iş imkanlarına sahip, bilinmeyen birçok özelliği ve güzelliği olan bir yerdi zihinlerde. Terör, henüz oranın da belini bükmemişti. Güvenliydi, zengindi, imkanları sonsuzdu... Ali Külebi’nin , işte tam da bu gerçekten yola çıkarak yazdığı Amerika Diye Diye, cebinde ümitlerle yola çıkan Giresunlu Sadık’ın yaşadıklarını anlatan bir roman. “Okyanusu Masallarla Aşmak”Çocuk sahibi olmak için altı sene uğraşmış ve üç ay önce muradına ermiş yeni bir anne olarak tek kelimeyle bayıldım Yeşim Olcay Sağtürk’ün “Eyvah anne oldum” adlı kitabına. Çocuk gelişimi ve çocuğu doğru yetiştirmekle ilgili ne varsa okudum bebek beklerken. Zaten kitaplarla bu kadar haşır neşir olan ben, nasıl okumazdım bebeklerle ilgili olan her şeyi? Üç ayın sonunda bebek büyütmenin ve büyük bir olasılıkla çocuk yetiştirmenin kitaplarda yazıldığı gibi değil, sizin kucağınıza gelenin belirlediği yolla olacağını anladım. Ama bu kitap farklı. O kadar keyifli, sahici ve doğal ki… Üstelik yaşananları masallarla süslemiş. Hem öğretiyor hem örnekliyor. Şahane!
Kitapların sayfaları bazen hüzün, bazen kahkaha, bazen hayatın tamamını saklıyor içinde bizim için...Biz sizin yok saydıklarınızızBu zamanda birini yok saymak mümkün mü? Neyi, kimi, nasıl yok sayabilirsiniz ya da öyle yaparmış gibi davranabilirsiniz? Olmaz! Hayatınız alt üst olur. Aşkın Güngör ’ün son kitabı “ Sevgili Salak”, böyle macera dolu bir hikayeyi anlatıyor. Hem de bir solukta okuyacağınız dilde, çok tatlı, çok farklı bir üslupla… “Bir Konsomatris olan Nilay’a beslediği tutkulu aşk Mahsun’a korkunç cinayetler işletecek mi, yoksa her şey saf aklın tehlikeli oyunlarından mı ibaret? ulan yemin ediyorum, ben okusam yazar olurdum, kızım! Boru değil, yazar! Hem, benim şu düşündüklerim var ya, eğer üşenmeyip yazsam şimdi meşhurdum, anasını satayım! Vallahi bak, roman olurdu kızım, aklımdan geçenler.” Yazar, hem merak uyandırıyor okurda hem de onu eğlendiriyor tercih ettiği üslupla…Huysuz bir adamın gizemli hikayesiEzgi Polat’ın “Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda” isimli kitabında 13 öykü yer alıyor. Polat’ta, kimseye benzemeyen bir tavır var. Öykü yazmanın zor bir iş olduğunu, farklı bir bakış açısı ve yetenek gerektirdiğini her zaman söylüyorum. İşte bu yazar da öyle biri… “Ona baktığım zaman kendi kurallarının dışına hiçbir zaman çıkmamış huysuz bir adam görüyorum. Hepimizde bulunan o geçirgen, biçim değiştiren şeffaf zar, onun çevresinde zamanla katılaşmış, koyulaşmış gibi. On yıldır ne tutkuyla birini sevdiğini gördüm ne de yeni bir arkadaşı olduğunu. Acaba bu da bir sevme biçimi mi? Bir tür yaşamak mı?Genç öykücülerimizden Ezgi Polat, ilk kitabı Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda ile okurun karşısına çıkıyor. Polat’ın öyküleri, yaşadığımız günlerin içeriden bir dökümü.Ne halde olursa olsun kahkaha atabilmek…İzzeddin Çalışlar çok sevdiğim bir yazar… Şimdi de Oya Başak’ın yaşadıklarını, hissettiklerini, gördüklerini, duyduklarını, İzzeddin’ce kaleme almış. Çok keyifli olmuş kitap. Yaşamak başka, yaşadıklarını yazmak başka. Bunları yazacak kendin gibi birine rastlamak, bambaşka… Oya Başak ile yazar, işte tam da bu noktada karşılaşmışlar. Bir öğretim üyesi, sivil toplum gönüllüsü, bir anne, bir arkadaş, hayatın tam da orta yerinde duran ve here yere bakabilen, görebilen bir kadın olan Oya Başak’ın yaşadıklarını okurlarla birleştiriyor kitap…Bir biyografi değil bu…Bu, yaşanmışlıkların öğretileri, hayatın gözden tam da kaçacakken yakalanan taraflarının anlatıldığı bir seçme adeta…
Yazı yazmanın mucizevi yaratıcılığı, insanı başka dünyalara, hayallere hatta imkansızlıklara taşıyan bir özellik. Demek ki yazmanın büyüsünü fark etmek ayrı bir yetenek ve en az yazmak kadar değerli.Yanlış yapana teşekkür edilir mi?Bir iç hesaplaşması, bir hayat muhasebesi, her bölümde hatta her sayfada hayata başka bakış açısı…“Her güne gülümseyerek başlamak için bir sebep bulmak, canınızı sıkanları umursamamanız gerektiğini hatırlamak, standart kusursuz hayatlar yerine kendi hayalinizi yaşamanın o kadar da zor olmadığını fark etmek, kendi değerinize, sağlığınıza, huzurunuza sahip çıkmak, herkese yetmek, her işe yetişmek her zaman kolay değil belki. Ancak bir yol arkadaşı elinizden tutarsa başka...Hayatı boyunca biraz daha fazla kahkahanın peşinde koşan, anılar biriktiren, hayaller kuran, yorulup tökezledikçe yeniden ayağa kalkmaktan usanmayan, geleceği hep umutla bekleyen, gözyaşına da, hatalarına da sahip çıkan, neşesinden kolay kolay vazgeçmeyen bir kadının hikâyesi bu. Herkese tanıdık gelecek.”Doğru, gerçekten de tanıdık geliyor okuyunca. Nilgün Bodur’un Sıradaki Teşekkürüm Bana Yanlış Yapanlara adlı kitabı, değişik bakış açısı ve farkındalık yaratan adıyla ilgi çekiyor. Yaptığı her yanlış, başka bir şey öğretiyor insana…Ama önemli olan ona yapılan yanlışlardan aldığı ders, öğrendiği gerçek vardığı son.İyi bir yoğunlaşma, farklı bir yazıya döküş. Okuyun derim.Akıldan gönüle, gönülden beyine Tanrı, tasavvuf ve insan; her zaman meşgul etti insanın kendisini.Kendine ait bir şeyleri arayıp durdu evrenin içinde ve kendinde Tanrı’dan bir parça bulmak için çabaladı. Bulduğunda da insan-ı kamil oldu.Rengin Sakaoğlu’nun Güneş Bazen Mavi Doğar adlı kitabı, düz yazı ile manzum yazıların bir araya geldiği, tasavvufi ayrıntıların dantel gibi tatlı bir ayrıntıyla işlendiği, oldukça keyifli bir kitap.Sen mi bu bedenin içindesin, beden mi senin içinde, gibi derin felsefesi olan sorular sorarak okuyucuyu bu sorular üstünde düşünmeye sevk eden, bu zaman için yumuşak, sıcak ve maneviyat dolu bir kitap.Bu tür konulara ilginiz varsa kaçırmayın derim. Son zamanlarda evrene ve Tanrı’ya yönelik çok sayıda kitap yazılıyor, bu da onlara benziyordur diyebilirsiniz ama inanın, benzemiyor.“Sevmek, sevebilmek her şeydirSevmenin aslı nedensizdir.Nedenlere bağlı olana aşk denmezAllah ise aşkın ta kendisidir”Bakışıyla hayat yeni bir anlam yükleyen, sizi farklı düşündürecek bir kitap.Bir komedya ve bir felsefeYazarlığını fark etmeyi başarmış en önemli kalemlerden biri İngiliz Edebiyatının ünlü ismi George Bernard Shaw’ dur. İnsan / İnsanüstü İnsan, hayatı ve insanı sorgulamak için yazarın kaleme aldığı şahane bir tiyatro eseri. Tiyatroyu izlemek kadar okumak da keyiflidir. Sahnesini, oyuncularını siz hayal edersiniz, Mekanları siz dayar döşer, oyuncuları siz giydirirsiniz. Oyunu siz yönetirsiniz kısacası…İyi bir yazar olmak kadar önemli bir şeydir iyi bir okur olmak. Ancak zeki bir okur, okuduğu kitaptan zevk almayı bilir, ondan şikayet etmez. Ve ancak zeki bir yazar tarafından çevirisi yapılan bu tür kitaplar daha çok okura ulaşır. Kitabın çevirisi Cevat Şakir Kabağaçlı’ya ait, bizim Halikarnas Balıkçısı’na. Ta 1949’da çevirmiş eseri. İki dâhinin dehası birleşmiş kitapta. Nefis bir eser ve nefis bir çeviri. Mutlaka okuyun.
Emin olun, hayatın neresinde ve nasıl durduğunuzun en sahici şahidi kitaplardır...Haylaz bir kalp“Kelebek’te yazılarımı yazmaya devam ederken, bir gün geldi, Ayşe dedim, bir şey yap be ya! Bir halta yara! Yetiş Ayşe böyle doğdu. Bir kadın, bir anne olarak beni çok gururlandıran işler yaptık. Aç bebekleri doyurduk, ihtiyacı olanların ihtiyaçlarını sağladık... Düğün dernek yaptık. Beş yüze yakın çocuğa burs bulduk. Okurlarımla beraber yaptık her şeyi. Gelelim kitabıma... Bu kitapta kadın yazıları bulacaksınız. İlişkiler, aşk, ayrılıklar... Anne, eş, evlat olmak... Okudukça bir roman okuyormuş gibi hissedeceksiniz... Umarım zevk alırsınız. Zevk yanlış kelime belki. Bence kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Çünkü ben de sizin gibiyim.”Aslında, kitabın tanıtım yazısını olduğu gibi almamam lazım. Ama yazamam onun gibi... Aramızdan bu yaz ayrılan Ayşe Aral’ ın Haylaz Kalbim kitabı anlatıcı, yol gösterici, şaşırtıcı, fark ettirici… (Doğan Novus, 267 syf, 25 TL)Yaşamak sanatı üzerine bir masal… Bir kral ile bir çobanın sohbetlerinde eski ile yeni, Doğu ile Batı, zaman ile zamansızlık, varlık ile yokluk, savaş ile barış, geçmiş ile gelecek, kazanan ile kaybeden ve tasavvuf ile kuantum iç içe geçiyor. Ahmet Durul’un kaleme aldığı Bir Gün Bir Kral Bir Çobana Rastlar, bir masalın sade dünyasından yola çıkarak derin bir yaşam felsefesi sunuyor...Sağlam kitaplar, reklamcıların kaleminden çıkıyor. Buna inanıyorum çünkü onlar hayata, başkalarından farklı gözle bakmayı beceriyor, biliyor. Yazdıkları zaman da farklı yazıyorlar. Düşündürücü, ilginç, gizemli hatta… Hayatın zıtlıkları üzerine düşünülmüş satırlar var içinde. Sizin zıtlıklarınız üzerinde sizi düşündürecek. Yaşamak sözcüğünün yanına hem sanat hem masal yerleşmiş. Doğru değil mi gerçekten Hem gerçek hem yalan bir şey hayat. (Doğan Kitap, 160 syf, 16 TL)İlişkileri ele alıyorPsikoterapist Şule Öncü, “Yatıyorum Bir Şey Diyor musun?” isimli kitabında çift olmak, sevgili olmak, hayatı paylaşmak, aynı dili ya da farklı dili konuşmak ile ilgili ne varsa aklınızda cevabı olmayan pek çok şeyi anlatıyor. Çünkü Öncü hem yazar, hem psikoterapist. Hem içerden bakabilmiş olana bitene hem dışardan. Hem uzman hem kadın gözüyle anlatmış ilişkileri.Tanıtım metninde de dediği gibi, ilişki, bağlanma, yakınlık-mesafe, aşk, ayrılık, aldatma, ıssız ilişkiler, kadınlık-erkeklik meselesi, sosyal medya ve çevrimiçi ilişkilere dair pek çok sorunun yanıtı ve çözüm önerileri saklı kitabın içinde. Kadını ve erkeği düşünmeye iten, onlara kendileri ve birbirleriyle ilgili hesaplar yaptıran sorgulayıcı bir tarafı var kitabın… (Doğan Kitap, 200 sfyf,20TL)
Duygulardan, aşktan söz eden kitapları elden bırakmamak, hayatı takip etmek lazım.Her aşk iz bırakırŞiir ve düz yazının iç içe olduğu bir kitaptan söz edeceğim size: “Sana Hep Benden Söz Edecekler.” Şiir Sokaktadır, başlığıyla raflarda yerini alan kitap, aşktan söz ediyor ama aşkı yeni tanımlar ve şiirlerle süsüyor. Alıştığınız gibi değil… Okumak istedikleriniz, söylemek istedikleriniz hatta belki hiç düşünmedikleriniz bile var kitabın içinde. Birileri sizin için söylemiş onları. Okudukça siz söylemiş, siz yazmış gibi hissediyorsunuz. Aşk için her zaman söylenecek yeni sözler vardır. Belki başkalarının sözlerine benzer ama yine de ayrıdır onlardan. Çünkü yaşanan her aşk emsalsizdir. Bu sebeple değerlidir zaten. Bu sebeple yeni tanımlara açıktır. Karmaşık gibi görünen ama aslında son derece net olan bu kitabı mutlaka okuyun. Şimdi aşk için yeni şeyler söylemek lazım, cümlesinin anlamına varacaksınız.İçimizdekileri keşfetme zamanıBin yıllık özlemle sarılmak istiyorum, rüyalarını bile kucaklamak için tatlı bir aşk hikayesi… Farklı dünyaların çarpışması… “Kendinden başkasını sevmeyen, bedenini kutsayan, kafası yerine bilmemnesi ile düşünen birinin aşkı anlamasını, övmesini beklemenin, bir kurbağadan arya söylemesini istemek kadar gülünç olduğunu bilirim”... Bir gün aşk ihtilaldir demiştiniz. Bu sözün anlamını şimdi anlıyorum. Aşk gelince, gerçekten yeni bir dünya kuruluyormuş. İçimde, varlığından haberli bile olmadığım yeni duygular keşfediyorum. Eskiden göl balığıydım. Şimdi akıntıya karşı yüzen bir sazanım”. Özdeyiş gibi değil mi? Turgut Özakman’ın ikinci romanı Romantika’da bunlara benzer şahane ifadeler saklı. Çok sağlam bir yapısı ve nefis bir üslubu var.Aşk neden var sizce?Soruya bayıldım tanıtım yazısını okuyunca. Bu soruyla başlayan bir tanıtımın devamını okumaya bile gerek yok. Alıp kitabı okuyor insan, belki sorunun cevabı kitabın içindedir diye. Aslında bir bakıma öyle… M.Barış Muslu’nun Neuro Aşk adlı kitabı, aşkın tarihsel gelişimiyle beraber, onu yaşamanın basit yolları, onu bulmanın püf noktaları ve onun değerini bilmenin sağlam yöntemlerini anlatıyor. Değişik bir yaklaşımı var yazarın. Onu bulmanın ve yaşamanın yollarını farklı başlıklarla tek tek anlatmayı seçmiş. Bu mevzuya bu kadar bilimsel ya da bu kadar teknik yaklaşılmaz diye düşünmeyin. Aşka her türlü yaklaşır insan. Kendi yaklaşımından farklı olanı bulunca da onun peşinden gider.
Eylül ayını yarıladık. İçimizi ısıtmak, hayatı ve kendimizi sevmek için geriye çok büyük bir neden kalıyor: Kitaplar.Fransa’yı sallayan romanFırtınalı bir cuma gecesi, Paris’in uzak bir banliyösünde trafik kazası geçiren Camille, tesadüfen rutinolog Claude Dupontel’le tanıştı. Claude mutlu bir hayat vaadiyle ona kartını verdiğinde, yaşayacağı şaşırtıcı deneyimlerin hayatını nasıl değiştireceğini bilmiyordu Giordano bize yaşamayı sevmeyi öğretiyor. Raphelle Gıordano’nun romanı “İkinci Hayatın Tek Bir Hayatın Olduğunu Anladığında Başlar” uzun ve düşündürücü bir isim taşıyor. Bir trafik kazası ve değişen koca bir hayatın hikayesi var romanda. Fransa’da bestseller oluyor bizde 3.baskısını yapıyor kitap. Gülşah Ercenk’in güzel Türkçesiyle dilimize kazandırılmış romanı mutlaka okuyun.Sayfaların arasındaki gizem ve korkuAşk otellerinden birinde korkunç şekilde dövülen bir eskort kadın… Karanlık yanını ustalıkla gizleyen bir erkek… Ve güzel bir kızı başka bir gerçekliğe kaçıran Yüzü Olmayan Adam…Karanlıktan Sonra gece insanlarının romanı… Bütün Murakami romanları kadar gizemli ve ürpertici… Çevirdiğimiz her sayfada, başka bir heyecan, başka bir korku ve başka bir merak bizi yakalıyor.Bazen elimizden bırakıyoruz kitabı, sonra kaldığımız yerden korkarak ona devam ediyoruz; bazen de bir solukta bitiriyoruz onu.Bu da bir solukta bitirilenlerden. Devrimci bir hayal ustasıİnci Aral, son romanı Sevgili’de şahane bir hayat hikayesine yelken açıyor. Yılmaz Güney’in hayatından esinlenerek yazılan roman, sanatçıyı sevenler için hazine niteliğinde üstelik İnci Aral kalemiyle hayat bulmuş. İnci Aral okur musunuz bilmem. Ben bütün kitaplarını okudum. Okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim. Çünkü edebi lezzeti alabileceğiniz nadir kalemlerden biri o. Yılmaz Güney ise hem hayat içindeki duruşu hem sanatını icra ederken gösterdiği başarı hem de sahip olduğu tavrıyla tam bir fenomen…Usta bir kalem usta bir sanatçıyla, dev bir yürekle ancak bu kadar güzel bir şekilde bir araya gelebilirdi… Yılmaz Güney Işıklar her söndüğünde beyazperdede inatçı bir umut yaratan, karanlıkları aydınlığa çıkartmak için topluma bir çift asi göz armağan eden, halkın sevgilisi haline gelmiş devrimci bir sanatçı... Türkiye’nin, bugünlere nasıl geldiğimizi gösteren çalkantılı bir dönemi...Özgürce yaratma ve var olma savaşı veren aykırı sinema adamının, trajik ama onurlu bir çatışmaya sürüklenişi...Bu edebi kurguya dayalı, acı bir umudun ve yalın sevginin romanı.”
Sonbahara hüzünlü diyorlar. Tam da aşkı, kitaplarla sorgulayacağımız bir dönem bu...Bize düşen beklemekFarklı bölümlerde akıp giden hayat ayrıntılarının saklı olduğu “ Güzel Kaybettik” , Caner Yaman’ın kitabı…“Bize düşen, düştüğümüz yerde beklemek oldu hep. Bekleyecektik ve beklenenler asla gelmeyecekti. Gelecek dedikleri şey, olmayanlar, gelmeyenler ve kaybedilenler üzerine inşa edilecekti. Soğuk, karanlık, yalnız ve tedirgin koridorların çatlak duvarlarına asılmış birer gölgeydik bu hayatta. Bir fotoğraf kadrajının dışında bırakılmış sevimsiz bir detay, devam zorunluluğu olmayan sıkıcı bir derstik. Öğrenemediler. Onlar bizden vazgeçtiler.Vazgeçtiler ve kazandılar.Biz kaybettik. Yine de vazgeçmedik. Her seferinde daha güzel kaybettik.En güzel biz kaybettik...”Kaybedişin güzeli olur mu ya da en güzeli? Yazara göre oluyormuş,. Hayat, ona nasıl bakarsanız size öyle adım atıyor çünkü. O kadar keyifli ve sahici bir kitap ki eminimsiz de keyif alacaksınız.Yaşamak için bugün yeter“Hayat gözler açıkken görülen bir rüyadır.Rüyanın başlangıcı ve sonu vardır.Başlangıcı ve sonu olmayan şey hakikattir.Hakikat insanın içindedir.Onu aramak için hiçbir yere gitmene gerek yok.Doğmamış olanı ve bilinmeyeni ara ki ölümsüz olanı bulabilesin...” Hayata Aşk Mektupları, arayıştan bilince, korkudan özgürlüğe, isyandan bilgeliğe, her konuda bir hayat rehberi.Osho, otobiyografik çalışmalar dışında hiç kitap yazmad. Onu “Hayata Aşk Mektupları” başlıklı kitabın yazarı olarak okuduğumda şaşırdım. Sonra baktım ki paylaşımları 150 bölümde toplamış. Hayata aşık olunur mu, ya da ona aşk mektubu yazılır mı demeyin. Belki de en büyük aşkımız onadır, nereden biliyorsunuz? Bir Zweig klasiği...Aşkı tek taraflı yaşamak kadar acı ve insanın ruhunu zenginleştirici bir şey var mıdır hayatta? Bu nasıl büyük bir tezattır! Böyle bir aşkı yaşayanlar, hayata başkaları gibi bakamazlar. Başka hisseder, başka görürüler…Stefan Zweig’in “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” klasiğinde de böylesi bir tutkunun sonucunda kimin tarafından yazıldığı belli olmayan bir mektup okuyacaksınız. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu tek başına yaşamaya razıdır, Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Büyük yazarın büyük kaleminden, büyük bir düş ürünü. Kim bilir, belki de gerçektir...
Sonbahar’a sayılı günler kala yaz mevsimine ılık bir esinti katacak bu kitapları okumadan geçmeyin...Kadın intikam almaz“Erkek balinalar şarkı söyleyerek eş ararlarmış. Bunu da dişi balinaların duyma eşiği olan 12-25 hertz aralığında yaparlarmış. Ancak bir erkek balina keşfetmiş denizbilimciler, şarkısını 52 hertzde söylüyormuş. “Yazık, değil mi?” dedi, “Daha gür söylerse daha çok duyulur sanıyor.” Kafamla onayladım. Hâliyle hiçbir dişi balina duyamıyormuş bu şarkıyı. Zavallı balina, şarkısını 33 yıldır tek başına, şu an bile söylemeye devam ediyormuş. Ona “dünyanın en yalnız balinası” adını vermişler. “Demek beni ona benzettin, öyle mi?” diye sordum Parla’ya. “Evet, senin de bir şarkın var kimsenin duymadığı. Ama...” diye ekledi, “Ben duydum işte!” Parla, Tunç İlkman’ın kitabı. Bu satırlar, dokuz ayrı bölümde, bir erkeği ağzından bir erkekle bir kadının yaşadıklarının toplandığı Parla’ nın arka kapak yazısından. Erkek bir kalemin bu kadar duyarlı, hoş anlatımı beni çok etkiledi.Siyahın içindeki beyaz nokta…Genç bir kız düşünün, siyaset bilimi okumuş. Tıpkı İngiltere veya Amerika’da yazılan alacakaranlık romanları gibi bir seri kaleme alıyor. İlk kitabı 300 bin satıyor. Yazdığı kitap film oluyor. Okumayan bu gençliği, resmen dize getiriyor. Bu yazar: Büşra Küçük. 1994 doğumlu… Yazdığı bu gençlik serisini okumamıştım. Kitabın dördüncüsünü gördüm. Bir merak uyandı içimde. 100 bin baskıyla girmişti edebiyat dünyasına. İddialı bir sayıydı bu. Biraz araştırdım. “Wattpad’de amatörce yapılmış bir çalışma olarak başlamış yazar bu işe, sonra hikaye kitaplaşmış ve film olmuş. “Kötü Çocuk serisi, Türk tarzı bir Twilight olabilir, denmiş. Kayla ve Meriç’in esrarengiz ve gizemli ilişkisi üzerinden yürüyen romanlar insanın kendini bulma yolculuğunu anlatıyor. Güzel bir gençlik edebiyatı.Yer üstü hazineleriYetenekli, üstün zekalı, deha diye adlandırılan çocukların ne kadar farkındayız? Daha doğrusu farkında mıyız? Bu soruyu bizim için TÜZDEV’in yani Türkiye Üstün Zekalı ve Dahi Çocuklar Eğitim Vakfı Genel Başkanı Opr. Dr. Kemal Tekden soruyor. Ona göre bu çocuklar birer yer üstü hazinesi… Bu sebeple, sorularının cevaplarını Yerüstü Hazinelerimiz başlıklı kitabında toplamış. Toplumları ileriye taşıyan birbirinden değerli isimlerin sahip olduğu bu özellik nasıl fark edilir, nasıl geliştirilir, bu çocuklara nasıl bir ilgi göstermek gerekir, gibi hassas soruların cevaplarını bulacağınız bu kitap, çok önemli bir noktaya da dikkat çekiyor. Biz çocuklarımızın ne kadar farkındayız?TÜZDEV, ayesinde kendime aynı soruyu sordum: Ne kadar farkındayım?